Organize suç örgütü devleti yönetirse…

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Hastalığının bütün izleri yüzüne yansımış, güçlükle konuşuyor. Eşi tutuklu, sekiz yaşında bir çocuğa tek başına annelik yapmaya çalışıyor. İnsan ister istemez diyor ki bu kadın ne yapmış olabilir? Hangi hunhar cinayeti işlemiş, hangi amansız soygunu gerçekleştirmiş olabilir? Uyuşturucu baronu muydu? Ya da organ mafyasını mı yönetiyordu? Silahlı terör örgütüne üye olmaktan yargılandığına göre, kim bilir çok kanlı bir terör eylemi sırasında mı yakalandı? Devlet yakalamış ve 4. evre kanser olmasına rağmen bu kadar kararlılıkla yakasını bırakmadığına göre demek ki insanlığın kara tarihine girecek bir suç işlemiş!

Yok hiç birisi değil, ne Reza Zarrap gibi memleketi rüşvet ve yolsuzluğa boğmuş, ne de 400 milletvekilini versinler diye ülkeyi kan gölüne çevirenler arasında olmuş. Ne hırsızlığı, ne yolsuzluğu, ne de kanlı bir eylemi var. Hiç birisi yok.

Ya bir bankaya para yatırmış, ya fakir öğrencilerin barındığı bir yurtta yöneticilik yapmış ya da Digitürk aboneliğini iptal etmiştir en fazla. Ama devlet gücünü kullanan şebeke yedi kolla tutmuş bırakmıyor, göstere göstere ölüme gönderiyor.

Devlet o insafsız, acımasız siyah yüzünü Şair İlhan Sami Çomak’a da aynı şekilde gösteriyor. İlhan Sami daha 19 yaşında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde öğrenciyken hiçbir somut delile dayanmaksızın, örgüt üyesi olmaktan dolayı tutuklanıyor tam 27 yıl önce. Bu süre zarfında ülkedeki bütün mafya liderleri, uyuşturucu tacirleri, tecavüzcüler, kadın katilleri ve bilumum eşkıyanın hepsi afla, ufla, vahla serbest bırakıldı ama bu Bingöllü kimsesiz şair tahliye edilmedi. Tıpkı 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ın ispatlanmayan bir suçtan 25 yıldır hapiste olması gibi. O da en güzel çağlarını demir parmaklıkların arkasında geçirdi.

Mehmet Emin Özkan, JİTEM’in işlediği bir cinayete bulunan kılıf olarak 25 sene önce tutuklandı. Bugün yeme, içme, giyinme ve banyo ihtiyaçlarının hiç birini karşılayamayacak kadar hasta olan Mehmet Emin Özkan’ın hapis yatmasına sebep olan General Bahtiyar Aydın cinayeti.

Bu cinayetle ilgili olarak 2014 yılında açılan davada savcı bu cinayetin bir JİTEM cinayeti olduğunu dile getirmiş, bu nedenle dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında ceza istemişti. Ancak AKP’nin yeni ortakları devreye girerek bu davanın akim kalmasını sağlamıştı. Köyde yaşayan bir gariban olan Mehmet Emin Özkan’da başkasının işlediği cinayetin günah keçisi olmaya devam etmişti.

Bugün Türkiye’nin siyaseti ve yargısı, insanlığın utanç listesine girecek bir görüntü veriyor. Bir yanda bu denli mazlum ve mağdur insanlar, devlet eliyle göstere göstere ölüme mahkum edilirken diğer yandan avazı çıktığı kadar suç işlediğini söyleyenler siyasetin ve yargının koruması altında hoyratça ve hunharca suç işlemeye devam ediyor.

Hatırlayacaksınız Reza Zarrab, Amerikan mahkemelerinde çıkıp bütün dünyanın gözün önünde her şeyi bir bir anlatmış, kimlere rüşvet verdiğini, kimleri maaşa bağladığını, paraya boğduğu iktidar partili isimlerin kendi lehine nasıl yolsuzluklar, usulsüzlükler yaptığını, ne tür yalanlar söylediklerini herkesin gözüne baka baka anlatmıştı. Yine eski bakan Erdoğan Bayraktar da her fırsatta, kendine uzatılan her mikrofona 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarındaki her iddianın doğru olduğunu ve yargılanmaya hazır olduğunu söylüyor.

Ahmet Davutoğlu, 17-25 Aralık operasyonlarına konu olan bakanların “Biz yanarsak hepinizi yakarız” mealinde sözlerle iktidarı tehdit ettiğini ve böylece yargılanmaktan kurtulduklarını; Sedat Peker, Suriye’ye tırlar dolusu silahın nasıl götürüldüğünü, terör gruplarının iktidar tarafından nasıl silahlandırıldığını tek tek anlatmıştı. İktidar gücünü kullanan siyasetçilerin boğazına kadar battığı hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık, uyuşturucu ticaretlerini delilleriyle beraber defalarca dile getirdi. Ne savcılar, ne polisler, ne başka güvenlik güçleri ne de muhalefet partileri bunların yüzüne dönüp baktı. Bugün yargı içinde hükümetin adamı olmayan tonlarca hakim savcı var ama onlar da bu çirkin filmi izlemekten başka bir şey yapmıyor.

Hükümette bakanlık koltuğunda oturanların eşleri, yeğenleri yakınlarının ya da bizzat kendilerinin karıştığı yolsuzluk dosyaları bütün sansüre rağmen çarşaf çarşaf ortaya dökülüyor.

Tecavüzcüler, kadın katilleri, sübyancılar üç gün gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılırken devlet gücünü kullananların bulaştığı kriminal işleri ortaya dökenler ve temiz bir ülke isteyen yüzbinlerce insan tutuklu durumda.

Bütün bunlar bize şunu anlatıyor, Türkiye organize bir suç şebekesi tarafından esir alınmış, siyaset de bu suç şebekesinin varlığını devam ettirebilmesi için elinden gelen her şeyi yapıyor. İktidarı muhalefetiyle siyaset ve bu siyasetin yargıdaki uzantıları mazlumu cezalandıran zalime korumalık yapan bir kurum haline geldi.

1 YORUM

  1. “…..Türkiye organize bir suç şebekesi tarafından esir alınmış…”.
    diyorsunuz, tamamda Dilipak tan ta kahvedeki çaycıya kadar hepsi sanki bu çetenin gönüllüsü. Tuhaf bir durum var. Bunca zülmü bunca bir halk nasıl gönül veriyor, onu anlamış değilim.
    Davudoğlu
    Babacan
    Akşener
    Bütün bir millet en başta cemaate yapılan zülme gülerek seyirci kalıyor. ( Aslında be tüm bunları 100 yıldır Kürtlere yapılan zülme bağlıyorum. Aynısını Kürtler 40 yıldır iliklerine kadar yaşıyorlar ve toplum sessiz kaldı, ZÜLMÜ KANIKSADI)

    Yani Babacan ve Davutoğlu bile Fetö demeden söze giremiyorlar. Bu nasıl bir İMAN. dır? Anlamış değilim.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin