Muhtaç olduğumuz güç kaynağı: Kardeşlik

Prof. Dr. MUHİTTİN AKGÜL

İnsanlar farklı anne babalardan, farklı coğrafyalarda, farklı renklerde olsalar da, aslında hepsinin anne-babası başlangıçta tektir. Dolayısıyla uzak da olsa birbirlerinin kardeşleri sayılırlar. Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, bu hususa dikkatlerimizi çekerek, insanlık soy ağacının başlangıcını hatırlatmakta, bununla da kavga değil, sevginin, ayrılık değil birliğin esas alınmasını istemiştir. Nitekim: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.” (Hucurat 49/13) ayeti insanlara özellikle de mü’minlere, bu gerçeği hatırlatmaktadır. 

İnsanların dillerinin ve renklerinin farklılığı, birbirlerinden uzaklaşmalarını değil, sevgiyi ve yakınlaşmayı sağlayan bir unsur olmalıdır. Bu farklılıklar, Cenâb-ı Hakk katında birer âyet olarak isimlendirilmiştir ki, bu son derece önemlidir. Demek ki insanların farklı olması, -bu farklılık ister ırk, ister renk, ister coğrafya farkı olsun- Allah Teâlâ’nın birliğinin delillerindendir. Nitekim: “O’nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.” (Rum 30/22) buyrulmakta, farklılıklara birer ayet olarak bakmamız tembih edilmektedir. 

Bütün insanlar öncelikle insanlık ortak paydasında pek çok bağla birbirleriyle irtibatlıdırlar. İnsanların içinde mü’minler ise, daha özel ve kalıcı bir bağla birbirlerine bağlıdırlar ki, bu, iman kardeşliği bağıdır. Böyle bir bağ, insanlar arasındaki sevgiye bağlıdır. Sevgi olmadan bu bağın kurulması, kurulsa da devam etmesi mümkün değildir. 

Yüce Rabbimiz: “Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nail olasınız.” (Hucurat 49/10) buyurmakla, sevgiyi ihlal edecek söz ve davranışlardan kaçınılmasını, mü’minler arasında meydana gelen kırgınlıkların hemen giderilmesini ve ortaya çıkan muhtemel kargaşaların hemen sona erdirilmesini emretmektedir.

Kardeşlik, çok önemli bir bağdır. Ve çeşit çeşit kardeşlik vardır. Soy kardeşliği, sütkardeşliği ve iman kardeşliği. Bütün kardeşlikler belli bir yerden sonra bitse de, iman kardeşliği sonsuza kadar giden bir kardeşliktir. Hindistan’ın büyük şairi Merhum Muhammed İkbal, ihtimal ki, yaşadığı dönemde İslam coğrafyasında zayıflayan, hatta kopan, böylece parça parça olan Müslümanların kopuşları karşısında şu mısraları dillendirmiştir:

Kan ve deri ile gururlananı terk et!

Ne Afganlı, ne Türk ne de Tatarız

Yeşillikler çocuğuyuz bir dalız.

Bizim için yasak koku, renk farkı,

Bir tek bahar beslenmişi biz varız.

Mü’min, kardeşini sever. Zira bu sevgi, imanın gereğidir. Mü’minin sevgisi, dünyevi bir beklentiden, korkudan ya da çıkardan değildir. Onun sevgisi, sadece Allah’tan dolayıdır. Kardeşinin de Allah’ın bir kulu olmasından ve onu sevmesinin İlahi bir emir olmasındandır. Mü’minin sevgisi, Allah için olduğu gibi, öfkelenmesi ve kızması da,  Allah içindir. O, asla egosunu tatmin için ya da şahsi çıkarı için öfkelenmez ve kin gütmez, düşmanlıkta bulunmaz.   

Gerçek mü’min, sevginin gereği olarak, mü’min kardeşleriyle arasındaki küçük farklılıkları büyültmez; büyütmek suretiyle de sevgiyi ihlal edici davranışlar içerisinde bulunmaz. Zira mü’min, Yaratıcısı, Malik’i, Mabudu, Rızık vereni, Peygamber’i, Kıblesi, Kur’ân’ı, ülkesi gibi önemli pekçok ortak noktası olunca, diğer ayrıntıları görmezlikten gelir, mü’minlerle ortak temel paydalarda buluşur ve sevgiden uzaklaştırıcı her davranışı hayatından siler. Mü’min, bilir ki Allah Teâlâ katında en kıymetli şeylerden biri, mü’min kardeşini sevmektir. Zira Allah Resûlü (s.a.s.) “Amellerin en faziletlisi, Allah için sevmektir” (Ebû Dâvud, Sünnet 3) sözüyle, ümmetini sevgiye teşvik etmiştir.

Sevginin elbette ki birtakım tezahürleri vardır. Bu tezahürler olmadan, sevgiden bahsetmek imkansızdır. Sevginin belirtilerinden birisi, mü’minin kardeşiyle ilgilenmesidir. Bu ilginin diğer bir göstergesi, mü’min kardeşi hastalandığında ya da herhangi bir sıkıntı içerisinde bulunduğunda, onu yalnız başına bırakmaması, ziyarette bulunması ve gerektiğinde teselli etmesidir. 

Sevginin diğer bir tezahürü, kardeşini affedebilme büyüklüğüdür. Zira seven, sevdiğinin kusurlarını görmez, göremez. Kusurlara göz diken, dost bulamaz, dostsuz kalır. Dost bulamayan da zaten sevemez. 

Sevgi, bir toplum ve o toplumu meydana getiren fertleri birbirine bağlayan kopmaz ve koparılamaz çelik bir bağdır. Bu bağla birbirine bağlı olan bir toplumu, yıkmak ve yok etmek mümkün değildir. Yüce Kitabımız, güçlü olmanın yolunun, birbirine sevgiyle kenetlenmiş mü’minlerin oluşturacağı topluluktan geçtiğini, aksine güç ve kuvveti olmayan, dolayısıyla kimsenin kâle almadığı ve hiçbir etkinliği olmayan bir yığın haline gelineceğini hatırlatır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin