Müslüman ülke liderleri, çekin elinizi üzerimizden

HABER-YORUM | HASAN CÜCÜK

Dünkü yazımın sonunda “Yarın Batılı liderlerin, ülkelerinde Müslümanları inciten yayınlara yaklaşımındaki yanlışlarla, İslam dünyası liderlerinin nasıl dini ve Peygamber Efendimize (sav) olan sevgiyi istismar ettiğine işaret etmek istiyorum” demiştim.

Yazı için hazırlandığım sırada Fransa’da bir kiliseye saldırı haberi önüme düştü. Yine bilindik bir vahşetti. Bıçaklı saldırıda biri başı kesilerek, 3 kişi yaşamını yitirdi. Bu alçak ve menfur saldırıyı lanetliyorum. Son günlerde üst üste gelen bu vahşet saldırıları aslında nasıl bir tehlikenin içinde olduğumuzu da gösteriyor.

Batılı liderler, İslam ve Müslümanları hedef alan provokasyonlarda hep aynı yaklaşımı sergiliyor. Doğal olarak ifade ve basın özgürlüğüne atıfta bulunuyorlar. Elbette bu konuda haklılar. Ancak ülkelerinde yaşayan, sayıları bazı ülkelerde milyonları bulan Müslümanların da ülkenin bir parçası olduğunu görmeleri gerekir. Ülkenin başbakanı veya devlet başkanı olarak, Müslümanların da başbakan veya devlet başkanları olduklarını hissettirmeliler. Din ve inanç yönünden farklı olsalar bile empati yapabilirler. Ramazan ayında bir Müslümanın evinde iftara icabet etmek veya bayramlarda birlikte kutlamaya katılmak, ülkede yaşayan Müslümanlarda ‘sahiplenme’ duygusunu pekiştirecektir.

Maalesef birçok batılı lider, mevzu İslam ve Müslümanlar olunca “ayrımcı” bir tutum sergiliyor. Bunda biraz da iç politika dinamikleri rol oynuyor. Toplumda taban bulan göçmen ve Müslüman karşıtlığı, risk almalarına engel oluyor. Bu pasif tutum, Müslümanlar arasında “Bunlar asla bizi kendilerinden görmüyor” fikrine sahip olanların, geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. Keza, İslam ülkelerinin liderlerine suni gündem veriyor. Kendilerini “sahipsiz Avrupalı Müslümanların koruyucusu” pozisyonuna getirip hem iç kamuoyuna hem de Avrupalı Müslümanlara mesaj veriyor.

İslam ülke liderlerinin, Avrupalı Müslümanları sahiplenmesini doğrusu hiçbir zaman samimi bulmadım. Özellikle kriz dönemindeki tutumları hep propaganda amaçlı oldu. Bir kere şunu net ifade edeyim: Hiçbir İslam ülkesinde olmayan özgürlüklere burada sahibiz. Evet Avrupa’da artan bir ırkçılık ve İslamofobi var. Doğrudur. Ama kişisel özgürlükler konusunda, en demokratik İslam ülkesiyle Avrupa arasında asırlık mesafe var. Hiç kimse düşüncesinden dolayı hapse atılmıyor. Ülkenin liderini eleştirmekten kimse çekinmiyor. Attığı bir tweet veya Facebook paylaşımından dolayı sabahın köründe polis baskınına maruz kalmıyor.

Avrupa’da yaklaşık 25 milyon Müslüman yaşıyor. Bunun 5 milyonu Türkiye kökenli. Bizler Avrupalı Müslümanız. Üst kimliğimiz bu. Çoğumuz köklerimizin geldiği değil, yaşadığımız ülkenin vatandaşıyız. Bize yabancı olan yaşadığımız değil, köklerimizin olduğu ülke artık. İslam ülkeleri liderleri de bunu idrak etmeli. Türkiye’de yarım asrı bulan “Türkiye’de gurbetçi, Almanya’da yabancı” klişesi çoktan tedavülden kalktı. Biz ne gurbetçiyiz ne de yabancı. Kendi ayağının üstünde duran, içinde yaşadığı toplumun tüm katmanlarında yer bulanlarız. Fransa’nın en ünlü futbolcularının Müslüman olması, Almanya’da parti liderliğine kadar gelmiş bir Türk’ün varlığı kaydettiğimiz aşamayı gösteriyor. Bakanlık yapan, milletvekili ve belediye başkanı olanları saymıyorum bile…

İslam ülkeleri, dillerinden “Bulunduğunuz ülkeye entegre olun” lafını hiç düşürmüyor ama özde bunu da hiç istemiyorlar. Çünkü, bulunduğumuz ülkeye entegre olmak, demokrasi, insan hakları, ifade ve fikir özgürlüğünü sindirmek demektir. İslam ülkelerini teğet geçen bu özgürlükler, liderlerimiz için tehlikeli görüşlerdir. O yüzden bize sahiplenme görüntüsü vererek, içinde bulunduğumuz ülkeye tam entegre olmamamızın önüne geçiyorlar. Bir lütuf gibi sundukları, din adamı ihtiyacını karşılama ise tamamen “Kızı kendi başına bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya” mantığıyla harekettir. Kendilerinin bir uzantısı olmamızı istiyorlar. Batı ile girdikleri haklı-haksız mücadelede bizim onların safında yer almamızı istiyorlar. Kısaca bizi, kara gözümüz için değil kendi ihtirasları için seviyor gibi yapıyorlar.

Ve bizler yani Avrupa’da yaşayan 25 milyon Müslümanlar… Bizler yaşadığımız ülkelerin bir parçasıyız. İçinde yaşadığımız ülkenin kanun ve kurallarına uymakla yükümlüyüz. İçimizden çıkıp toplumun huzurunu bozanlara ilk tepki bizden gelmelidir. 15-20 yıl önce esamesi okunmayan yabancı düşmanlığı bugün toplumda görünür olduysa, bunda bizim suçumuz nedir sorusunu kendimize sormalıyız. Hem ülkenin bize sunduğu hizmetlerden faydalanıp, hem de gemiyi delmeyi bırakmalıyız. Elbette bize sunulan hizmet bir lütuf değil. Ancak refah ve sosyal devlet anlayışının sürmesi için katkı sağlamalıyız.

Bedenen Avrupa’da, aklen ve fikren geldiğimiz ülkede yaşamayı terk etme zamanı çoktan geldi geçiyor. Farkında olmayabiliriz ama İslam ülkelerinden her yıl yüzbinlerce kişi bizim sahip olduğumuz özgürlük ve refah ortamı için hayatlarını tehlikeye atıp umuda yolculuğa çıkıyor. Dini özgürlükler konusunda çok daha rahatız. Kendimizi kullandırmayı bırakalım. Gölge etmesinler başka ihsana gerek yok.

Batılı liderler Müslümanları toplumdan biri olarak kabullenip, İslam ülkeleri liderleri de ellerini bizden çektiğinde 25 milyon Avrupalı Müslüman rahat edecek. Bunların olması için önce bizim irademizi ortaya koymamız gerekir. Her iki tarafa güçlü bir mesaj vermeliyiz. Yoksa son günlerde yaşadığımız vahşi eylemler devam eder. Marjinal çizimler üne kavuşur, kaybeden hepimiz oluruz.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin