Nobel alan terörist

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Bu yazı bir Orhan Pamuk güzellemesi değildir. Aziz Sancar’a yönelik bir savunma olarak da okunmamalıdır. Fakat Pamuk ve Sancar – ister sevin, isterseniz beğenmeyin – Türkiye toplumunun çıkardığı önemli değerlerdir. Orhan Pamuk’un neredeyse tüm kitaplarını okudum. Kara Kitap’a dört defa başladım, üçünde yarıda bıraktım. Ama dördüncüsünde sonuna dek okudum. Bugüne dek okuduğum en iyi kitaplardan biri olması gerçeği, dilinin alışılan bir roman dilinden daha yorucu olmasından dolayı değişmedi. Bilakis, Orhan Pamuk’taki Borges vari postmodern üslup – bunu ben böyle yorumluyorum, edebiyat eleştirmenleri katılmayabilir – benim Pamuk’a hayranlığımın nedenlerinden biri oldu. Aziz Sancar’ın bilimsel kariyeri konusuna Pamuk’un eserleri kadar vakıf değilim. Kanserin tedavisine katkıda bulunan çalışmalarının Pamuk’un Beyaz Kale’sindeki Hoca karakteriyle uyumu üzerinde düşündüm. Benim Adım Kırmızı’daki Doğu-Batı tezatlığı ve bir o kadar da Siyam ikizliği – ya da aynadaki akis – kadar birbirini tamamlayan ve bütünleyen bir arada var oluş durumunu, Aziz Sancar’ın ABD’de olgunlaşıp bilimsel kariyerinin doruklarına çıkmasına paralel bulurum. Pamuk ve Sancar, farklı kulvarlarda Türkiye’nin adını olabilecek en üst kültürel ve uygarlık düzeyinde dünyaya duyurmuş çok önemli iki aydındır. Onların Türkiye’ye ve Türkiye toplumuna yaptığı katkıyı hiçbir siyasetçi sağlayamaz.

Türkiye’nin bugün Nobel ödülü alan aydınlarını bile “terörist” olarak nitelemesi inanın beni zerre kadar şaşırtmadı. Aylin ve Deniz Ege (kızım ve oğlum) bile bu rejimce aynı kategoriye sokuluyor. Ben, trafik cezası bile almamış bir insan olarak işimden-gücümden oldum. Tüm eğitimini (lisans-yüksek lisans ve doktora derecelerini) Almanya’dan almış ve 19 yaşından 34 yaşına kadar 15 yıl Almanya’da yaşadıktan sonra salt ülkesine hizmet etmek amacıyla Türkiye’ye dönüp, bir devlet üniversitesinde, üstelik taşrada on yıl görev yapmış bir akademisyen olarak, Orhan Pamuk ve Aziz Sancar ile aynı “kategoride” bu rejimce kara listeye alınmak, bir onur gerçekten de.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYİN

Erdoğan’ın isim vermeden Nobel’i kötülerken, Türkiye’den bir “teröriste” de bu ödülün verildiğini söylemesi, sıradan ve geçiştirilecek bir olay değil. Rejimin işleme mekanizmalarından birini açıkça göstermesi bakımından çok önemli. Sistem dışına çıkartılmak Türkiye’de çok kolay! Hiçbir ölçüt, kural, yasa falan yok. Normların yerleşik olduğu toplumların ancak ve ancak medeni sıfatıyla nitelenebilecekleri gerçeğini görmezden gelmeden Türkiye’deki sorunu anlayamayız. Türkiye, yasallığın ve meşruluğun ortadan kalktığı bir keyfiyet kirliliği içinde, medeniyetini zehirledi. Medeniyet olmadan toplumların var olmaları mümkün olamaz. Uygarlığı eriyip gitmiş toplumlar, gelecek inşa edebilir mi? Orhan Pamuk veya Aziz Sancar olmadan, hangi rol modelleri çocuklarına sunabilecek bu toplum? Organize suç örgütlerini, katilleri, hırsızları mı? Onlar idealize edilenler çünkü! Pamuk veya Sancar, Nobel almış olmanın aydın hakkını vermemiş de olsalar, avam bir şekilde, mahalle ağzıyla onlara çamur atılmasını kabul etmemek, eleştirmek zorundayız. Hayatında hiçbir kitap okumamış, eğitimle-bilimle ve edebiyatla ilişkisi ideolojik saplantılarına malzeme üretmekle sınırlı kalmış bir siyasetçinin, boyunu aşarak ulaşamayacağı derinlikler hakkında ahkâm kesmesi, toplumun bırakın yarısını, yüzde doksan dokuzu da ona destek verse, sadece ibretlik bir komedidir, bir vodvildir, bir karikatürdür. Tek bildiği nutuk atmak ve kupon arsadan anlamak olan Karadenizli refleksleriyle, kendisine İmam Hatip’te ezberletilen üç-beş Mehmet Akif ve Necip Fazıl şiiriyle Nobel almış yazar ve bilim insanları hakkında en akla gelmedik suçlamalarda bulunmak, akılla-izanla, hayatın olağan akışıyla, mantık ve hadle bağlarını tümden kopartmış bir patolojiyi gözler önüne seriyor!

Bu şekilde konuşmalar, sarayın kadroluları tarafından derhal tekzip edilse veya düzeltilse de, bu gerçekler değişmiyor. Fahrettin Altun derhal zat-ı âlilerinin Pamuk’u kast etmediğini beyan etmiş olsa da, gerçekler gün gibi ortada. Kral cidden çıplak! Öyle böyle değil ama! Akli melekeleri yerinde olan bir devlet adamı böyle bir cümle kurar mı? Hangi ülke lideri, kendi toplumumdan çıkan bu klasmanda bir yazara veya bilim insanına terörist diyebilir? Bu bir hezeyan ve kontrolsüzlükse, en hafifinden, bu insanın bir ülkenin kaderini ellerinde tutmasından korkmayacak mı kimse? Yoksa gariplik görmüyor mu toplum artık bu saçmalıklarda? Cidden Pamuk ve Sancar gibi insanların rejimce terörist damgası yemesini doğru bulan var mıdır? O avuçları patlayasıya Erdoğan’ı alkışlayan güruhta bir kişi bile yok mu bu durumun garabetinin idrakine varacak? Yoksa zaten boşa çabalamamak sanırım en doğrusu olacak.

Kaldı ki, Pamuk’un ve Sancar’ın son beş yıldaki suya sabuna dokunmaz apolitik tutumundan bile bir “terörist” çıkartabilecek bir rejimden korkmuyorsa hala kimse, sanırım ciddi bir basiretsizlikle ve aymazlıkla karşı karşıyayız demektir en hafif ifadeyle! Bu toplum Cevdet Bey ve Oğulları’nda veya Kar’da anlatılan Türkiye toplumundan çok farklı bir yerlerde galiba! Acaba organik kimya evreninde bir açıklaması var mıdır bu durumun! Pamuk ve Sancar bu sorulara yanıt vermeyecek. Ama mesele şu ki, yanıt verse tut ki, Erdoğan verilen yanıtların yüzde kaçını idrak edebilecek? Bu soruyu sormamın nedeni, belli ki artık iyice yorulmuş, tükenmiş, sadece etiğini değil, sağlıklı karar verebilme ve muhakeme yetilerinde de ciddi sıkıntılar yaşadığı artık sırıtan bir otoriter liderin kapasitesi hakkındaki merak duygum değil. Merak edecek bir şey yok kapasitesi hakkında çünkü. Kaldı ki çevresindekilerin de içlerinden bu mevcut durumdan rahatsız olduklarını düşünüyorum. Çünkü durup dururken Nobel’e laf sokmak adına Pamuk ve Sancar’ın adlarını gölgelemenin bir âlemi yok. Yukarıdaki soruyu sormamın nedeni, Erdoğan’ın bu çıkışının mantığını anlama isteğim. Hedefi neydi bu çıkışın? Sanırım bunun yanıtı şu: bir hedefi yoktu. “Almanya, Fransa, İngiltere ve şahsım” diye Türkiye’nin katıldığı bir müzakereye gönderme yapabilen bir “liderin” riyasetinden bahsediyoruz. Sartre Fransa’dır diyen bir anlayışla, Nobel almış topu-topu iki değerli insanına terörist diyen bir anlayışın liginde, Türkiye’nin düşmana ihtiyacı var mı gerçekten? Kendine bu kadar düşman olan bir ülke ve toplumun dış düşmanlara ihtiyacı olmaz! Erdoğan, Türkiye toplumunun son yüz elli yıllık tarihindeki en büyük zafiyettir. Çevresinde ona “dur” diyebilecek şahsiyette bir tek insan kalmayışı, onu daha da tehlikeli kılıyor. Etrafa saldırırken, istediğini “kanun dışı” ilan edebilen şımarık bir monark gibi, ülkesinin geleceğini çöpe atan, tüm ışıkları boğmak isteyen bir karabasan gibi ülkenin üzerine çullanmış bir zihniyetin bir vücutta tecellisini görüyorum. Bu tür “liderler” ülkelerine yıkım ve aşağılanma dışında en fazla bir de utanç getirebilmişlerdir. Vaat ettikleri azamet ve zafer, hiçbir zaman gelmedi, gelmeyecek. Bu neden Türkiye’de farklı olsun?

Ne zaman uyanacaksınız bu kâbustan? Ne zaman çocuklarınızın geleceğini düşünmeye başlayacaksınız? Çocuklarınızın bir Pamuk veya Sancar olmasını istemek yerine, bir despot veya onun yardakçıları olmasını istiyor olmanın paçozluğundan ne vakit kurtulacaksınız? Siz kalıcı olanı değil de, gücü arzuladıkça, kifayetsiz muktedirler çocuklarınızın geçeceğinden çalmaya devam edecek. Türkiye toplumunu gördükçe, sadece üzülüyorum. Sanırım herkes terörist ilan edildiği güne kadar bu kâbustan uyanmayacak. Pamuk ve Sancar’lar o kadar az ki! Ve Erdoğan’lar ve onların şakşakçıları o kadar çok ki! Bu koşullarda Türkiye’den en çok üretilen şey umutsuzluk olmaya devam edecek gibi.

2 YORUMLAR

  1. Hocam, artik Erdoganin muhakeme yeyenegini butun butun kaybettigi ortada. Cok guzel tespitler ama kucuk bir elestiri benim gibi henuz aidiyet baglarindan tam kopmak istemeyen birileri “Karadenizli” tanimlamasina refleks olarak bir tepki gosterebilir…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin