”Kutsal denge”

Iwoelbern (CC BY 3.0)

ÖZEL HABER | BETÜL GÜL

Tek sinek ailesinin üye sayısı beş ayda 190 kentilyona varabilir, morina balıkları 15 yılda  okyanusları tıklım tıklım doldurabilirdi…

Çekirge istilaları, doğadaki en sıra dışı olaylardan biri. Bazen milyonlarca çekirge biraraya gelip sürüler oluşturuyor ve sürü halinde binlerce kilometre yol alıyorlar. Bilinen sekiz bin çekirge türünden çok az bir kısmı sürü oluşturuyor. Bunlar da normalde yalnız yaşıyor ve diğer çekirgelerin yanında bulunmaktan hoşlanmıyorlar. Fakat, sürüleşme evresine girdiklerinde şaşırtıcı bir dönüşüm geçiriyorlar. Davranışları, metabolizmaları ve renkleri değişiyor; uzun uçuşlara uygun güçlü kaslarla donanıyor ve artık diğer çekirgelerin yanında bulunmayı tercih ediyorlar. Çekirgelerin birleşmesiyle ortaya çıkan manzara, böcek sayısının fazla olması durumunda dünyada neler olabileceğine dair fikir veriyor.

Sadece bir karasinek çiftinin soyundan gelen sineklerin sayısının, hiçbirinin ölmemesi halinde beş ay sonunda 190 kentilyon olacağı hesaplanıyor. 190.000.000.000.000.000.000 adet. (İyi ki ağlarıyla böcekleri yakalayan örümcekler, saatte bin böcek avlayabilen yarasalar, vakumlu dilleriyle böcek yakalayan bukalemun gibi canlılar var!) ABD’nin Arkansas Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin hesaplamalarına göre, yılda tipik olarak 200 bin yumurta bırakan morina balığının tüm yavruları yaşasaydı, 15 yılda Dünya okyanusları tıklım tıklım morina balığıyla dolardı. Yine Arkansas Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin hesaplamalarına göre, somon balıklarının sayısı ancak her beş bin yumurtadan birinin yaşaması durumunda sabit kalabilir. Ünlü bir çevreci olan Kanada’nın British Columbia Üniversitesi’nden zoolog Prof. David Suzuki, “The Sacred Balance” (Kutsal Denge) adlı kitabında, Büyük Okyanus somonlarının çok az bir kısmının yetişkinliğe erdiğini, yine de okyanustan doğdukları nehre geri dönen yetişkin somonların sayısının milyonları bulduğunu belirtiyor.

Avcı hayvanların ekosistemlerdeki rolleri çok önemli. Timsah ve köpekbalıkları gibi suda yaşayan avcı hayvanların etkilerini inceleyerek araştırma sonuçlarını 2019’da yayımlayan Doç. Dr. Neil Hammerschlag, hastalıkların ve istilacı türlerin yayılmalarını da engellediklerini söylüyor. Amerika’nın Oregon Eyalet Üniversitesi’nden bilim insanlarının, yakın bir geçmişte Biological Conservation adlı akademik dergide yayımlanan çalışmaları, avcı türlerin ekosistemlerden çıkarılmasının zincirleme etkilerini açıkça göstermişti. Araştırmaya göre, Utah’da bulunan Zion Ulusal Parkı’nın bir bölümündeki pumaların yetmiş yıl içinde ortadan kaybolmalarıyla (artan turist sayısına bağlı olarak) bölgedeki geyik popülasyonu çok arttı, bu da kavak ağaçlarının kaybolması, akarsu kenarlarında erozyon ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi ağır ekolojik hasara yol açtı. Parkın bu bölümünde neredeyse hiç puma bulunmaması sadece karada yaşayan türleri değil, suda yaşayanları da etkiledi. Çalılıklar, sulak alan bitkileri, kertenkeleler, kır çiçekleri hatta kelebekler bile azalmış, ya da kaybolmuştu.

Art G. (CC BY 2.0)

ABD’nin Duke Üniversitesi’nden Prof. John Terborgh ve meslektaşlarının Journal of Ecology’de yayımlanan araştırmaları da ilginç sonuçlar ortaya koydu. Venezüella’nın Caroni Vadisi’nde yapılan barajın tamamlanmasıyla yaklaşık 4.300 kilometrekarelik bir alan sular altında kalmış, tepeler adacıklara dönüşmüştü. Jaguar, kartal, karınca yiyen armadillo gibi avcı hayvanların bazıları uçarak ya da yüzerek kaçmış veya ölmüştü. Oluşan bu adalardan bazılarını 12 yıl boyunca gözlemleyen Terborgh ve ekibi, hiç avcı tür bulunmayan dokuz küçük adada maymun, iguana, yaprak kesen karınca gibi otçul hayvanların sayısının anakaradakinden 10-100 kat fazla olduğunu tespit etti. Bu hayvanlar, adalardaki bitki örtüsünü adeta silip süpürmüşlerdi.

Bilimsel araştırmalar, parazitlerin ekosistemler için besin zincirinin tepesindeki avcı hayvanlar kadar önemli olabileceğini gösteriyor.  Doğada kontrol unsuru olarak görev yapan parazitler, akıl almaz bir şekilde konakladıkları canlıların davranışlarını, hatta bazen görünüşlerini de değiştirerek belirli bazı canlılar arasında geçiş yapabiliyor. Bunun en bilinen örneklerinden biri, vücutlarına Leucochloridium paradoxum türü parazitler girince dokunaçları tırtıl görünümü alan salyongozlar. Normalde gün ışığında, açık alanda durmaktan kaçınan salyangozlar, daha çok gün ışığında kalmaya başlıyor ve ışık altında nabız gibi atan tırtıl görünümlü dokunaçlarıyla kuşların dikkatini çekiyor. Böylece Leucochloridium paradoxum kuşlara geçiyor! 

Tuz karideslerinin de görünüşleri ve davranışları parazit etkisiyle değişiyor. Fransız biyolog Dr. Nicolas Rode’un araştırmaları, genelde yalnız yaşayan bu karideslere şerit solucan denilen parazitler bulaşınca karideslerin renklerinin kırmızıya döndüğünü ve sürüler halinde dolaşmaya başladıklarını gösterdi. Hayat yolculuklarının bir kısmını tuz karideslerinde geçiren şerit solucanlar sadece flamingoların vücudunda üreyebiliyor. Karidesler kırmızı renkli sürüler haline gelince, flamingolar tarafından görülmeleri kolaylaşıyor. Bu şekilde flamingolara geçen parazitlerin yumurtaları flamingoların dışkılarıyla suya yayılıyor ve yeni bir parazit yolculuğu başlıyor.

M.I. Sanchez ve meslektaşlarını çalışması, PLOS Pathogens 2016 (CC-BY 4.0)

Tuz karideslerine sadece flamingolarda üreyebilen parazitler bulaşınca renkleri kırmızıya dönüyor ve sürüler oluşturmaya başlıyorlar. Böylece karideslerin flamingolarca görülüp yenmeleri kolaylaşıyor.

Parazitler hem türlerin sayısını dengede tutuyor, hem de kolay elde edilir besin sağlıyor. Amerika’nın Emory Üniversitesi’nden yardımcı doçent Levi Morran, “parazitler olmasa popülasyonlarda patlama olabilirdi.” diyor. California Üniversitesi’nden Dr. Kevin Lafferty, birçok canlı türünü barındıran Carpinteria Tuz Bataklığı’nda şaşırtıcı bir araştırma yaptı. Euhaplorchis californiensis, yumurtaları kuş dışkısıyla yayılan bir tür parazit. Deniz salyangozları parazitin yumurtalarını yiyor ve kısırlaşıyor! Deniz salyangozlarından çıkan parazit larvaları California kıyısındaki tuzlu bataklıklarda yaşayan Fundulus parvipinnis türü balıkların solungaçlarından içeri giriyor ve beyinlerine yerleşiyor. Lafferty’in çalışmaları, beyinlerine parazit yerleşen balıkların dikkat çekecek şekilde yüzdüklerini ortaya çıkardı. Hızla su yüzeyine yaklaşıyor, yan yüzerek parlak pullarını gösteriyorlardı. Deneylere göre, bu balıkların kuşlar tarafından yakalanma ihtimali diğerlerine kıyasla 10-30 kat fazla. Böylece, Euhaplorchis californiensis balıklardan tekrar kuşlara geçiyor; kuşların bağırsaklarında ürüyor, yumurtaları bölgeye yayılıyor…

Suda üreyen bazı ipliksi solucanların (Nematomorpha), hayatlarının bir kısmı cırcır böceklerinde veya çekirgelerde konaklayarak geçiyor. Vücutlarındaki parazit solucanların üreme zamanı gelince, cırcır böcekleri ve çekirgeler normalde hiç yapmayacakları bir şey yapıyor: Suya atlıyorlar! Suya atladıklarında solucanlar vücutlarından çıkıp yüzmeye başlıyor. Fransa’nın Blaise Pascal Üniversitesi’nden Dr. David Biron ve ekibinin araştırmaları, parazitlerin merkezi sinir sistemlerinin işleyişini etkilemesiyle çekirgelerin suya yöneldiklerine işaret etti. Kobe Üniversitesi’nden doçent Takuya Sato ve meslektaşlarının Ecology Letters’da yayımlanan çalışmaları da, Japonya’nın nesli tükenmekte olan alabalıklarının yıllık enerji alımlarının yüzde altmışını suya atlayan cırcırböceklerinin karşıladığını gösterdi. Araştırma yapılan bölgedeki alabalıkların en hızlı büyüdükleri dönemin, cırcır böceklerinin suya yöneldiği dönem olan yaz sonu ve sonbahar olduğu anlaşıldı.

Bedenlerine parazit yerleşen canlılardaki olağanüstü davranış değişikliklerinin en çarpıcı örneklerinden biri kedi kokusunun cazibesine kapılan fareler. Tek hücreli bir parazit olan Toxoplasma gondii farelere geçince fareler kedi kokusundan kaçmamaya başlıyor. Aksine kedi kokusu onları çekiyor. Toxoplasma gondii, yalnızca kedilerin bağırsağında eşeyli üreyebiliyor. Bu şaşırtıcı davranış değişikliği parazitin kedilere geçişini sağlıyor. Stanford Üniversitesi’nden nörolog Prof. Robert Sapolsky ve ekibinin araştırmasına göre, parazitli fareler köpek kokusundan korkuyor, normalde olduğu gibi bazı durumlarda endişelenebiliyor. Prof. Sapolsky şöyle söylüyor: “Benden etkisi bu kadar özel bir ilaç yapılması istenseydi, nasıl yapılacağına dair hiçbir fikrim olmazdı.”

“… Fakat o sarayda, şehirde, memlekette, âlemde o kadar hayret verici bir denge, ölçülü bir icraat hükmediyor ki, o sayısız varlıktaki değişimlerin, canlıların dünyaya gönderilmesindeki ve ölümündeki, rızıklarındaki ve ihtiyaçlarındaki dengenin; her an bütün kâinatı gören, teftiş nazarından geçiren bir tek Zât’ın terazisinde ölçülüp hesap edildiğini açıkça ispatlıyor. Yoksa bir balık bin yumurtacık ile, haşhaş gibi bir bitki yirmi bin tohum ile başına buyruk olsaydı, sel gibi akan unsurların ve değişimlerin hücumuyla, şiddetle dengeyi bozmaya çalışan, her yeri istilâ etmek isteyen sebepler başıboş kalsalardı veyahut maksatsız, serseri tesadüfe, ölçüsüz, kör kuvvete ve şuursuz, karanlık tabiata havale edilselerdi, eşyadaki ve kâinattaki o denge öyle bir bozulurdu ki, bir senede, belki bir günde altüst olurdu. Yani, deniz karmakarışık şeylerle dolar, çürüyüp kokuşurdu, hava zararlı gazlarla zehirlenirdi, yeryüzü ise bir çöplüğe, bir mezbahaya ve bataklığa dönerdi, dünya boğulurdu…” (Kısmen sadeleştirilmiş Lemalar, 30. Lema)

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin