Muharrem İnce, Türkiye’nin Macron’u olabilir mi?

HABER-ANALİZ | KEMAL AY

Başlık, şaka tabi. Ben bu satırları yazarken, bu sabah açıklanacak CHP’nin adayının Muharrem İnce olacağı konuşuluyordu. Belki işler değişir, başka bir aday açılanır, bilemem ama Muharrem İnce üzerine konuşmak isterim.

Kendisi siyaset standartlarında genç bir aday. 1964 doğumlu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 70, CHP’nin adayı olarak düşünülen isimlerden Yılmaz Büyükerşen’in 82 yaşında olduğunu düşünürsek, İnce’nin adaylığını olumlu buluyorum.

Doğma büyüme Yalovalı. Fizik öğretmenliği yaptıktan sonra, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde çalışarak örgütlü mücadeleye geçmiş. Ardından CHP’ye üye olmuş. 2002’den bu yana milletvekili. CHP Grup Başkanvekilliği gibi ‘öne çıkan’ görevler yapmış.

2009’da Meclis’te yaptığı 10 dakikalık konuşmayı hatırlarsınız belki. O dönem ‘muhalif’ medya olduğu için günlerce alıntılanmıştı. Doğrudan Erdoğan’ı hedef alarak, popülist bir söylem geliştirmişti ama hakkını vermek lazım etkiliydi. O dönem Twitter kullanımı yaygın olsa, yüz binlere yakın RT alabilirdi.

Ama şanssızlığı şu ki, aynı dönemde Kemal Kılıçdaroğlu da parlamaya başladı. 2008’de AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’yle ilgili yolsuzluk iddialarını gündeme taşımış, Dişli’nin istifa etmesine sebep olmuştu. Bir ay sonra o dönem AKP milletvekili olan Mehmet Dengir Fırat’ın sahibi olduğu şirketin tırlarında uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığı yönündeki iddiaları sonrası, Fırat sağlık durumunu gerekçe göstererek partisinden istifa etmişti.

Kılıçdaroğlu’nun ‘iktidarın yolsuzluklarına karşı mücadele’ tavrı, 2009’daki yerel seçimlerde İstanbul’dan aday olmasını sağladı. İnce ise geri planda kaldı. Kılıçdaroğlu’nun partideki yükselişi sürerken, 2014’te İnce bu kez CHP Genel Başkanlığı için rakip olmayı tercih etti. Aldığı oy oranı beklentilerin üstündeydi.

Şu sıralar hükümet yanlısı Twitter hesapları Muharrem İnce’nin Ramazan günü bir sahilde içki içtiği fotoğrafları paylaşıyor. Cumhurbaşkanlığı adayı olacağı kesinleşmese de, bu ihtimale karşı kendilerince ‘hazırlık’ yapıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun aday olmama gerekçeleri arasında ‘mezhepsel durum’un sayılmasının ‘normal’ karşılandığı günlerde, bu şaşırtıcı değil.

Ancak CHP’li bazı yorumculara göre İnce’nin bu ‘seküler’ tavrı bir avantaj. Abdullah Gül’ün, Abdüllatif Şener’in ya da bir başka ‘sağcı’, ‘muhafazakâr’ ismin tartışıldığı günlerde CHP seçmeninin sandıktan soğuma ihtimali de belirmişti. İnce, en azından ilk turda seçmenin sandığa gitmesini sağlayıp ikinci tur için ihtimalleri açık tutabilecek bir isim olarak görülüyor.

Bu durumda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti Meclis’te çoğunluğu ele geçirmek için bir ittifak kurdu ancak bu ittifakın cumhurbaşkanlığı için 3 farklı adayı var. Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve Muharrem İnce, birbirlerine fazla dokunmadan, mevcut sistemi eleştirerek kampanya yapacaklar. Erdoğan, üçüyle birden uğraşamayacağı için muhtemelen karşısındaki koalisyona ‘ihanet’ ile yüklenecek.

Bu noktada Muharrem İnce’nin, Erdoğan’ın şahsına özel çalışacağını düşünüyorum. Bu da elbette muhatabı yıpratacaktır. Popülist çıkışları kıvırabilen, hitabeti ‘düzgün’ bir miting adayı olarak İnce’nin CHP içinden çıkabilecek en iyi aday olduğu görülüyor. Bu yönüyle de, ‘popülizm karşısında popüler aday’ stratejisiyle Fransa’da seçimi kazanan Macron’a andırıyor. Ama o kadar.

Gelgelelim sandıktaki belirleyici etkenlerden birisi HDP’nin ve seçmeninin ne yapacağı. Mevcut ittifak içerisinde Saadet Partisi dışında dindar Kürtler’e sempatik gelebilecek bir parti yok. Cumhurbaşkanlığı konusunda ise Demirtaş’ın adaylığının en azından dindar Kürtleri AKP’den koparma şansı var. Eğer bu olursa, ikinci turda dindar ve seküler Kürtler’in eğilimleri daha da önemli.

Tabi bu noktada HDP’nin 24 Haziran’daki oylamada Meclis’e girip girmeyeceği de önemli bir etken. Eğer parti Meclis’te temsil edilme şansını kazanırsa, ikinci turda mevcut ittifakı destekleme kararı alabilir. Ancak Meclis dışı kalırsa, boykotu tercih etme ihtimali belirecektir.

Bir diğer mesele İYİ Parti’nin gerçekten de anketlerde göründüğü gibi yüzde 20’leri zorlayan bir performans gösterip gösteremeyeceği. Eğer bu gerçekleşirse, AKP-MHP-BBP ittifakının yüzde 50’yi yakalama şansı azalacaktır. Ancak bu bir ‘masabaşı anket’ temennisiyse, Erdoğan’ın ilk turda rahatlıkla kazanacağını, Meclis’te de durumun değişmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.

Gelecekte bu dönemi anlamak üzere hiçbir şey yapılmasa, Bülent Arınç’ın medyaya yansıyan sözlerine bakmak yeterli olacaktır diye düşünüyorum. 2014’te ‘Siyasetçi ütmekle meşguldür’ diyerek, aslında siyasetin ne olduğunu, ilkelerin, ittifakların ve vaatlerin hiçbir anlamı olmadığını hatırlatmıştı. Aynı yılın sonunda, ‘Üç gün konuşurlar, dördüncü gün biter’ diyerek, milletin ne söylediğinin bir anlamı olmadığını, güç sahibi kimse, onun dediklerinin yapılacağını ilan etti. Birkaç gün önce de, Erdoğan’la görüşmesinin ardından çıkıp, ‘Yazı da gelse, tura da gelse Erdoğan kazanacak’ diyerek belki de nasıl bir seçim izleyeceğimizi bize söylemek istedi.

Gelgelelim, muhalefetin bir şeyler yapmak konusunda ilk kez bu kadar hevesli olduğu bir seçim yaşıyoruz. Abdullah Gül bile yarım ağızla da olsa, Erdoğan’a karşı adaylık ihtimalinden bahsetti. Gören gözler için bu, çok şey anlatıyor aslında.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin