Müslümanlar bir Ramazanı daha uğurlarken!

YORUM | UĞUR TEZCAN

Ramazan ayının kendisi de bayramı da hep mutluluk, coşku, kutlama, ibadet, dostluk, samimiyet, yardımlaşma, paylaşma, hediyeleşme, sadaka, misafirlik-misafirperverlik, çocuk sevindirme, ziyaret, ziyafet, zerafet, küskünlerin barışması, yakınlaşma, vefa, kullukta derinleşme … ve benzeri kavramlar üzerinden tanımlanır.

Bu kültürel tanımlamalar ile büyümüş insanımızın en cahilinden en bilmişine kadar kime sorsanız sizinle yukarıda özetle resmettiğim kavramlar hakkında onlarca hadis ve öğretici menkıbe paylaşabilir; hatta size derince nasihatler ve üsturuplu dersler vermeye bile kalkışabilir. Cami minberlerinden bu konularla alakalı benzer vaazlar Ramazan öncesinden başlayarak serdedilir durur.

Oysa dinin bir çok emir ve uygulamasında olduğu gibi bu konularda da hikmetlerini tam manasıyla kavrayamadığımız ve onları gerçek manada iç dünyamıza yansıtıp hakim kılamadığımız bir çok nokta vardır. Bu kavramlar uğruna söylediğimiz çoğu sözün içi ya boştur ya da tam bir ihlas ve samimiyet boyasına yeterince boyanmamışlardır.

Güneyde Yemen ve Afrika’dan Kuzeyde Baltık kıyılarına; Batı’da Amerika’dan Doğu’da Uzakdoğu Asya’ya kadar milyarlarca Müslümanın içinde bulundukları acınası hallerine, çektikleri ızdıraplara, mağdur bırakıldıkları zulümlere karşı kimimiz biraz buğz edeceğiz, kimimiz her zamanki gibi bir kaç hamasi söylemle vicdan bastıracak, kimimiz de hiç aklımıza bile getirmeyecek o insanları. Çoğumuz, en azından, ellerimizi açıp o insanlar için bir dua bile etmeyeceğiz!

Siyasilerimiz, hele de seçim arefesinde olduğumuz şu dönemde, tekrar siyasi bayram mesajları yayınlayacaklar, ancak kendi elleriyle hapislerde çürüttükleri on binlerce Müslüman insana erkek, kadın, çocuk demeden zulmetmeye devam edecekler. Sonra da türlü türlü yalanlarla süsledikleri bu zulümlerini topluma milliyetçi ve devletçi sloganlar eşliğinde pazarlamaya devam edevrkler. Kendi fanatik (Müslüman) taraftarlarına da ‘tezahüratlar’ eşliğinde bu zulümleri alkışlatacaklar. O masum insanlara attıkları ‘’terörist’’ iftiralarına, duygusal tacizlere ve soykırımlara utanmadan hız verecekler; tıpkı ‘oruçlu’ ağızları ile ‘mübarek bir ay’ boyunca yaptıkları gibi!

Bu bayramda da o insanları toplumdan tecrit etmeye, onları dışlamaya, yalnızlaştırmaya, ötekileştirmeye devam edecekler. Adetler yerine gelsin diyerek bayramlaşma için bir araya gelen muhafazakar dindarından, liberal dindarına oradan tüm kültürel Müslümanlara kadar geniş bir yelpazede bir çok insan baklavalarını yiyip çocuklara ellerini öptürürlerken diğer yandan da bacak bacak üstüne atacaklar; bilmiş ve kendinden emin tavırlarla o masum insanlara ‘’Fetöcü terrorist!’’ diyecekler, ‘zaten Batı şöyle’, ‘CIA böyle…’ diyerek vicdan korlayacaklar, yalancı siyasetçilerin propagandalarına gönüllü gıybetler ve suizanlarla destek verecekler. ‘’Gülmek sadakadır!’’ diyen sevgi, merhamet ve vefa kahramanı bir Paygamberin ümmeti bir bayramda daha kinle, öfkeyle, suizanla oturup kalkacak ve siyasi liderlerinin cadı avı malzemesi yaptığı masum Müslümanlara karşı nefretler kusacak! Hoyratça, bilinçsizce ve acımasızca!..

Orucun maddi yükünü mide çeker; ancak manevi yükünü çekense kalptir. Hatta kalbin yükü midenin yükü yanında çok daha ağırdır. Zira aç kalmak kolaydır ama nefsinin dizginlerini ele alarak ona söz geçirebilmek, onu terbiye ederek bir üst vicdani, ahlaki, manevi, kalbi makama çıkarabilmek her insanın harcı değildir. O, salih kul olabilme kabiliyeti sergileyebilen karakterde kulların şiarıdır. Namaz, oruç, dua, tevekkül, akletme gibi ibadetler ve kabiliyetler o yolculukta yelkenleri şişiren bir rüzgar mesabesindedirler. Üzerinde yolculuk yapılan deniz bir düşünce ve his deryasıdır. Şuur ve vicdan ise üzerinde yolculuk edilen teknedir. Bu yolculuk kalbin gönül deryasına yelken açabilmekle başlayan bir iç serüvendir. İçe doğru yaşanan sessiz bir seyahattir. Hamasi nutuklar, öfke ve kinle bağırıp çağırmalar, sahte fetvalar-vicdan bastırmalar-iç rahatlatmalar ile desteklenmiş iftira ve yalanlar, bilmiş tavırlarla yapılan gıybet ve suizanlar ışığında yapılan yolculuklar hakikat güneşleri yerine yapay ampüllerin ışıklarına aldanan böceklerin seyahatleri gibidirler. Zaten böyle talihsiz yolculuklarda ışığa ulaşılan an yanıp kül olunduğu andır da; ama artık iş işten çoktan geçmiştir!

Çoğumuz Twitter’da ve eş-dost meclislerinde ‘’bayram o bayram olur!’’ ifadelerini yineleyip duracağız bu bayramda da. Oysa, her birimiz bir an durup düşünmeli ve bu yazıda resmetmeye çalıştığım pencereden kendi iç dünyasını tekrar okumaya çalışmalı, ihlasa ve vicdana bakan konumunu tekrar gözden geçirmeli, bahsettiğim kalbi seyahatin hangi pozisyonunda olduğunu vicdan radarlarına sürekli kontrol ettirmeli ve ilk paragrafta listelediğim konularda gerçek manada neler yapabildiğini en ince detayına kadar analiz edebilmeli…

Özellikle dindarlar olarak etrafımızdaki insanları ve eski arkadaşları, normal zamanları geçtim, bayramlarda bile arayıp sormuyoruz artık ve bu çok ciddi bir sorunun göstergesi. Herkes işten-güçten, ekmek parası derdinden, yoğunluktan dem vurup duruyor. Aynı şehirde yaşayan insanlar birbirlerinin evlerini bile ziyaret etmiyorlar artık. Kendi çevresinden bir iki aile hariç kimseyi evine iftara davet etmiyor. Acaba herkesin yalnızlaştırıldığı, travma yaşadığı, itilip-kakıldığı şu bahtsız dönemde acaba bir kaç insanı arayıp mutlu edebilir miyim gibi zarif düşünceleri ıskalıyoruz çoğunlukla. Onu geçtim çoğu dindar, kendilerine bayram mesajları atan insanlara nezaketen  geri cevap bile göndermiyor ki; bunun yıllardır yakından şahidiyim! Bu listeye daha onlarca husus eklenebilir. Ancak ben maksat hasıl olmuştur diye düşünerek burada kesiyor ve başta nefsim olmak üzere herkesi bu yazıda ele alınan konularda derin bir tevekküle ve istişareye davet ediyorum.

Aile nasıl toplumun bir çekirdeği ise, sizler gibi güzel insanların tesis ettikleri ufak oluşumlar da daha sağlıklı cemiyetlerin, toplumların, geleceğin; hatta yeni medniyetlerin tohumlarıdır. Bu yazıda ele alınan hususlar üzerinden yeni Müslümanı eğitebilir ve daha sağlıklı bir İslami bakış çizgisini tesis edebilir, onu sistemleştirebilir ve hayata esas kılabilirseniz geleceğin mimarı da, ‘müttakilere imam’ da sizler olabilirsiniz. Kimbilir; belki de Efendimiz’in (sav), ‘’kardeşlerim!’’ dediği insanlar bu kabiliyette ve niyet çizgisinde olan insanlardır!

Rabbim hepinize ‘iç aydınlığı’ versin ve ‘kalbi seyahatinizde’ yollarınızı kendi hikmet ışıkları ile aydınlatsın; O’nun rızası ve lutfu ise o yolculukta pusulanız olsun!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin