Küresel gaybubet…

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Roma’da caddeler bomboş, Venedik’te, Milano’da, Wuhan’da, Pekin’de. Dünya şehirler birer birer yalnızlığa bürünüyor. Sıra yavaş yavaş İstanbul’da.

Caddeleri, sokakları, meydanları boşalmış şehirler… Tenhalaşan, ıssızlaşan mekanlar. Issızlaşan insanlar.. Mecburi bir tutukluluk hali, mecburi bir yalnızlaşma, mecburi bir tecrit… Mecburi bir ayrılık…

Mini minnacık bir virüs herkesi tutsak etti.

Hem şehirlerde, hem insanlarda bir terk edilmişlik psikolojisi! Tanıdıklarından, tanış olduklarından ayrı kalma mecburiyeti… Ayrılmaya ve evde tutulmaya mecbur bırakılma hali…

Teşbihte hata olmasın küresel bir gaybubet yani…

Zor iştir bilirim. Bir Yunan adasına gitmeden önce aylarca yaşadım o hali.

Sokağa çıkmadan, bakkala gitmeden, ağaçlara dokuna dokuna yürümeden yaşamak zor bir şeydir. Şimdilerde insanların koronadan saklandığı gibi ben de şer şebekenin adamlarından muhbirlerden, çaşıtlardan, sakınarak, saklanarak yaşamak zorunda kaldım.

30 metrekarelik bir yerde her kapı çalması sizde bir gerginliğe sebep olur, beklemediğiniz zamanda çalan kapıya ölü taklidi yaparsınız, ısrarla ısrarla çalınan zili duymazdan gelir, mutlak bir sessizliğe bürünüp içeride hiç kimsenin olmadığını dışarıdakine ikna etmeye çabalarsınız.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Mezar’dan biraz daha geniştir ve bir mezar sayılmayabilir ama içinde sosyal anlamda bir ölü ikamet eder. Hiçbir şeye tasarruf edemezsiniz, bir lokma ekmek için bile bir başkasının yardımı gerekir.

Bir ölü gibi dışarıda olanları duyarsınız ama onlar sizin onu duyduğunuzdan haberdar olmazlar. Pek çok zaman ölmek böyle bir şey olmalı diye düşünür insan.

Ölünce arkanızdan ne konuşacaklar bunu yaşarken görme fırsatınız olur. Kuru ekmeğinizi bölüştüğünüz arkadaşlarınızın, yaşarken seninle tanışmaktan çok büyük mutluluk duyanların arkanızdan ettiği sözü, takındığı tavrı izlersiniz.

Sizinle anılmamak için ailenizle, çocuklarınızla bütün selamı sabahı kesen geçmişteki sıkı dostlarınızı fark edersiniz. Hiçbir şey yapmadan, yapamadan bütün olanları hazmetmeyi öğrenirsiniz.

Gaybubette yaşarken en çok hazmetmeyi öğrenirsiniz. Yalnızlaşmak, yalnızlaştırılmak nedir, ıssız kalmak nedir iliklerinize kadar hissedersiniz.

Başınıza gelenleri anlamaya, kavramaya, anlamlandırmaya çabalarsınız, öfkelenir, öfkelenir, öfkelenirsiniz.

Ancak hayatınız boyunca bulamadığınız zamanları bulursunuz kendinize. Bütün hayatınız bir film şeridi gibi geçer önünüzden, hani ölürken böyle oluyormuş ya, işte onun gibi her şeye yeniden ve yeniden bakarsınız. Bütün hayatınızı önünüze alıp bir pişmanlıklar listesi hazırlarsınız. Günlerce, haftalarca, aylarca…

Öfkelenir, hiddetlenir, sonra durulursunuz. Koşarken yavaşlarsınız.

Her şey asıl sınananın siz olduğunuzu fark ettiğinizde değişir. Her şeyin bir sebep olduğunu anlarsınız ve öfkenizi sebep olanlara yıkmaktan vazgeçersiniz. Burada asıl olanın sınanmak olduğunu ve kaderin eleğinden geçtiğinizi fark edersiniz. Ve anlarsınız ‘Ne söyleseler boş/göklerden gelen bir karar vardır.’

O zaman affetmeye başlarsınız. Öfkeniz yatışır, kendinizi daha çok inanmış olarak bulursunuz. Daha çok daha çok! Daha çok demlenirsiniz, ruhunuz sakinleşir, sizi böyle bir hayata sevk eden elin ne dediğini anlamaya çabalarsınız. Ve anlarsınız ki sizi bu mekana sokan el mezara da sokabilirdi. Bu aslında verilmiş bir fırsattır bunu anlarsınız.

Doğru olanı bulmak, gerçeği fark etmek isteyenler için gaybubette yaşamak bir fırsattır.

Dünya’da ve Türkiye’de ev hapsine girmek zorunda kalan milyonlarca insan böyle bir muhasebe yapar mı bilemiyorum. Yaptıklarını ve yapmadıklarını önüne koyup kendi hayatları için bir pişmanlıklar listesi hazırlar mı emin değilim. Bu kadar musibet, bela neden bizi buluyor diye düşünürler mi?

Gerçi Firavun yönetimindeki Mısır halkı, Hz. Musa (a.s) ve kavmine ettiği zulümlerden sonra başına gelen musibetlerin hiç birinden ders çıkarmamışlardı.

“Andolsun, Biz de Firavun ve çevresini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.” (Araf Suresi: 130)

Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (Araf Suresi: 133)

Suda gark oluncaya kadar zulümlerinden hiç vazgeçmediler. 

Ev hapsine girmek zorunda olan milyonlarca insana bu fırsatı iyi değerlendirin demeye gerek görmüyorum, kendinizle yüzleşin, hayatınızı kritik edin demeyeceğim çünkü herkes o kadar suçsuz, o kadar haklı o kadar hakperest ki…

1 YORUM

  1. Gercekten hislerime tercüman olmussunuz.Kaleminize sağlik.Ben bir de bu olaya “kimse kınadığını yasamadan ölmez”.hadisi serifini eklemek isterim.Gölbaşı öğrenci yurdunda umreden gelenlerin karantina görüntülerini görünce meriçi gectikten sonra gözalti süresi ve kamp ortamlari canlandi gözümde.Bunlari görmek mutlu mu etti kesinlikle hayir..Dilerim gözlerimiz hakikate acilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin