Osmanlı’dan Cumhuriyete hileli seçimler ve 16 Nisan referandumu [Dr. Serdar Efeoğlu, yazdı]

Türkiye, 16 Nisan referandumu ile sistem değişikliğine onay veren Anayasa değişikliklerini onayladı. Referandumun en olumsuz yönü OHAL şartlarında yapılmasıydı. Benzer şekilde 1961 Anayasası’nın kabul edildiği referandum esnasında da askeri yönetim devam etmekte, Ankara ve İstanbul’da örfi idare uygulanmaktaydı. İktidar partisi Demokrat Parti kapatılmış ve “hayır” propagandası yapılmasına engeller çıkarılmış, sandıkların bazılarında topluca “evet” oyu çıkmıştı.

12 Eylül darbecileri de 1982 Anayasası’nı sıkıyönetim şartlarında referanduma götürdüler. “Hayır” propagandası yapanları “anarşist” olmakla suçladıkları gibi dini söylemleri de kullanarak % 92 oranında evet çıkmasını sağladılar.

16 NİSAN REFERANDUMU

16 Nisan Referandumu öncesinde de benzer söylemlerle “hayır” oyu verecek vatandaşlar “terörist” olarak yaftalandı. “Evet” oyu vermenin “farz” olduğu iddia edildi. HDP yöneticileri siyaset dışı bırakıldı ve hayır propagandasına sürekli engeller çıkarıldı. Asıl problem ise seçim günü ortaya çıktı. YSK’nın kanuna aykırı olarak verdiği kararlar, birçok yerde seçmen sayısından fazla oy kullanılması, 1961 ve 1982’de olduğu gibi bazı sandıklarda topluca evet çıkması referandumu “şaibeli” hale getirdi.

Türk tarihinde ilk defa 1876 Anayasası ile 1877’de parlamento seçimleri yapıldı. II. Abdülhamit, 1877-1878 Savaşı bahanesiyle Meclis’i feshettiğinden parlamento çok kısa yaşayabildi. II. Meşrutiyetin 23 Temmuz 1908’de ilanı ile ikinci defa seçimler yapıldı. Seçimlere İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) dışında Ahrar Fırkası da katıldı. Böylece Türkiye’de ilk defa çok partili seçim gerçekleşti. Bu seçimde 282 mebusluğun 281’ini İTC kazandı.

SOPALI SEÇİMLER

hileli seçimler1912 yılında yapılan seçimler ise tarihe “sopalı seçim” olarak geçti. Seçimlere İTC’nin karşısındaki muhalefet Hürriyet ve İtilaf Fırkası çatısı altında girdi. İTC yine büyük bir başarı elde ederek 284 mebusluğun 278’ini kazandı.

İttihatçılar, kısa bir süre önce İstanbul’da bir mebusluk için yapılan ara seçimi bir oyla kaybettiğinden seçimlerde bir sürpriz yaşamamak için her yola başvurdu. Bu seçimlerde İTC; mülki amirleri, emniyet ve ordu kadrolarını değiştirerek seçimi garanti altına almaya çalıştı.

İTC orduyu da siyasete alet etti. Askerler sokaklarda “Yaşasın Cemiyet” sloganları ile halka gözdağı verdiler. Subaylar askerlere İttihatçılara oy vermenin gerekliliğini uzun uzun izah ettiler. İttihatçılar, seçimi kazanmak için her türlü baskıyı uyguladılar. Seçim sürecinde birçok yerde muhalifler dövüldü.

Özellikle muhalefetin Edirne adayı Dr. Rıza Tevfik’in darp edilmesi, Siroz’a Hürriyet ve İtilaf şubesini açmak için gönderilen Mustafa Nuri Bey’in dövülmesi ve aldığı darbelerin etkisi ile vefat etmesi seçimlere damga vurdu. Bu seçimler; başkasının yerine oy kullanılması, bazı yerlerde oyların çalınması, sayımın sadece İttihatçılar tarafından yapılmasından dolayı “ilk hileli seçimler” olarak tarihe geçti.

Cumhuriyet döneminin ilk seçimleri ise iktidarın istediği adayların onaylanmasına dayanan bir yöntem şeklinde gerçekleşti. Bu dönemin şaibeli seçimleri ise 1930’da yapılan yerel seçimler oldu. Atatürk, 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin etkisiyle Hükümeti denetletebilmek amacıyla 12 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF)’nı kurdurdu. Böylece Batılı bazı yazarlar tarafından “şekil bakımından Batılı, fakat gerçekte Doğulu bir diktatörlük” olarak ifade edilen Türkiye’nin rejimi daha demokratik hale gelecekti.  Muhalefet partisi, birkaç ay yaşasa da yerel seçimlere iştirak etme imkânı elde etti.

ZAVALLI SERBEST FIRKA!  

Yerel seçimler, Fethi Bey (Okyar)-M. Kemal Paşa rekabetine dönüştü. Oy kullanmak isteyenlerin önce sandık görevlilerinin “Oyunuz Gazi’nin sandığına mı, Fethi’nin sandığına mı?” sorusuna cevap vermek zorunda kalması, CHP’nin her ne pahasına olursa olsun seçimi kazanmayı hedeflediğini göstermekteydi. CHP’li bir milletvekili seçim öncesinde “geçeceğiz, kıracağız, seçimi biz kazanacağız” demekteydi.

Seçimlerde ilk tartışmalar seçmen listelerinin eksikliği ile başlamıştı. Örneğin İzmir’de seçmenlerin yarısı listelerde gözükmüyordu. Bursa’da bir jandarma komutanı imamlara SCF’ye oy verilmemesi için halkın uyarılması talimatını vermişti.

Radikal milliyetçi söylemin dozu giderek artmış, “SCF azınlıkların, CHP Türklerin partisi” olarak ilan edilmişti. CHP’liler Serbest Fırkayı “Bolşevik, komünist, mürteci ve gâvur” olmakla suçluyordu. Antalya Fenike’de Kaymakam muhtarları, CHP’nin seçimi kazanamaması durumunda “irtica” suçuyla idam ettirmekle tehdit etmişti.

hileli seçim 1

SCF’nin kazanma ihtimali olan yerlerde ise seçime doğrudan müdahale edildi. Antalya şehir merkezinde SCF’nin kazanacağı anlaşılınca SCF seçmenleri sandığa yaklaştırılmadı. CHP seçmenleri ise arabalarla ve para verilerek sandıklara götürüldü. Sonradan bu seçmenlerin bir kısmının daha önce oy kullandıkları anlaşıldı.

İki hafta sürmesi kararlaştırılan seçimler bazı yerlerde erken bitirildi. Seçimde “açık oy, gizli tasnif” esasının uygulanması, seçmen iradesini sınırlayan temel faktördü. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın yönlendirmesiyle valiler seçim güvenliği bahanesiyle her türlü usulsüzlüğü yaptılar. Birçok kişiyi tutuklatarak ve isyan ettikleri gerekçesiyle halkın üzerine ateş açtırarak gözdağı verdiler. Örneğin Adapazarı’nda SCF’ye destek veren aydınlar “irtica” bahanesiyle tutuklandı.

Seçimlerde kadınlara oy kullanma hakkı verildiği halde muhalif partiye oy verecekleri endişesiyle birçok sandık listesinde tek bir kadın seçmen bile yer almadı. Bazı yerlerde SCF’nin sandık kurulu üyelerine sandıklarda görev yaptırılmadı. Antalya Valisi daha da ileri giderek SCF idare heyetinden seçimden feragat edilmesini, aksi takdirde 52. Alaya süngületmekle korkuttu.

İstanbul’da belediye işçileri işten çıkarılmakla tehdit edilerek CHP’ye oy vermeye zorlandılar. Buna benzer olaylar birçok işkolunda yaşandı ve işini kaybetmek istemeyen işçiler iktidar partisine oy vermek zorunda kaldı. Bazı yerlerde de iktidar partisi yöneticileri halka un ve tohumluk vermeyi teklif ederek halkın tercihini değiştirmeye çalıştı.

Bu kadar baskıya ve usulsüzlüklere rağmen SCF girdiği seçimde 502 belediyeden ikisi büyükşehir olmak üzere 31 belediye kazandı. Hatıra eserler ve araştırmalara göre seçimlerin baskıdan uzak yapıldığı tek yer olan Samsun’da seçimi CHP’nin 472 oyuna karşılık 3.312 oy alan SCF kazandı.

Seçimlerden sonra TBMM’de ciddi tartışmalar yaşandı. SCF milletvekilleri seçimlerde hile ve yolsuzluk yapıldığını, sonuçların gerçekleri yansıtmadığını ileri sürdüler. İçişleri Bakanı, mülki amirler, polis ve jandarmanın seçimlere müdahale ettiğini, Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerin bile çiğnendiğini ifade ettiler. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ise muhalif partiyi saltanatçılar ve gericilerin doldurması nedeni ile müdahalenin şart olduğu şeklinde bir savunma yaptı.

İşin ilginç yanı CHP, SCF’nin kazandığı belediye başkanlıklarını Danıştay kararı ile iptal ettirdi. SCF de 17 Kasım 1930’da kendisini feshederek siyasi varlığını sona erdirdi. Bundan sonra Atatürk devrinde bir daha çok partili hayat denemesi yapılmadı. Türkiye’nin çok partili demokrasi için on beş yıl daha beklemesi gerekti.

Atatürk’ün Hasan Rıza Soyak’a söylediği sözler 1930 seçimlerinin kısa bir özeti gibiydi: Hangi fırkanın kazandığını ben sana söyleyeyim, kazanan idare fırkasıdır, çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu bilesin!‟  

1912 ve 1930 seçimlerinde yaşananlara baktığımızda iktidar partilerinin kendi iktidarının devamı için her yola başvurduğu açık bir şekilde görülmektedir. 16 Nisan Referandumu da 100 yıl önceki şaibeli seçimlerin tekrarı şeklinde olmuş ve devletin bütün imkânlarını kullanan AKP iktidarı, YSK’nın da desteğiyle Anayasa değişikliklerini % 51 ile de olsa halka onaylatmıştır.

Bu başarı yine de referandumla ilgili şaibeleri ortadan kaldırmayacak, vicdanlardaki adalet duygusunu tatmin etmeyecek ve uzun yıllar unutulmayacaktır. Özellikle her zaman dindarlığı öne çıkaran ve Tek Parti devrini kötüleyen AKP’nin, İttihatçılar ve CHP’nin seçimlerdeki hilelerini aynen tekrar etmesi her yönüyle ilginç bir durumdur. Aslında referandumun galibi gibi gözükenler, tarih ve insanlık önünde şu an fark edemeseler de büyük bir mağlubiyete uğramışlardır.

Kaynaklar: E. Öz, İzmir ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, Manas SBD, S. 5, 2015; H. Çolak, 1930 Belediye Seçimleri, AÜ TİTE yüksek lisans tezi, 2007.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin