Müslümanlar için vicdan testi: Yemen

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Arap yarımadasında, İslam dünyasının ortasında bir ülke. Görmediği Hz. Peygambere aşık olan Veysel Karani’nin memleketi. Kutsal mekanların dibinde. Yemenliler İslamı ilk tanıyan toplumlardan. Osmanlı döneminde mehmetçikleri yutan, gidenin geri dönmediği, üzerine ağıtların yakıldığı, yanık türkülerin söylendiği bir coğrafya Yemen.

Son dönemde halkı iç savaş yanında açlık ve sefaletle boğuşuyor. İnsanlar ağaç yaprakları yiyerek hayatta kalmaya çalışıyor. Bebekler, yaşlılar beslenememekten, salgın hastalıklardan, ilaçsızlıktan, hastanesizlikten ve bakımsızlıktan dolayı ölüyorlar. Yemen’de yaşanan dramla ilgili  batıdan, doğudan ses çıkıyor ama Müslümanlardan çıt çıkmıyor. Dünyanın her yerindeki insan hakları örgütleri Yemen’deki acıyı gündemine alıyor, yardımlar organize ediyor, iç savaşa ve sivil katliamına dikkati çekiyor ama Müslüman ülkelerin STK’larından (varsa öyle bir şey!)  bir seda yok! Din kardeşleri açlık, sefalet, yokluk, yoksulluk içinde iken zengin Müslümanlar kılını kıpırdatmıyor. Müreffeh, petrol zengini Müslüman ülkeler Yemen’deki felaketi görmezden gelmekle yetinmiyor; oradaki ateşe habire odun atıyor; iç savaşı kışkırtıyor.

BM İnsani İşlerden sorumlu başkan yardımcısı: ”Yemen’de yaşam koşulları tamamen çökebilir. Yemen’de kıtlık karşısındaki savaşı kaybediyoruz. Yemen sefil bir durumda” diyor. “Gavurlar”, ateistler, deistler, agnostikler hepsi Yemen’de yaşanan drama duyarlı ama Şiisiyle Sünnisiyle Müslümanlar Yemen söz konusu olunca ölü taklidi yapıyor. Müslümanlar göz göre göre sefalet, yoksulluk içindeki Yemenli din kardeşlerini ölüme terk ediyor. Herkes üç maymunu oynuyor, Yemen’de olanları yok sayıyor. Bugün Yemen’de 10 milyon çocuk açlık ve hastalıkla kıvranıyor. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” “müminler sağlam bir binanın taşları gibidir; birbirine destek olurlar” hadislerini, “Muhakkak ki müminler kardeştir; o halde mümin kardeşlerinizin arasını bulun” ayetini hatırlayan yok!

Komşusu Müslüman ülkeler kardeşlerine “artıkları”nı verse; israf ettiklerinin bir kısmını gönderse Yemen abad olur. Aynı dinin, kültürün, coğrafyanın çocukları petrol zengini Araplar israftan çatlıyor. Lüks saraylarda sefa süren “ümmetin liderleri” debdebelerinden az fedakarlık yapsalar bütün Yemen’e yeter. Ama kimse kılını kıpırdatmıyor. Oysa Filistin için herkes çok duyarlı. Filistin söz konusu olunca mezhep farklılığı da ortadan kalkıyor; Sünni, Şii, Selefi herkes nutuk atıyor, meydanlara iniyor.

Bu farklı tavır ve tutum neden?

Filistinde zulme maruz kalan Müslüman da Yemen’deki değil mi?

Yemen halkı daha ağır zulme maruz kaldığı, çok daha yaygın yoksulluklar, ölümler yaşadığı halde neden hiç bir Müslüman ülke/grup Yemen’e ilgi göstermiyor?

Çünkü Yemen’deki mazluma sahip çıkmanın, onun sıkıntılarını dile getirmenin bir getirisi yok! Yemen’e sahip çıkmak oy, prestij kazandırmıyor. Yemen ümmette, İslamcılarda heyecan uyarmıyor. Yemen üzerinden liderlerin yapabileceği istismar sınırlı. Zira Yemen’de Müslümanı öldüren, açlığa mahlum eden, en ağır ve insanlık dışı muamelelere maruz bırakan yine Müslüman. Oysa Filistinde zulmeden, ezen İsrail. İsrail, ABD aleyhine nutuk atmanın, tehditler savurmanın ümmette alıcısı var; siyasi kazanç getiriyor, oya tahvil edilebiliyor. “Kudüs, Mescidi Aksa” dediniz mi insanlar galeyana gelir. İsrail’e numaradan da olsa efelenmek sizi kahraman yapar. Filistin konusunda hamasetin sınırı yoktur. Ama Yemen’de zulmün, katliamların tarafları bütünüyle Müslümanlar. Ölen Müslüman, öldüren Müslüman; vuran Müslüman, vurduran Müslüman. Halkın üstüne bombaları boşaltan uçakları Suudi pilotlar kullanıyor. Isyancılaraa silahları İran veriyor. Demek ki İslamcıların, münhasıran lider görünen, dini duyguların istismarıyla geçinen kimselerin derdi Müslümanın mağduriyeti değil! Ezilen Müslümanlara sahip çıkmak ve onların hakkını savunmak değil! Öyle olsaydı Yemen halkı birazcık ilgiyi hak ederdi. Müslümanlar olarak mazlumun Müslüman olmasına değil, zulmedenin Gayrı Müslim olmasına odaklanıyoruz!?

Müslüman Müslümana hertürlü zulmü yapabilir, öldürebilir, aç bırakabilir, kentleri bombalayabilir. Bu durumda “kol kırılır yen içinde kalır”, sorgulanmaz, kurcalanmaz. Ama bir “gavur” Müslümana dokunursa ve bir getirisi olacaksa, prim yapacaksa ortalığı kuru gürültü kaplar. Ama hükümetlerin ittifakına zarar verecekse Doğu Türkistanda olduğu gibi suni gürültü bile çıkarılmaz. “Ümmetin Lideri” Müslümanların haklarını Çin’le yapılan belirsiz ittifaka feda edebilir. Totaliter Çin hükümetinin diliyle milyonlarca mazlumu “terrorist” ilan edebilir. Ortağı milliyetçiler de Türkistanda yapılan zulümleri sineye çeker, kulağının üstüne yatar.

Gayrı Müslim Gayr-ı Müslime zulmediyorsa, öldürüyorsa bu günümüz Müslümanlarının gündemine hiç giremez. En ağır insan hakları ihlallerinin olduğu Müslüman ülkelerin liderleri diğer toplumlardaki hak ihlalleri, katliamlar, kıyımlar için zaten kıpraşmaz. Oysa hani bizde mazlumun ve zalimin dinine, inancına, ırkına, rengine bakılmazdı! Zalim kim olursa olsun karşısında, mazlum kim olursa olsun yanında durmak gerekirdi! Hz. Peygamber bir Yahudi ile bir Müslümanın ihtilafında haksız Müslümanı değil, haklı Yahudiyi tutmuş ve onun hakkının alınması için mücadele etmişti! Haksızlık ve zulümde itibarlı kimselere de dokunulsun diye “kızım Fatıma da olsa cezasını verirdim” demişti!

İlginçtir, Müslümanların Müslümanları öldürdüğü bu vahşi, acımasız savaşın arkasında İslam dünyasının Şeriatla yönetilen ve Müslümanlara liderlik etme iddiasındaki iki önemli ülke var.

Yemen Müslümanlar için sadece insanlığımızın test edildiği bir sınav değil. İslam dünyasının nasıl ortadan yarıldığının, parçalandığının da bir göstergesi! Maalesef bu acı, trajik vakada Müslümanlar insana değil, hatta Müslümana değil mazlumların mezhebine, aidiyetine odaklanıyor ve ona göre safını belirliyor, tavır alıyor. Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da Müslümana zulmeden bir “gavur”, “öteki” var. Ama Yemen’de problemin sebebi Müslümanlar. Yemen’i ateşe atan, bu savaşı sürdüren, destekleyen Müslümanlar. Katliamları, zulümleri yok sayan yine Müslümanlar! Bölünmüş İslam dünyası ve Müslüman ülkeler ya kendine bir Şii hegemonya alanı oluşturmaya çalışan ve mezheb aidiyetini siyasi emelleri için istismar eden İran’ın arkasında veya dünyadaki selefi yapılanmaların destekçisi, petrol paralarını silaha, lükse yatıran Suudi Arabistan’ın yanında. Yemende ölen bebekler, kadınlar, yaşlılar, masum insanlar din istismarına dayalı bu iki rejim yüzünden ölüyorlar. İran ülkedeki ayrılıkçı Husileri destekleyerek onlar üzerinden Yemen’de nüfuz sahibi olmak istiyor. Suud ise buna engel olmak için kentlerin üzerine bombalar yağdırıyor, selefi, cihadist grupları besliyor. Yemen iki Müslüman ülkenin vekalet savaşlarına, çıkar çatışmalarına feda ediliyor. İran ve Suud yönetimileri mazlumların yarasını sarabilecek, açları doyurabilecek petrol paralarını, ülkelerinin zenginliklerini Müslüman kanı dökmekte kullanıyorlar.

Diğer ülkeler ise ya İran’a veya Suud’a yakın duruyor. Siyasi nedenlerle hükümetler yaşanan insanlık dramına ses vermiyor. Sivil Müslümanlarda ayrışmış, bölünmüş durumda. Herkes ölenleri etnik, dini, mezhebi yapısına göre tasnif ediyor. Kendi etnik grubu, mezhebi öne çıksın, güçlü olsun diye Müslümanlar her türlü zulmü, adaletsizliği, cinayeti yok sayıyor, görmezden geliyor. Mezhepçilik, tarafgirlik, milliyetçilik vicdanlarımızı körelten, insafımızı bitiren, adalet duygumuzu öldüren virüsler halinde bünyemizde dolaşıyor.

Yemen dünyanın insanlığını test ediyor; ama bizim hem insanlığımızı hem Müslümanlığımızı. Yemen Müslümanlar için bir turnusol görevi görüyor. Müslümanlar vicdan testine tabi tutuluyor. Maalesef şu ana kadar bu testte hem insanlık kriterleri hem de İslami kriterler açısından kaybettik, kaybediyoruz.

Yemen kendimize tutulmuş bir ayna. Bu aynaya günümüz Müslümanlarının iç dünyası, adalet ve hukuk anlayışı, tarafgirliği, mezhepçiliği, etnik ayrımcılığı, pragmatizmi, oportünizmi, samimiyetsizliği yansıyor.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin