Olağanüstü hâllerimiz: Kimi, kime şikâyet edeceksin?

Haber-Yorum| Kemal Ay

Amedsporlu futbolcu Deniz Naki dün takımının Mersin İdmanyurdu’yla oynadığı maçta, rakip taraftarın saha içinde saldırısına uğradı. Gençlerbirliği’nde oynadığı dönemde de, 2014’teki Kobani olayları esnasında sosyal medyada yaptığı paylaşımlar sebebiyle birkaç taraftarın saldırısına uğramış, bunun üzerine kulübüyle sözleşmesini feshetmişti. Almanya doğumlu olan Deniz, Mersin’de oynadıkları ve 7-0 kazandıkları maçın ardından şöyle bir açıklama yaptı:

‘Maçtan sonra polis soyunma odasına geldi ve bana şikayetçi olup olmayacağımı sordu. Ben şikayetçi olmayacağımı söyledim, kimi kime şikayet edeceğim, bir şey çıkmayacaktı.’

Deniz Naki hakkında daha önce ‘terör propagandası yapma’ gerekçesiyle bir soruşturma açıldı. Sosyal medya paylaşımları ve basına yaptığı açıklamalar sebebiyle başlatılan soruşturmanın ilk kez görülen davasında beraat kararı çıkmıştı. Ancak Yargıtay’ca bu karar bozuldu ve tekrar yapılan yargılama geçen Nisan ayında sonuçlandı ve Naki hakkında ‘örgüt propagandası’ suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verildi. Ceza, ertelendi.

Geçen hafta kendi adına açılan bir sosyal medya hesabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret edildiği gerekçesiyle gözaltına alındı Amedsporlu futbolcu. Hesabın ona ait olmadığı anlaşıldığı için de kısa sürede serbest kaldı ve haftasonu Mersin’le maça çıktı. Ancak bu sefer de taraftarın saldırısına uğradı.

FUTBOLCULAR HEP AKP’Lİ OLURSA SORUN YOK

Naki’ye göre sosyal medyada yaptığı paylaşımlar ‘barış’ içerikli. Ailesi Dersimli olan Deniz, kolundaki ‘Azadî’ (özgürlük) dövmesiyle de tanınıyor. Almanya’daki futbol kariyeri çok başarılı değildi. Almanya genç milli takımlarında bir süre başarılı performans ortaya koysa da, kulüp takımlarında pek varlık gösteremedi. Almanya 2. liginde oynarken Gençlerbirliği ile anlaşarak Türkiye’ye geldi ve ardından Amedspor’la anlaştı.

Diyarbakır taraftarının sevdiği bir futbolcu hâline geldi burada. Politik mesajları da şehrin çoğunluğu ile örtüşüyordu nitekim. Terörden yargılandığı davada HDP’li milletvekilleri hazır bulundu. Futbolcu olması sebebiyle geniş kitlelere sesini duyurabiliyor. Nefret edenler bile takip ediyor. Zira futbol Türkiye’deki en popüler alanlardan biri. İnternette, sosyal medyada en çok konuşulan konulardan birisi.

Nitekim bunu en iyi bilenlerden olan Cumhurbaşkanı Erdoğan da, futbolcular üzerine özellikle çalışıyor belli ki. Fenerbahçeli olduğu biliniyor ancak Galatasaray’dan Arda Turan’la ilgileniyor. Trabzonspor’la Katar sermayesinin arasını yapıyor. Beşiktaş’ın stat açılışında ön safta duruyor. 16 Nisan referandumunda ‘Evet’ cephesinin ‘gayri resmi’ propagandasını da Rıdvan Dilmen, Arda Turan ve Burak Yılmaz’la yapmıştı. Futbolcuların yanı sıra Murat Boz gibi şarkıcılar da katılmıştı.

AKP’LİLİK YAKINDA MECBURİ OLABİLİR

Siyasî tercih açısından AKP ile HDP arasında pek fark yok. Yani olmaması lazım. Mevcut yasalara göre ikisi de legal partiler. İsteyenin istediği partiye oy verebilmesi, gidip o partide siyaset yapabilmesi gerekir. Eğer değilse, Anayasa Mahkemesi’nin partileri kapatma yetkisi var. Ancak HDP’nin kapatılmayıp şu anki hâliyle var olması daha çok işe geliyor muhtemelen. Her şeye rağmen HDP’ye yaklaşanlara açıkça ‘terörist’ muamelesi yapılıyor. Kapatılmış olsa, kime nasıl terörist diyecektiniz?

Gelgelelim, AKP’ye yaklaştığınızda ‘yasal dokunulmazlık’ elde ederken, HDP’ye yaklaştığınızda bir anda ‘şüpheli’ olarak buluyorsunuz kendinizi. Bakın mesela Konyaspor Başkanı da Bylock’tan gözaltına alındı ve hemen sonra serbest bırakıldı (tabi bu arada Bylock’tan herhangi birinin yargılanması bile komik). Konyaspor’un aldığı cezayı ‘çözmek için’ bizzat Başbakan Binali Yıldırım söz verdi. IŞİD saldırısı sonrası yapılan saygı duruşunu ıslıklayan Konyaspor taraftarı ‘el üstünde’ tutuluyor.

‘Olağan durumda’ bir ülkede yaşayan herkesin ‘sıfır noktası’ o ülkenin vatandaşlığıdır. Sonra diğer toplumsal ya da siyasal katmanlar devreye girer. Ancak o toplumsal ya da siyasal farklar, tercihler birbirine eşit olmak durumundadır. Aksi takdirde toplum içinde birilerinin birilerine ‘zulmettiği’ gerçeğiyle karşılaşırız.

Ancak ‘olağanüstü hallerimizde’ AKP kendisini o ‘sıfır noktası’ olarak belirlemeye çalışıyor. Bu sebeple 16 Nisan referandumunun sloganı, ‘Parti meselesi değil memleket meselesi’ oldu. Cumartesi günü Kahramanmaraş’ta konuşan AKP sözcüsü Mahir Ünal bu sebeple Erdoğan’ın ‘de facto’ konumunu anlatmaya çalıştı ve parti değil memleket meselesi olarak Erdoğan’ı korumaları gerektiğini partililere anlattı.

Nitekim 15 Temmuz’un yerleştirilmek istendiği nokta da burası. 15 Temmuz Erdoğan’a karşıydı, demek ki 15 Temmuz’la birlikte kurulan ‘yeni devlette’ Erdoğan tartışılmaz lider. Bunun gideceği yer şurası olur muhtemelen: 2019’da Erdoğan’ın diğer fanilerle bir seçim yarışına girmesi hakaret olur, o sebeple Erdoğan’ı ‘ebedî şef’ ilân ediyoruz!

METAL YORGUNLUĞU DEDİĞİN…

Hakikat er geç bir gün ortaya çıkar çünkü insanlar yalanlardan yorulur. Evet, yalan yorucu bir iştir. Planlama gerektirir, zekâ gerektirir. Kime hangi yalanı söylediğinizi iyi bilmelisiniz. O yalanı sürdürmek için yeni kurgular oluşturmanız gerekir. Hele bu kadar çok yalan söyleyip geri dönüşü olmayan bir yola girmişseniz, yalanlarınızın bedeli giderek artar. ‘Metal yorgunluğu’ kaçınılmaz olur.

Sonra bir gün taraftarlarınız yaşadıkları adaletsizlikleri şikâyet edecek bir merci ararlar ancak Deniz Naki’nin dediği gibi, ‘kimi kime şikâyet edeceksin?’ diyerek çaresizliğe düşerler…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin