OdaTv Erdoğan’ın 15 Temmuz senaryosunu nasıl çökertti?

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN 

“Merd-i kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler” derler. ‘Kendini övmeye çalışırken farkında olmadan kabahatini söyleyenler’ için kullanılıyor. 

Anonim sanılsa da gerçekte Mehmet Ragıp Paşa’ya ait. 

Bana bu dizeyi hatırlatan olay Odatv’de okuduğum bir yazı. Hatta yazıyı okurken bir ara dönüp baktım gerçekten Odatv’de miyim? diye. 

Ne demek istediğimi, yazının orijinalliğini anlatacağım ama önce metinden alıntılar yapayım.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

BAYRAM DEĞİL SEYRAN DEĞİL!

Daha çok ‘kamuoyuna çağrı’ ayarında kaleme alınan yazı bildik “Ergenekon ve Balyoz kumpastı, vatansever askerlere tuzak kuruldu” söylemlerini tekrarladıktan sonra sürpriz bir noktaya evriliyor;

O tarihe kadar FETÖ ile el ele, kol kola, yanak yanağa, kucak kucağa olan, “ne istedilerse veren” iktidar, 17/25 Aralık sürecinde çıkar kavgasına tutuşunca, askerlere yönelik davaları en yetkili ağızlardan “kumpas” olarak tanımlamaya başladı. Böylece davalar birer birer düştü, sanıklar beraat etti.”

Devamında ise 15 Temmuz 2016’ya geliyor. 

İktidarın ‘Fetöcü darbe girişimi’ tezini tekrar eden yazar devamında şu ifadeleri kullanıyor; 

“Allah’tan TSK içinde FETÖ’cü olmayan, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e gönülden bağlı personel darbecilerden çok daha fazlaydı. 

Bu personel darbeci komutanların esas niyetlerini anladıkları andan itibaren derhal karşı koydular, darbecilerle mücadeleye giriştiler, araçları bozdular veya silah sistemlerinin çalışmasını engellediler. Sonuçta vatandaşların da desteğiyle FETÖ bir kez daha yenilgiye uğratıldı”

Yazar Erdoğan’ın ‘Halk tankların egsozuna atlet tıkayarak darbeyi engelledi’ tezini de çürütürken bir sonraki adımda ilginç bir noktaya geliyor; 

“Fakat bu süreçte bir gariplik vardı.

İhanet kalkışmasını planlayıp doğrudan eylemlerin içinde yer alan FETÖ müridi TSK personelinden başka, o gece neler olduğunu bilmeyen, “alarm tatbikatı var” denilerek, “terör saldırısı var” denilerek, “sıkıyönetim ilan edildi” vs. denilerek evinden çağrılan yüzlerce, binlerce personel de birliğine gitmişti. Onların bir kısmı aldıkları emirler çerçevesinde kışla içerisinde kaldı, bir kısmı birliğini emredilen yere sevk etti. 

Olası terör saldırısı nedeniyle takviyeye gittiklerini veya alarm tatbikatı nedeniyle araziye yayıldıklarını vs. sanarak yola çıkanların bir kısmı ne olup bittiğini öğrenince (yani darbeci komutanların esas niyetlerini anlayınca) intikal halindeyken derhal geri döndü veya gece boyunca arazide hareketsiz kaldı vs.. Hatta âmirleriyle kavga etti.”

“Bir kısmının yargılaması bitti. Ancak duruşmalarda, İç Hizmet Kanunu’nda belirtilen “mutlak itaat” ilkesi gereği, emir gelince tereddüt etmeden kışlalarına gittiklerini, ne FETÖ yapılanması ne de darbe kalkışması ile ilgileri olmadığını, aksine Atatürk ilke ve devrimlerine ve Cumhuriyet’e gönülden bağlı askerler olduklarını, kendilerinin FETÖ’yle bağını gösterebilecek ne okul geçmişi ne bylock ne de ankesörlü telefon vb. iletişiminde hiç bulunmadıklarını, o lanetli gecede kendi birliklerinden atılmış tek bir mermi dahi olmadığını vs. söyleseler de hâkimlere dinletemediler. Çoğu “ağırlaştırılmış müebbet” cezasına çarptırıldı.”

“BİZİM ÇOCUKLARI YARGILAMAYIN” 

Yazı şöyle devam ediyor; 

Lütfen elinizi vicdanınıza koyarak, aşağıdaki durum ve nitelikleri taşıyan bir personelin  “darbeci” olarak değerlendirilip “ağırlaştırılmış müebbet” gibi bir cezaya çarptırılması ne kadar doğrudur?

  1. O gece birliğine gelmiş olan, ancak o zamana kadar kendisinin veya eşinin FETÖ’yle bağlantısı, FETÖ’nün kullandığı bylock, ankesörlü arama ve / veya diğer iletişim yöntemlerini kullandığı, FETÖ’yle bağlantılı herhangi bir kurum ya da dernekle ilgisi, KPSS veya askerî okul sınavlarında yardım gördüğü, 1 dolar meselesi ve tanık – gizli tanık beyanları da dahil FETÖ’cü olduğu hiçbir şekilde kanıtlanamamış personel,
  2. Terör saldırısı, alarm tatbikatı, sıkıyönetim ilanı veya komutanın emri vb. “konusu suç teşkil etmeyen ve askerî yasalar çerçevesinde mutlak itaati gerektiren” gerekçelerle birliğine gelip katıldığı “kanıtlanan” personel, (Askerlik yapan herkes şunu pekâlâ bilir ki, er – erbaş ve uzman çavuşlar, astsubaylar ve – birliğin büyüklüğüne göre-  teğmenden icabında albaya kadar hiçbir personel aldığı bir emri mütalâa edip gereğini yapmama şansına sahip değildir.)
  3. Yine kışlasına gelmiş ve aldığı emir gereği “terör saldırısına karşı koymak” maksadıyla birlik dışına sevk edilen, ancak yolda durumu öğrenip geri dönen ya da ileri gitmeyip arazide kalan personel,
  4. Doğrudan halka ateş etmemiş, silah kullanmamış rütbeli personel,
  5. Askerî Lise, Astsubay Hazırlama Okulları ve Harp Okullarında okuyan öğrenciler,
  6. Erbaş ve erler (başındaki komutanın açık emri ile halka ateş edenler dahil). 

İşte tekrar soruyorum: Sayılan niteliklere sahip personel “darbeci” sayılabilir mi ve darbeci oldukları gerekçesiyle bunlara “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” verilebilir mi?”

Bu yazı emekli Albay Alican Türk tarafından kaleme alındı ve Oda Tv’de yayınlandı. 

‘Nasıl yani’ demeyin. 

Bugüne kadar Erdoğan rejiminin ‘resmi 15 Temmuz söylemini’ sorgusuz sualsiz kabul eden hatta ‘kraldan çok kralcı’ olan Odatv ‘eksen değişikliği’ olarak yorumlanabilecek bir adım attı. 

Çünkü Erdoğan’ın 15 Temmuz söylemine göre: ‘terör tehdidi’, ‘tatbikat’ ya da ‘emre itaat’ nedeniyle sokağa çıkma diye bir şey yok, tek amaç darbeydi. Darbe girişimine katılan herkes de Cemaatçiydi.

Odatv bu söylemi çöpe atmış. 

KOMPLONUN İTİRAFI 

Psikolojik Harp Uzmanı emekli Albay Alican Türk’ün yazısı 15 Temmuz’un tamamen kurgusal bir komplo olduğunun itirafı mahiyetinde. 

17 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında Erdoğan ile Ergenekoncu/Derin yapı arasında ittifaka gidildiği ve malum davaların beraatle sonuçlandırıldığı net olarak ifade ediliyor. 

Bence asıl bomba şurada: 

Malum olduğu üzere TSK 15 Temmuz’da ‘terör saldırısı’ ve ‘tatbikat’ gibi bahanelerle sahaya çekildi. 

Bu kumpası önceden bilen çekirdek kadro veya has dairedeki Atatürkçü/derin subaylar ya hiç ortada gözükmedi ya da tıpkı atletizm müsabakalarında önden koşup sonra yarışı bırakan ‘tavşan atlet’ gibi diğer personeli mobilize ettikten sonra darbeye karşıymış gibi davranıp ‘kahraman’ rolüne soyundular.  

Çekirdek kadro/has daire dışında kalan Atatürkçü/derin subay-astsubaylar bilerek ve isteyerek yakıldı. 

Yazının satır aralarında şu mesaj veriliyor; “rejimi değiştirme adına sizi de yakmak zorundaydık, kusura bakmayın, ama şimdi sizi kurtarmak için harekete geçtik.Sizi hapisten kurtarıp tazminatlarınızla birlikte (Ergenekon ve Balyoz’da olduğu gibi) makam – mevkii sahibi yapacağız”

Yazının ilerleyen bölümlerinde ‘suçsuzluğa gerekçe kılınacak başlıklar’; ByLock, ankesörlü telefon soruşturması vs diye sıralanmış. Yani ‘bunlar yoksa Fetöcü değildir” deniyor. 

Peki bu ne demek?

Yazıda bahsedilen Bylock, ankesörlü telefon, okul-dersane vs bağı olmayan yani Cemaat ile irtibatı tespit edilemeyen isimler beraat ettirilip iade ettirilecek demek. 

Bir başka ifadeyle Erdoğan’ın ‘müttefikleri tarafından’ hazırlanıp önüne konacak liste bu şekilde hazırlanacak. Yani Ergenekoncu-Derin yapı ‘kendi çocukları’na bu şekilde iade-i itibar yapacak. 

Emekli Albay Alican Türk uzmanı olduğu psikolojik harp taktiklerini yazıya ustaca serpmiş. 

Mesela planlarına masumiyet görüntüsü katmak ve toplumsal destek sağlamak  için “masum erler, askeri öğrenciler de beraat ettirilmeli” demiş. 

Oysa ki düne kadar erlerin, askeri okul öğrencilerinin, alt seviye subayların tutuklanmasını destekliyorlardı. 

Hatta bu konuda o kadar ileri gittiler ki, AKP’nin uydurduğu ‘Fetöcülük Kriterleri’nin hiçbirini taşımasanız bile adınız bir şekilde fişleme listelerine karışmışsa ‘kripto’ diye suçlanıyordunuz. 

Mesela Odatvcilerin çok sevdiği, Nedim Şener’in bayraktarlığını yaptığı ‘Fetömetre’ uygulamasında sıfır puan bile alsanız ‘kripto’ olarak suçlanıp tutuklanabiliyorsunuz. 

Bir başka ifadeyle Erdoğan rejiminin hedefindeyseniz sizi TSK’dan atıp tutuklamak için delile ihtiyaçları yoktu. 

Zaten sadece ordu değil, birçok kurumda ihraç için ‘gerekçe’ kısmında sadece ‘kurum kanaati’ yazıyor. 

Bu şu demek; kurumda ispiyonculuk yapan AKP uzantısı ve işbirlikçisi Kurdoğlu, Menzil ve Yazıcı personelin fişleme listesine soktuğu personel sorgusuz sualsiz ihraç edildi ve tutuklandı.

Kısacası düne kadar kendilerinden olmayan herkesi darbeci ilan edip tutuklamaları alkışlayanlar ‘birdenbire’ masum askerlerden bahsetmeye başladılar. 

BİR TAŞLA KUŞ SÜRÜSÜ VURDULAR!

Emekli Albay Alican Türk’ün OdaTv’de yayınlanan ve ‘darbeye karışan askerler Cemaatçi değilse yargılanmasın’ mealli yazısında psikolojik harbin incelikleri sıralanmış. 

Mesela ‘FETÖ mağdurları’ denen olay. 

Kamuoyunda “Cemaat mensubu olmadığı halde Cemaat yüzünden hakkında idari/adli işlem yapılan personel” olarak biliniyor.

Kumpasçılar uyduruk ‘FETÖ’ lafıyla sadece insanları ihraç edip hapsetmekle kalmadılar, ‘Cemaatle alakası olmayan yüzbinler bunların yüzünden ihraç oldu/hapsedildi’ söylemiyle toplumda Cemaat’e karşı nefret uyandırdılar. 

Yani bir taşla kuş sürüsü vurdular. 

Oysa ki ‘FETÖ mağduru’ denen şey gerçekte; böyle bir terör örgütü olmadığı halde, rejimi ve toplumu dizayn etmek, insanları sorgusuz-sualsiz soykırıma tabi tutmak için, nefesi kan kokan caniler tarafından uydurulmuş bir tanımlama.

Gerçekte “FETÖ mağdurları” denilen kesim Cemaatin değil, rejimi ve toplumu dizayn etmek adına hareket eden ve bu lafı uyduran grubun mağdur ettiği kimseler.

Sonuç olarak; Odatv’de yayınlanan ve Korona salgını tartışmaları arasında gözlerden kaçan bu yazı bir yandan Erdoğan rejiminin resmi 15 Temmuz söylemini çöpe atarken bir yandan da darbe yargılamalarının ‘geleceği’ hakkında ipucu veriyor. 

Not edilmeli. 

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin