Nöbetleşe 1984’ü okuyoruz!

TALAT DENİZ

George Orwell’ın 1984 romanı Türkçe’ye çevrilişinden yaklaşık 70 yıl sonra bile en çok satan kitaplar arasında. Roman, totaliter bir ülke tasavvuru içinde çıkış arayan bireyin hikâyesini anlatıyor. 1984’ün okurları, baskının geldiği yöne bağlı olarak her dönemde değişiyor.

İki yıl önce Mısır’da bir genç tutuklandığında çantasından George Orwell’ın 1984 romanı çıktığı ajanslara yansıdı. Tutuklanma gerekçesi farklıydı belki ama üstünden çıkan suç aletlerinden biriydi 1984. Winston Smith’in hayalî totaliter Okyanusya ülkesinde yaşadıkları hâlâ çok popüler ve sakıncalı. Türkiye’de de son yıllarda en çok satanlar listesine giren 1984 ‘baskıcı rejimin amentüsü’ niteliğinde. 1949’da çıktığında Amerika’da 10 milyon satış rakamına ulaşırken 25 milyon satışla dünyada en çok okunanlar listesinde yer alır hâlâ. Roman başta ‘komünizm karşıtı’ olmakla eleştirilir, 20-30 yıl sonra da ‘komünizm propagandası’ yaptığı gerekçesiyle yasaklanır. Sadece bir tarafa konulabilecek kalıpların dışındadır.

1984, totaliter sistemi en iyi resmeden kitap ve ütopya olarak nitelendiriliyor. Orwell’ın ölümünden iki yıl önce 1948’te yazıldı ve 1949’da yayımlandı. Romanın Türkçe’ye tercüme edildiği ilk tarih ise Menderes’li Demokrat Parti’nin son yılları. Muhtemelen ilk okurları Menderes karşıtlarından oluşuyordu. İlerleyen yıllarda 1984’ün okur kitlesi sık sık başkalaşım gösterecektir. 27 Mayıs ve sonrasında askeri vesayetin baskısını arttırdığı yıllarda bu sefer Demokrat Parti kitlesi 1984’ün yeni okurları olacaktır.

Türkçe’deki çeviri macerası

Romanın Türkçe’deki macerası ilginç bir seyir izliyor. İlk çeviri Doğan Kardeş Yayınları’ndan 1958’de çıkar ve çevirmenleri V. Turhan-S.Tonguç’tur. Aynı çeviri 1984’te İkizler Yayınevi tarafından basılır. Yağmur Yayınları Behzat Tanç çevirisini 1974-2003 yıllarında basar. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 1985 yılında Haldun Derin çevirisini yayınlar. Can Yayınları 1984-2010 yılları arasında Nuran Akgören, 2011’den sonra da Celal Üster çevirisini yayınlar. Şu an piyasada yer alan ve çok satan 1984 romanı Üster çevirisi. Belki başka çeviriler de var. Çeviriler arası karşılaştırma yapan akademisyen Seda Kaya, Türkçe’de 7 ayrı 1984 çevirisi olduğu bilgisini veriyor.

Can Yayınları’ndan aldığımız satış rakamlarında satış grafiğindeki şaşırtıcı artış gözlemlenebiliyor. 1984’te Can’dan basılmaya başlayan Nuran Akgören çevirisi 2010’a kadar 29 baskı yapıyor. 2011’den sonra Celal Üster çevirisi de 25 baskı yapıyor. Roman, toplamda 350 bin satış rakamına ulaşıyor. 30 yılı aşkın sürede yüzbinleri bulan satışın yarısını neredeyse son 5 yıl içinde yaptığı görülüyor. Yeni çeviri ve yayıncının ilgisi bunda etkili olduğu kadar ülkenin içinde olduğu ‘totaliter iklim’le ilgili olduğu da aşikâr.

‘Komünizme karşı’ yazıldığı eleştirisi geldiğinde Orwell’ın verdiği cevap kitabın amacı konusunda bir hayli açıklayıcı. “Kitabım hiçbir zaman sosyalizmin ya da İngiliz İşçi Partisi’nin politikalarının karşısında olmadı. Ben sadece komünizm ve faşizmin içinde daha önce fark ettiğim sapkınlıkları göstermeye çalıştım. Kitabın Britanya’da geçmesi ve İngilizce konuşan bir halkın içinde bulunduğu durumu vurgulamak istemem ise totaliter rejimlerin karşı çıkılmadıklarında herhangi bir ülkede hiç tahmin etmeyeceğiniz yerlerde ortaya çıkabileceğini düşünmemdendir. ”
totaliter iklimin etkisi

Totalitarizm her yerde ve yapıda kendini gösterebilmektedir. İngiliz sömürge imparatorluğuna da, Franco ve Stalin diktatörlüğüne de, Hitler faşizmine de tanık olan yazar tüm zamanlar için bir kitap yazmıştır aslında.

Bir zamanlar Orwell’ın Hayvanlar Çiftliği ve 1984’ü elinden düşürmeyen muhafazakâr ve İslamcı entelektüellerin AK Parti’nin ustalık yıllarında ilk unuttukları isim Orwell oldu. Bir dönem onlar için devletin baskıcılığını anlatmanın evrensel diliydi Orwell’ın kitapları. O kitapları okursak ne demek istediklerini hemencecik anlayabilirdik! Şimdilerde ise Orwell’ın 1984’te resmettiği türden baskıcı-totaliter bir rejime karşı durmak şöyle dursun 1984’deki Okyanusya türü bir totalitarizmi vaat ediyorlar. Sözgelimi Yasin Aktay ve Orwell kelimelerini Google da arattığınızda en yakın tarihli yazı 2008’de çıkıyor. Tam da rollerin değişmeye başladığı tarihler. Şimdilerde Türkiye’nin laik-sol kesiminde popüler. 1984 tam da onların son yıllarda şikâyet ettikleri devlet baskıcılığı ve düşünceden korkma retoriğini resmediyor çünkü. Bir zamanlar askeri vesayet yapısına ve 28 Şubat’a karşı çıkanlar Orwell’ı okurken şimdiler de AK Parti baskısına-vesayetine karşı çıkanlar okuyor, denebilir. Dönemler değişirken yasak, korku ve baskı devreye girdiğinde Orwell’ın kitapları da el değiştiriyor. Yarım asrı aşan bir sürede Türkiye’de Orwell’ın 1984’ü nöbetleşe okunuyor. En çok da muhalifken, mağdurken, baskıdan ve totalitarizmden şikâyetçiyken.

‘Büyük Birader’ seni gözetliyor!

1984 romanı bir hiçleşme, korku ve kâbus senaryosudur. Bireyselliğin ve insana dair en özel duyguların kurutulduğu, zihnin kontrol edildiği totaliter hayali bir devlet ve toplum yapısını resmeder. En ağır suçun düşünce suçu olduğu, farklılığa yer olmayan bir yerdir orası. Her hareketi gözetlenen ve ihbar edilen bireyler ‘parti’nin çizdiği çizgiler içinde kalmak zorundadır. 1984 her şeyi izleyen ‘Big Brother’ gibi pek yeni kavramı literatüre sokmuştur. Sadece konusu ile değil kullandığı dil ve anlatım biçimi bakımından da halen büyük ilgi gören Bilimkurgu ve Distopya(anti-roman)dır 1984.  Deneyimlerini romanlarına aktarmayı seven Orwell’in bu son romanı her ideoloji ve iktidar biçimi tarafından kurulabilecek modeli gözler önüne serer. 1984’te Newspeak (yeni dil) kavramlaştırması önemli yer tutar. İlgiyle okunan olay örgüsüne de sahiptir.

Totaliterizmi yaşadı ve yazdı

Orwell, 1948’de bitirdiği kitabına ‘Avrupa’daki Son Adam’ ismini vermeyi düşünse de son iki rakamının yer değiştirilmiş hali olan 1984’te karar kılar. Pek çok gerçek sanatçı gibi onun da hayatı zorluklarla geçer. Maddi refaha ömrünün son yıllarında hastalıklarla boğuştuğunda kavuşur. 1944’te yazdığı Hayvanlar Çiftliği kitabıyla üne kavuşsa da 1930’lardan itibaren yazmaktadır aslında. İlk kitapları kendi yoksulluğunu ve orta sınıfın çaresizliğini anlatır. Orwell 1903’te Hindistan’da sömürge yönetiminde gizli polis olan bir babanın oğlu olarak doğmuştur. Kendisi de bir dönem aynı bölgede aynı işi yapsa da sömürge sisteminden nefret eder.  1936’da İspanya’da Franco’ya karşı savaşan komünist gruplara gazeteci-gönüllü olarak katılır. Oradaki komünistlerin eşit ve adil bir dünya ütopyasının Stalin tarafından nasıl yerle bir edildiğine tanık olur. Şüphesiz yazarın tecrübe ettiği yaşanan faşizm ve totaliter yönetimler 1984’ün yazılmasına kaynaklık etmiştir.

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin