Macron, Liberallerin ‘kabusu’ olmak için düğmeye bastı

HABER-YORUM | EBUBEKİR IŞIK

Avrupa Birliği seçimlerinin sathı mahalline yavaş yavaş girdiğimiz şu günlerde, Brüksel’de seçim telaşı tüm partileri sarmış durumda. Seçim atmosferine herkesten önce ayak basan Avrupa Halkları Partisi, diğer bir tabirle Avrupa Hristiyan Demokratları (European People’s Party) kendi içinden Avrupa Birliği Komisyon başkanlığı için önce grup başkanları Manfred Weber, ardından Finlandiya eski başbakanı Alexander Stubb isimlerini kamuoyu ile paylaştı.

Ardından beklenildiği üzere, Avrupa Sosyalist Grubu (S&D) üyesi ve Avrupa Birliği Komisyon başkan yardımcısı Hollandalı Frans Timmermans bu hafta başında yaklaşmakta olan Avrupa Birliği seçimleri için Avrupa Sosyalistlerini temsilen Komisyon başkanlığı için adaylığını resmen açıkladı. Benzer adımların cılız da olsa Avrupa Parlamentosu’nda ki diğer gruplar tarafından  atıldığına şahit olduğumuz şu günlerde, ilginçtir Avrupa Liberaller Grubu’nda (ALDE) seçim heyecanına dair hemen hemen hiçbir emmarenin olmadığını, bu meseleye dışardan bakanlar için söylemek son derece doğru olacaktır.

ALDE grubunu on yıla yakındır yöneten Belçika eski başbakanı Guy Verhofstad’ın pragmatik siyaset tarzı ve hırsı göz önüne alındığında bu durumda bir gariplik hissetmek son derece normal. Fakat meseleye biraz daha yakından baktığımızda, Avrupa liberallerinin birkaç özel husustan ötürü yakın tarihinde ki en önemli günleri yaşadığını ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Macron, Liberalleri hem dövecek hem sevecek

Macron’un partisi En Marche henüz Avrupa Parlamentosu’nda faaliyet gösteren hiç bir siyasi partiye üye olmadı. Üye olacağı siyasi parti ve bu partinin Avrupa seçimleri ile ilintili hemen hemen tüm denklemleri değiştirebilecek olması, Brüksel’de son birkaç aydır hararetle konuşulan en önemli konu başlıkları arasında.

Nihayet geçtiğimiz haftanın başında Macron düğmeye bastı ve Hollanda başbakanı Mark Rutte ile Amsterdam’da bir basın toplantısı düzenleyerek, Avrupa Birliği seçimleri ve Avrupa Liberaller Grubu ile alakalı görüşlerini paylaştı. Toplantıda detaylara yer verilmezken, Macron’un iki hususta fikirlerinin son derece net olduğunu ifade edebiliriz.

Bir; Macron, Fransa’daki ‘Liberal’ kelimesinin menfi konotasyonundan ötürü Avrupa Liberaller Partisi’ndeki ‘Liberal’ kelimesini istemediğini Macron’a yakın bir çok siyasi tarafından dile getirildi. Dolayısıyla, Mark Rutte ve Macron’un önümüzdeki günlerde bu isim meselesini masaya yatıracakları son derece muhtemel. İki; hem Macron hem de Mark Rutte son on yıldır Avrupa Liberal Grubu’nun başkanlığını yapan Guy Verhofstadt’ın artık görevini bırakması gerektiğini düşünmekte. Hatta, geçtiğimiz hafta Macron’un danışmanlarından ve ismini açıklamayan biri Politico Europe verdiği mulakatta Verhofstadt’ı ALDE’nin başına bela olmuş biri olarak tanımladı. Aynı mülakatta bu üst düzey yetkiliye Verhofstadt’ın en azından Avrupa Parlamentosu başkanı olmak için tüm imkanları zorlayacağı ve bu sebeple kendisiyle bir anlaşmaya gidilip gidilmeyeceği sorulduğunda, Macron’un danışmanı ‘’Ne anlaşması?! Adam hiçbir şey almadan gidecek’’ cevabını vermesi, aslında Macron cephesinin ALDE ile alakalı olarak hem ismini hem de mevcut liderini değiştirmek noktasında kararlı olduğunu belirtebiliriz.

Avrupa Liberaller en güçlü ikinci parti olabilir

Beklendiği üzere ve yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında Avrupa Hristiyan Demokratlar Grubu’nun (EPP) 2019 seçimlerinde Avrupa Parlamentosu’nda ki sandalyelerin 200-220 kadarına sahip olacağı ve bu haliyle parlamentoda ki en geniş grubu oluşturacağı kuvvetle muhtemel görünmekte. Fakat, Macron’un En Marche partisinden gelecek ve Avrupa Parlementosu’nda yerini alacak vekillerin yekününe baktığımızda, Avrupa Liberallerinin bir ihtimal Avrupa Parlamentosu’nda ki en güçlü grup olan Avrupa Sosyalistleri’ne yetişecekleri, hatta sandalye sayısı itibari ile geçeceklerini ifade eden bir yığın analize rastlamak mümkün.

Parlamento kanadında bu durum gerçekleşmese bile, Avrupa Birliği’nin en güçlü kurumu olarak ifade edebileceğimiz 27 üyeli Avrupa Birliği Konseyi’nde Avrupa Liberal grubuna üye sekiz devlet başkanının bulunması (Avrupa Hristiyan Demokrat grubuna da üye sekiz devlet başkanı bulunmakta) ve Macron’un da bu gruba katılması ile Avrupa Liberalleri’nin en azından Konsey ya da Komisyon başkanlığı için bir adaylarını kabul ettireceklerine dair son derece güçlü kanaatler bulunmakta.

2014’te yapılan seçimlerde EPP grubu parlamentoda en çok sandalye sayısına sahip olduğu için, Konsey ve Komisyon’daki nüfuzunu da kullanarak her iki pozisyona da iki EPP’li ismi (Jean Claude Juncker ve Donald Tusk) geçirmeyi başırmıştı. 2019 seçimlerinde Macron’lu Avrupa Liberalleri’nin bu seçim geleneğini bozmak için elinden geleni yapacağını şimdiden ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, Macron’un Avrupa Liberallerine destek verme durumu iki şarta bağlı.  Bu şartlar partinin adını ve liderini değiştirmeyi ön görüyor. Bu durum, ALDE içerisinde hiç bir sorun yaşanmadan nihayete erebilir ve netice itibariyle Avrupa Liberal Partisi Avrupa siyasetinde eskiye nazaran son derece önemli bir oyun kurucu olabilir. Fakat diğer taraftan, Macron’un öne süreceği bu hassas durum parti içi bir hesaplaşmaya dönüşmesi durumunda, partiyi seçim arefesinde bölme ve başarısızlığa mahkum etme ihtimali de var.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin