Kültürel iktidar meselesi ve Osman Kavala

YORUM | İSKENDER DERVİŞ

 

Önceki akşam havaalanında gözaltına alınan iş adamı Osman Kavala, AKP medyasının çok seveceği bir profil. Sevan Nişanyan, onu şöyle tanımlamış dün blog sayfasına koyduğu yazıda:

‘Orijinal ve zor bir adamdır. Gençliğinde, benden çok daha radikal bir şekilde devrimciydi. Türkiye’nin en büyük iş imparatorluklarından birinin başına geçtikten sonra da solculuğunu ve devrimciliğini korudu. 1983’ten bu yana Türkiye’de akıl ve özgürlük yolunda yapılmış olan her güzel işin (ve bir sürü saçma işin) arkasında, açık veya kapalı, mutlaka Osman Kavala’nın imzası vardır. İletişim Yayınları. Yeni Gündem dergisi. BirGün gazetesi. TESEV. Anadolu Kültür. Daha bildiğim ve bilmediğim neler neler.’

Şimdilerde AKP medyası ‘her işin arkasında’ diyerek, Türkiye’deki muhalefetin Soros’u olarak Osman Kavala’yı işaret etmeye çalışıyor. Zira bu topraklarda ‘Soros komplosu’ her zaman tutar. 2000’lerin başında AKP’nin kuruluşu için de George Soros’un projesi diyenler olmuştu. Zira Soros’un Açık Toplum Vakfı’nın Türkiye ayağının yönetimini Can Paker yapıyor ve 2013’te Can Paker’in AKP’ye ‘yandaş’ olduğu gerekçesiyle yönetimden uzaklaştırıldığı ortaya çıkmıştı. Yani 2013’e kadar AKP’ye ‘Soros projesi’ diyenler, haklıymış!

Tabi komplocu mantık böyle işlemiyor. Her daim onlar haklı çıkmak zorunda. Soros’un AKP’ye desteği ‘laf olsun diye’ olmuş olabilir, fakat bugün Osman Kavala’nın Soros eliyle ülkeyi karıştırmak istemesi ‘hakikat’tir!

TUTUKLANACAĞI BELLİYDİ

Osman Kavala’nın ismi son dönemde Hilal Kaplan ve arkadaşları (bazıları onlara Pelikan’cılar diyor) tarafından sıklıkla ağza alınıyordu. Belliydi yani tutuklanacağı bir nevi. Dedim ya, AKP yandaşının çok seveceği bir profil Kavala. Uluslararası vakıflar ve insan hakları örgütleriyle içli dışlı, zengin ve parasını yukarı Nişanyan’ın saydığı projelere dağıtıyor. AKP çevresinin bir türlü aşamadığı için ezikliğini yaşadığı ‘kültürel iktidar’ meselesinin göbeğinde duruyor.

AKP’li iş adamları medya patronu olurken, ‘kültürel faaliyetler’ içine girerken çoğunlukla Erdoğan’a yaranmak ve kazançlarını arttırmak hedefindeler. Gençliğinde az çok konferans takip etmiş, dergi okumuş ve sonradan ticarete girmişler içinden üç beş ‘dava adamı’ çıkıyordur belki ama çoğunluğun hedefi ortak. Bunun yanı sıra Kültür Bakanlığı, ‘yandaş kültür sanat faaliyetleri’ için bir arpalık yeri; belediyeler, yandaş kalemlerin kitapları için bir vitrin hâlini aldı. AKP’liler, ‘kültürel iktidar’ derken, kendilerine teveccüh edilmemesini eleştiriyor. Oysa teveccüh edilecek bir şeyleri var mı? Kimse orasını konuşmuyor.

KÜLTÜR SANAT VARSA, BİRAZ DA ONLAR SAYESİNDE

Oysa her türlü entelektüel faaliyetin arkasında iş dünyasının desteği var. Sabancı ailesinin, Eczacıbaşı ailesinin, Koç ailesinin Türkiye’de kültür ve sanat alanına yapmış oldukları katkı, istihdam ve vergi kadar önemli bir kalem. Bugün Türkiye’de uluslararası niteliği olan işler yapılıyorsa, bu ailelerin desteği yadsınamaz. Osman Kavala’nın, beğenirsiniz beğenmezsiniz, ülkeye hizmeti de en az yukarıdaki aileler kadardır. Sadece İletişim Yayınları, Birikim Dergisi gibi nitelikli ‘entelektüel üretim merkezleri’ bile, belki yüz binlerce insanın akademik çalışmalarında, ufuklarının genişlemesinde faydalı olmuştur.

Tüccarların açık desteği olmadan hiçbir fikirsel mücadelenin verilemeyeceğini, tarihten örneklerle anlamak mümkün. Rönesans’tan bugüne ulaşan sanat eserlerinin hemen hepsinin bir ‘patronu’ bulunuyor. Zengin aileler, ressamları ve heykeltıraşları fonluyor. Avrupa’da resim sanatının gelişmesinde, matbaanın yaygınlaşmasında Kilise’nin para aktarmasının büyük önemi var. Bunun yanı sıra matbaa işini yapan insanlar da dönemin en zengin iş adamları arasında yerlerini alıyorlar. Elbette bir karşılıklılık bahis mevzu, iki taraf da kazanıyor. Ancak tüccarların desteği olmadan, kültür sanat etkinliklerinin sürmesi mümkün değil. Bugün Hollywood’un arkasında yapımcı şirketler ve dağıtımcıların büyük işgücünü görebilirsiniz. Netflix’in piyasaya girmesi, Amazon’un film işlerine yatırım yapması, her yıl daha fazla filmin seyirciyle buluşmasını sağlıyor.

YERLİ MİLLİ MASALININ UYUTTUĞU…

Bütün bunları şunun için anlatıyorum: AKP, ‘yerli milli’ masalıyla, uluslararası bağlantıları olan, ülke insanını farklı ufuklara taşıyabilecek, dünyayı sadece Türkiye’den ibaret görmeyecek nesiller yetişmesine katkı verebilecek her kesimi sindirmeye çalışıyor. Ülkeyi tamamen (Batı’nın liderlik ettiği) küresel dünyadan kopararak, ikinci sınıf bir entelektüel havzaya hapsediyor. ‘Aman Batı’yı takip etmeyin’ diye feryat etmesi aslında, dünyayı anlamaktan vazgeçin ve bu küçük ülkemizde sadece bizim iktidarımız için var olun, demek.

Oysa 2013’ten önce, Avrupa Birliği ile alakalı toplantılarda Osman Kavala ile dönemin AB Bakanı Egemen Bağış yan yana oturur, kahve molalarında oturup konuşurlardı. AB’yle ilişkileri geliştirmek adına Kavala’yla nasıl bir gayriresmi danışmanlık ilişkisi yürütüldüğünü, o döneme şahit insanlar anlatabilirler. Şimdi hedef, Batı’dan topyekûn koparken, Türkiye’yi kendi karanlığına hapsetmek. Osmanlı’nın çöküşünü işleyen romanlarda genelde ‘konak’ metaforu kullanılır. İmparatorluk nasıl dağılmışsa, o konakta yaşayan aile de çeşitli sebeplerle dağılır gider ve konak satılığa çıkarılır. Artık konak hayatının debdebesi kalmamıştır. Hayat standardı düşmüştür. Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti, AKP idaresinde konaktan çıktığı apartman dairesini de terk edip köyüne dönmeye heves ediyor. Gençlere yazık!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin