Nazlı Ilıcak neden casuslukla suçlanıyor?

Yorum | Mehmet Yıldız

Gazeteci Nazlı Ilıcak, 26 Temmuz 2016’da gözaltına alındı ve o gün bugündür tutuklu. Geçen Şubat ayında, gazete yazıları ve televizyon konuşmalarıyla 15 Temmuz darbe girişimine destek verdikleri iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edildi.

Ağırlaştırılmış müebbet, Türkiye’de idam cezasının kaldırıldığı 2002 yılından sonra, idam yerine getirilen ceza. Darbecilikle suçlanan 74 yaşındaki Nazlı Ilıcak’ın tek suçu yazmak ve konuşmak. Eğer idam cezası bizim ülkemizde olsaydı bu yüzden idam edilecekti! Dava boyunca yaşanan hukuksuzluklar, avukatları tarafından Anayasa Mahkemesi (AYM) ve AİHM’e taşındı. Eğer cesaretini toplayabilirlerse bugünlerde AYM Genel Kurulu Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan gibi bazı gazetecilerin başvurusunu görüşecek. Diğer yandan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın istinaf duruşması önümüzdeki günlerde görülmeye başlanacak. Umarım bu defa hakimler ‘vicdanlarıyla’ karar verirler.

Geçtiğimiz Perşembe günü haber sitelerine bir son dakika gelişmesi düştü. Habere göre, Genelkurmay kayıtlarından çıkarılarak imha edildiği tespit edilen Tahşiyeciler Grubuna ilişkin gizli belgeyi 2 Ocak 2015’te Bugün Gazetesi’nde yayımladığı iddiasıyla yargılanan Nazlı Ilıcak için savcı Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken belgeleri açıklamaktan müebbet hapis talep etmiş.

Haberde geçen savcının iddiasından şunları anlıyoruz: Birincisi, Tahşiyeciler adlı grupla ilgili Genelkurmay kayıtlarında gizli bir belge varmış; ikincisi bu belge daha sonra imha edilmiş. İşte bu belgenin içeriğini Nazlı Hanım köşesinde ifşa etmiş.

O günleri iyi hatırlıyorum. Genelkurmay istihbaratının nasıl olur da bir cemaatle ilgili rapor hazırlayabildiğini merak etmiştim. Meğer bu gruba mensup bazı kimseler askeri ihalelere giriyormuş. Asker de durumdan vazife çıkarıp böyle bir araştırma yapıp rapor hazırlamış. Rapor, Tahşiyeciler grubunu PKK ve El Kaide gibi silahlı örgütlerle ilişkili gösteriyor. 13 Mart 2009 tarihli raporun altında dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Pekin’in imzası var. Korgeneral Pekin emekli olduktan sonra pek çok silah arkadaşı gibi Doğu Perinçek’in partisinde siyasete girdi, bir ara genel başkan yardımcılığı da yaptı.

Peki sonra ne olmuş?

Benzer içerikli raporları MİT ve Emniyet İstihbarat da hazırlamış. Hem MİT’ten hem Emniyet hem de Genelkurmay istihbarattan gelen bilgiler üzerine Tahşiyeciler grubuna yoğunlaşan İstanbul Emniyeti’nde görevli polisler, savcılığın talimatı üzerine operasyon yapıp gruptan bazılarını gözaltına almışlar.

Sonrası bildiğiniz gibi; başlarına gelmeyen kalmadı. Silahlı terör örgütleriyle bağlantılı olduğu söylenen Tahşiyeciler’i aklayıp baş tacı yapan AKP iktidarı, Gülen Cemaati’ni terör örgütü olarak niteledi. Operasyonu gerçekleştiren polis müdürleri bu terör örgütünün üyeleri, operasyonun kamuoyu tarafından kabullenilmesini sağlamak için algı oluşturdukları gerekçesiyle Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ile Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca örgütün medya ayağı sayıldı. İşte bu yüzden Hidayet Karaca ve polisler 14 Aralık 2014’ten bu yana cezaevindeler.

17 Aralık (2013) rüşvet ve yolsuzluk skandalının patlak vermesinden sonra Gülen Cemaati’ne savaş ilan eden Erdoğan’ın cemaat kurumlarına bodoslama daldığı ilk operasyon 14 Aralık operasyonu oldu. Dünyada büyük tepki toplayan bu operasyonun nedeni 2009 yılında Tahşiyeciler’e yapılan polis operasyonuydu. Bu operasyondan iki hafta sonra Nazlı Hanım’ın, Bugün Gazetesi’ndeki köşesinde Tahşiyeciler’i terör gruplarıyla irtibatlı gösteren Genelkurmay raporunu ifşa etmesi birilerini çok rahatsız etti doğal olarak.

“Bu dosyadan hiçbir şey çıkmaz, suçlamalar temelsiz ve içi boş” diyen hukukçular fena halde yanıldı. Önce Tahşiyeciler grubu aklandı. Devlet kayıtlarında MİT’te, Genelkurmay’da ve Emniyet’te bu örgüt aleyhine olan her şey itina ile temizlendi. Sonra bu davanın iddianamesi yazıldı. Daha sonra bu iddianamenin benzerleri copy paste yöntemiyle çoğaldıkça çoğaldı. O günden beri Gülen Cemaati’ne mensup oldukları için göz altına alınan ve tutuklanan on binlerce kişinin iddianamelerine malzeme oldu.

ABD’DE AÇILAN TAHŞİYE DAVASI

2015 yılında AKP hükümeti tarafından kiralanan Amsterdam Hukuk Bürosu’nun cemaat aleyhine açtığı ilk dava da Tahşiye davası oldu.

9 Aralık 2015’te Gülen Cemaati’nin dünya yapılanması hakkında başlattıkları çalışmalara ilişkin ABD’nin başkenti Washington’da bir toplantı düzenleyen Robert Amsterdam gazetecilere bilgi verdi. Bu toplantıyı TRT dahil bütün Havuz medyası televizyonları canlı olarak verdi.

Amsterdam Hukuk Bürosu, ilk icraat olarak Tahşiye üyesi üç kişinin haksız yere tutuklanması emrini verdiği için “Gülen ve Paralel Yapı üyeleri” hakkında 6 suçlamadan 7 Aralık’ta dilekçe vererek dava açtı. Damat Berat Albayrak’ın internete düşen maillerinden, Erdoğan bu davayı bizzat takip ettiğini öğrenmiştik. (15 Aralık 2016 tarihli yazı)

Tabii ki sonuç beklendiği gibi olmadı. Davanın açılmasından yaklaşık 7 ay sonra, ABD’li Federal Hakim Robert Mariani, Türk Hükümeti tarafından kiralanan Amsterdam Hukuk Bürosu’nun iddialarını ‘tesadüfi ve temelsiz’ bularak davayı reddetti.

O gün bu mağlubiyetin faturasını Başkan Obama’ya kesen Erdoğan ve yandaşları o yüzden Trump’ın başkan olduğu günü bayram ilan ettiler. Ne var ki hayal ettiği gibi olmadı. Trump da yargıda şeyini yapamadı.

Türkiye’de ise Nazlı Hanım’ın balonunu patlattığı o bomboş dosyalar çoğala çoğala yüz binleri geçti ve Türkiye’yi Kuzey Kore’yle yarışır hale getirdi. Bu yüzden eğer idam cezası olsaydı çoktan darağacını boylayacak olan gazeteci ve yazarlar bu boş iddiaları yazdıkları için hala hapiste tutuluyor. Bu yüzden Hidayet Karaca 1365 gündür, bu yüzden 74 yaşındaki Nazlı Ilıcak 744 gündür hapiste!

O sadece bir avukat değil aynı zamanda Beyefendi’nin özel kuryesi

Tahşiyeciler grubunun lideri Mehmet Doğan’ın avukatı Mustafa Doğan İnal, 14 Aralık 2014’te medya ve polislere yapılan operasyonda fazlasıyla öne çıktı. O günlerde Avukat İnal’ın bu operasyonu İstanbul adliyesinden bir savcıyla beraber kurguladığı haberleri sosyal medyada gündem oldu. İnal, başta bir dönem avukatı ve yöneticisi olduğu Yeni Şafak olmak üzere Havuz medyasının gazete ve televizyonlarında medya ve polislere karşı yapılan bu operasyonun ne kadar doğru olduğunu canla başla anlattı.

Sonradan ortaya çıktı ki Mustafa Doğan İnal sıradan bir avukat değilmiş. En başta Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı olduğunu öğreniyoruz. Erdoğan’ın avukatı olarak öne çıkan Ahmet Özel ve Mustafa Doğan İnal, 2016 yılında Lexist adlı bir hukuk şirketi kurmuşlar. Müvekkilleri arasında bir dönem El Kaide örgütüne malî destek sağladığı gerekçesiyle Birleşmiş Milletler’in terör listesinde yer alan Yasin El Kadı var. Halkbank yöneticisi Mehmet Hakan Atilla’nın ABD’de yargılaması esnasında 17 Aralık’tan sonra Reza Zarrab’ı temsil ettiğini de öğrenmiştik. Avukat İnal sadece Reza’nın avukatı olmamış aynı zamanda avukatlığını yaptığı Erdoğan’la Zarrab arasında kuryelik de yapmış. İnal’ın ünlü müvekkilleri arasında Mahkemeye sunulan WhatsApp mesajlarına göre, 17 Aralık’ta gözaltına alındıktan sonra iktidarın baskıları sonucu (Reza’nın ifadesine göre kısmen rüşvetle) serbest kalan Zarrab, Halkbank üzerinden kurdukları para aklama sistemini tekrar devam ettirmek istemiş. Bu sistemin yeniden hayata geçmesi için gereken desteği, Erdoğan’la ilişkileri yürüten Avukat Mustafa Doğan İnal sağlamış. Bu arada Belçikalı Cascade şirketinin Türkiye’de el konulan malları için başvurduğu Uluslararası Tahkim mahkemesinde de Türkiye’yi Avukat Mustafa Doğan İnal’ın ortağı olduğu Lexist Hukuk Bürosu temsil ediyor.

TR724’te yayınlanan O sadece bir avukat değil başlıklı yazı Avukat İnal’ı rahatsız etmiş. Avukatı aracılığıyla sitemize bir mail göndererek, yanlış bilgiler içermesi nedeniyle İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından erişim engeli getirilen yazının siteden kaldırılmasını istedi. Ben de cevaben, yazı içeriğinde hangi ifadenin yanlış olduğunu sordum. Gelen cevapta yazının tamamının kaldırılmasını talep ettikleri yazıyordu. Ben tekrar “şu ifade yanlıştır” diye bir şey olmadığı sürece yazının kaldırılamayacağını belirtim. Bugüne kadar kendilerinden herhangi bir geri dönüş olmadı.

Erdoğan’ın şahsının, Yasin El Kadı’nın, Reza Zarrab’ın, Tahşiyeciler’in lideri Mehmet Doğan’ın ve Uluslararası anlaşmazlıklarda Türk devletinin avukatlığını üstlenen biri nasıl sıradan bir avukat olabilir. Haksız mıyım?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin