Metin Akpınar ve Müjdat Gezen

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

21 Aralık. Halk TV ekranı, “Halk Arenası”. Seyirciler var. Mustafa Kemal’in askerleriyiz diye tempo tutuyorlar. Program böyle başlıyor. Programın yapımcı ve sunucusu Uğur Dündar biliyorsunuz. Sözcü’de yazılarını okumadığım yazarlardan biri; ama bu ona saygı duymadığım anlamına gelmiyor. Türkiye’nin önemli bir ismidir. Kim ne derse desin, tek kanallı televizyon dönemlerinden bu yana mesleğinde duayen bir medya mensubudur.

Konuklar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen. Benim Metin ağabey ve Müjdat ağabey dediğim isimler – pederin arkadaşları olmaları hasebiyle. Onları TV ve tiyatro dışında tanıdım, kulislerde şakalarına tanık oldum, babamla aynı oyunlarda oynadılar, aynı sofralarda sohbet-muhabbet ettiler. Siyasi tutumları, kanaatleri, hayat biçimleri, algıları, dünya görüşleri, hatta günah ve sevapları ve olursa olsun, Metin ağabey de Müjdat ağabey de, iddia ediyorum birçoklarından çok daha fazla Türkiye’yi, ortalama insanımızın mizah anlayışını temsil ediyor. Bu nedenle seviliyorlar. Sokakta görenlerin gülümsemesi, yanlarına gelmesi, ilgi ve iltifat etmesi bundandır.

Kendimi bildim bileli Metin abi ve Müjdat abi, tıpkı kendileri gibi bir düzine başka isimle beraber bizlerin vicdanı oldu, bizleri güldüren ve ağlatan beyazperdenin ve ahşap kokulu tozlu tiyatro sahnelerinin isimli kahramanları oldular. Onlar bize o kadar yakındılar ki! Güler misin Ağlar mısın, Patron Duymasın, Sivri Akıllılar, Hasip ile Nasip gibi klasikleşmiş onlarca film. Devekuşu Kabare Tiyatrosunda sahnelenen onlarca oyun. Teyzem Bilge Şen’in de oynadığı bu oyunların çoğuna gittim çocukken, yanımda babam. Sonra kulise geçer, sohbetlerini sıkılarak dinlerdim – babama devamlı “ne zaman gidiyoruz” diye sorarak. Hey gidi günler.

Metin ağabey ve Rahmetli Zeki ağabey ayrılmaz ikiliydiler. Hatta bazen adları soyadları karıştırılırdı. Türk sahne sanatlarının en ünlü ikilisiydiler. Sonra Zeki ağabeyi kaybettik. Babamdan 7 sene sonra o da sonsuzluğa uğurlandı. Müjdat ağabeyle babamın sanat yaşamları çok daha yakın geçti – hatta 70’lerde Miyatro topluluğunda beraber oynadılar. Müjdat ağabey de altın bir jenerasyonun, o verimli neslin en önemli isimlerinden oldu. Kim ne derse desin, Metin Akpınar da Müjdat Gezen de, bugün Türkiye halkının nabzını tutanlardan çok daha iyi tutarlar bu toplumun nabzını – hatta daha ileri giderek söyleyeyim, Türkiye’yi temsil ederler. Evet, sanatçıların ülkelerini ve toplumlarını temsil etmesi, siyasetçilerin temsilinden öndedir. Çünkü siyasetçiler bayrağı devrettikleri anda önemlerini yitirirler (bu nedenle bayrağı asla teslim etmek istemezler bizim diyarda, o başka!) ama Metin ağabey ve Müjdat ağabey seviyesinde sanatçılar “hakla mal olurlar” ve asla değerlerinden bir şey yitirmezler. Ama bunları bir kenara bırakalım ve Türkiye’nin dibe vuruşunu sergilemesi bakımından başlarına gelenleri kısaca irdeleyelim.

Programda Müjdat ağabey Erdoğan’ın Kadıköy ve İstanbul’un bazı diğer ilçelerde oturan vatandaşların Türkiye’nin kaymağını yiyen kesim oldukları ve Türkiye’nin bu kesimlerin umurunda olmadığı yönündeki iddialarına yönelik bodoslama mizahi bir eleştiride bulundu. Sonra da Erdoğan’a hitaben “sen bizim vatanseverliğimizi sınayamazsın, haddini bil!” dedi. Ne var bunda? Metin ağabey de Türkiye’de demokrasinin artık uygulanmadığı bir yöne doğru gittiğini vurguladı ve “Bu kutuplaşma ve karmaşadan kurtulmamızın tek çaresi demokrasidir. O noktaya ulaşabilirsek kavga gürültü olmadan bu işin içinden çıkarız” dedi. “Ulaşamazsak ise belki lideri ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki de başka liderlerin yaşadığı kötü sonları yaşayabilirler” diyerek, demokrasiden uzaklaşıldığında ortaya çıkan rejimlerde siyasi iktidarların içine düşeceği meşruiyet sorununa ve olası güç çekişmelerine ve hukuk dışı güç mücadeleleri ile sonuçlarına dikkat çekti. Bu yoruma katılmamak elde mi? Ne yani, demokrasi olmayan memleketlerde iktidarların değişimini olası kılan bir yöntem vardı da biz mi duymadık? Üstelik Metin ağabey isim vermeden, genel ilkeler bakımından sarf etti bu sözleri. Yani genel ilkeler olarak baktığımızda, bu söylenenler Mısır’a da, 1980’lerin Romanya’sına da, Saddam Irak’ına da uygulanabiliyor. Kardeşim, diktatörlüklerde durum bu!

Bu söylenenler gündeme adeta bomba gibi düştü. Erdoğan, Pazar günü İstanbul’da katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada Metin ve Müjdat ağabeyler ile ilgili olarak, “Beni ipe götüreceklermiş. Bunu sanatçı görünümü altındaki müsveddeler yapıyor. Senin her yerin sanatçı olsa ne yazar. Biz bu yola farklı çıktık. Senin haddine mi? Biz şahadete inanmış insanlarız. Biz bunların bedelini rahatlıkla ödemeye hazır insanlarız” dedi. Erdoğan’ın sert yorumunu vazife addeden sahibinin sesi İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, sanatçılar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen hakkında ‘Cumhurbaşkanı’nı hedef alarak hakaret içerikli sözler söyleyip darbe ve ölüm tehdidinde bulunmak’ iddiasıyla soruşturma başlattı ve yakalama emri çıkardı. İki aksakal sanatçı, sabah saatlerinde yapılan polis baskınıyla evlerinden polislerce gözaltına alındı.

Neresinden ele alalım ki bu yaşanan skandalları?

Birincisi, bu durum Türkiye’de yaşanan anormal bir durum değildir. Bu, Türkiye normalidir artık, bu bir. İkincisi, Erdoğan’ın yargıyı tümüyle kontrol ettiğine dair bir emare falan değil, alenen bu konudaki en somut örneklerden biridir, ama asla istisnai bir durum değildir. Erdoğan, kendisi ve rejimi için büyük bir korku içerisinde. Bunu anlıyorum. Çünkü yaptıklarının ne olduğunu en iyi kendisi biliyor. Karanlıktan beslenmek ve karanlıktan aynı zamanda çok ama çok korkmak, bu tür diktatörlüklerin ön planda olan belirgin bir özelliğidir. Erdoğan’ın “hesabını verecekler” diye Metin ve Müjdat ağabeyleri alenen tehdit etmesinin sebebi de bu korku paranoyası. Çünkü hukukun olmadığı bu tür otoriteryan keyfi rejimlerde her an her şey olabilir. Bu Pandoranın kutusunu kendisi ve ittifak kurduğu derin yapı açmadı mı? Derin yapı için iş gayet basit. Siyasi ve hukuki sorumluluk iktidar mümessilindedir. Başka bir değişle, yapılan tüm hukuksuzlukların sorumlusu, bunların altında icrai imzası olan siyasi güç ve onun bürokratik piyonlarıdır. Ne deseydi Metin ağabey? Hesap vermek gibi bir sıkıntınız yok, “durmak yok yola devam mı?”. Komik olmasın kimse. Bu süreçte hukuka dönüş, olağan şartlarda gerçekleşmez. Bunu öyle olmalı anlamında söylemiyorum, bir tespit, bir siyaset bilimcisi tespitidir bu. Keşke olağan şartlarda bir normalleşme ve anayasaya dönüş olabilseydi. Bir mucizeyi kim istemez? Ama bu ihtimal, cehenneme kar yağma ihtimali gibi – yani buna bel bağlanması çok fazla iyimserlik olur. Metin ağabey bunu söylüyor. Bunu – aynen benim bu yazıda yaptığım gibi – genel ilkeler, aklıselim ve mantık yürüterek yapıyor. Yani görüşlerine katılmak zorunda değiliz. Erdoğan da görüşlerine katılmadığını söyler geçer! Hatta hiç tınlamaz, görmezden gelir. Ama öyle yapmıyor. Neden? Çünkü söylediklerinde gerçek payı olduğunu ona da kendi mantığı söylüyor. Erdoğan da, yarattığı karanlığın sadece muhaliflerini elimine etmediğini, kendi iktidarını da kaygan bir zemine oturttuğunu biliyor.

Müjdat ağabey de Metin ağabey de esasında her sanatçının ve aydının yapması gerekeni yapıyor. Yanlış giden şeyleri dilleri döndüğünce kısmen mizahla, kısmen de dramla, ortaya koyuyor. Onlardan sofistike siyasi analizler beklememeli. Görevleri bu değil. Görevleri, deneyimlerine ve duygularına tercüman olmak, bunları toplumlarıyla paylaşmak! Bunu anlamayan İslamcılar, her iki duayeni de yargısız infaz etmeyi seçtiler. İşte tam da bu sebepten ötürü, İslamcılardan asla önemli bir sanatçı çıkmayacak! Çünkü bunların ilkel “davaları”, yıkanmış fanatik beyinleri, obsesif din anlayışları, içe refleksiyon yapma yetisine sahip olmayan öz iç dünyaları, sanatsal bir “doğurganlıkta” bulunamaz. Sanatçılık hürriyet demektir, aykırı düşüncelere ve köşeli eleştirilere girmek demektir de ondan! Şimdi birileri bu yazıyı okuyup, amalı ve fakatlı cümlelerle Metin ve Müjdat ağabeylerin diğer zulme uğrayan insanlar konusunda duyarlı olmadıklarını gündeme getirebilir. Doğrudur, ideali çok daha geniş spektrumda bir iktidar eleştirisi yapmalarıdır. Ama dünya ideal bir yer değil. Her aydının görevi ve algı alanı, diğerlerinden farklı! Özellikle Türkiye gibi fay hatları kesimler arasında kırılmış, derin uçurumlarla ayrılan kutuplardan oluşan bir ülkede, ortak kapsayıcı bir aydın refleksi beklemek, çok peri masalı ve Polyanna kokan bir ütopya beklentisi.

Önemli olan, Metin ve Müjdat ağabeylerin başına gelenlerin, birçok insanın gözlerini açmasıdır

Toplumsal kutuplaşma bitmeyecek – en azından kısa sürede! Yani bu duruma alışmalı. Kesimler arası diyalogsuzlukta herkes iğneyi kendisine batırmakla işe koyulmalı. Çuvaldızı başkasına batırma kolaycılığından kaçınmalı. Ben kendi adıma bunu yapıyorum. Başkalarının gözlükleriyle olaylara ve sorunlara bakmaya çabalıyorum. Bunu yapmak, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranmak gibi bir açmaz da getirse beraberinde, bence aydın olmanın taşlı ve çatallanan bahçesi bunu gerektiriyor. Metin ve Müjdat ağabeylere yaptıkları eleştiriden dolayı saygı duyuyorum. İyi ki varlar! Türkiye’ye on numara büyük, yeri doldurulamaz sanatçılar, bugünkü konformist ve yalaka saray şaklabanlarını görünce daha da ön plana çıkıyorlar. Değerlerini her geçen gün daha fazla anlıyoruz. İbrahim Kalın’ın buram-buram İslamcı reflekslerle bu iki duayene saldırması, havuzda çıkan iğrenç yorumlar, hatta Müjdat ağabeyin yüzü oyun gereği makyajlı fotoğrafı seçilerek, hatta kendisine peze.enk denilerek aşağılanmaya çalışılmasını Türkiye toplumu unutmayacak. Bakalım tarihte bunu yazan çöplerin yeri ne olacak! Nobran, çürük ve hukuksuz bu rejim bir gün çökünce hukuk önünde hesap verirlerken, karakterlerini bir kez daha büyüteç altına alacağız. Çıkarları bitince birbirlerini yiyecekler, birbirlerini ihbar için kuyruğa girecekler. Gemiyi ilk terk edecek olan kanalizasyon fareleri bu lağım medyasının paralı yazar-kasa tayfası. Bunların rayici, rejim bitince gönüllü muhbirliğe evrilecek. O gün geldiğinde, Metin Akpınar da Müjdat Gezen de başları dik dolaşacak. Sarayın muhabbetçisi dalkavuklar, soytarılar ve riyakarları ise insan içine çıkamayacak.

Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e selam olsun.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin