Kovid’li odamdan yansıyanlar

YORUM | UĞUR TEZCAN 

Uzun bir aradan sonra nihayet kendimi biraz toparlayıp bilgisayarımın başına oturabildim ve bu yazıyı yazmaya başlayabildim. Başlıktan da anlayacağınız gibi bir süredir Kovid-19 teşhisi yüzünden kendimi evimde karantina altına almış durumdayım. Hastalığın ilk serüveni ateş ve halsizlik ile başlıyor, öksürük nöbetleri ile devam ediyor…

Yaklaşık 12 gündür küçük odamda hapis hayatı yaşıyorum. En büyük endişem; virüsün aile fertlerime de bulaşma ihtimali. O yüzden bu karantinaya sonuna kadar sabredip dayanmaya çalışıyorum. Arada bir ufak penceremi açıp ciğerlerime temiz hava çekme egzersizleri yaparak zayıflamış ciğerlerimi biraz olsun güçlendirmeye çalışıyorum.

İşin ironik yanı, odamda ilk olarak Çin’in Wuhan kentinden yayılmaya başlamış tehlikeli bir virüs ile mücadele ederken bu yazıyı yazmak için yatağıma oturduğumda, Çinli komşumun evinden yükselen yumuşak sesli Çinli bir sanatçının şarkısının odamı dolduruyor olmasıydı.

Evet! Çin’den yayılan bir virüs, Çin’in dünyayı zamanında uyarmaması ve dünya devletlerinin de yeterli tedbirleri zamanında almamaları sonucunca Amerika’nın küçük bir kasabasına kadar ulaşmayı başardı. Başkan Trump’ın ve Cumhuriyetçi Parti’nin sırf kasım ayındaki başkanlık seçimleri öncesinde itibarlarının zedelenmemesi ve ekonominin ve sosyal hayatın, olanlardan onların ‘liderliği’ sayesinde çok da olumsuz etkilenmediği izlenimi oluşturmak adına sergiledikleri sorumsuz yönetim anlayışı yüzünden Amerika bugün en fazla vakanın olduğu ülke konumunda. Dünya üzerindeki yaklaşık 61 milyon vakanın neredeyse 13 milyonu ABD’de ve fark gittikçe açılıyor. Şimdiye kadar bilinen rakamla neredeyse 1,5 milyon insan hayatını kaybetti. Bunların 270 bin kadarı Amerika’dan.

Küçük odamda bu ölüm oranlarını ve Twitter’da gördüğüm virüs kaynaklı vefat haberlerini düşünüyor ve hastalığı kısmen hafif semptomlarla atlatıyor olmama şükrediyorum.

Tolstoy şöyle der: “Tüm büyük edebi eserler şu iki hikâyeden birisidir: Ya bir adam seyahate çıkar veya şehre bir yabancı gelir.” Bana öyle geliyor ki virüsle birlikte hayatlarımız nasıl değiştiyse, artık hikayelerin de doğası değişecek. 2020 yılından sonra yeni hikayeler yazanlar sanırım farklı bir yöntem izleyecekler: Virüs korkusuyla evlere hapsolan hayatlara, özgürce seyahat edemeyen hapsedilmiş ruhlara, küçük şehirlerimize ve odalarımıza kadar giren yabancı bir virüsün yol açtığı korkulara ve yeni yalnız hayatlara dair hikayeler yazacaklar hep. Kim bilir artık hikayelerde kahramanlar hep maske takıyor olacaklar ve birbirlerine hiç dokunamayacaklar!

Odama kapanmış ve 2020 mart ayından itibaren sürekli karantina altında geçen hayatımızı düşünüyorum. Henüz ocak ayında iken büyük bir tehlike altında olduğumuzu anlamıştık. Sonrasında gönüllü karantinaya girdik ve dostlarla artık rahat buluşamaz olduk. İş dönüşü aile fertlerimize bile hemen yanaşamıyor, tedbirli olmaya çalışıyorduk. Ardından da eyaletlerin uyguladığı kısmi karantinaların etkisi altında yaşamaya başladık. Öğrencilerimle uzaktan eğitim yapmak zorunda kaldım bir süre. Kendi çocuklarım hala okula gitmiyorlar ve evden eğitim görüyorlar. Bense bir öğretmen olarak yeni öğretim yılında fiziksel olarak okula gitmek zorunda idim. Zira çalıştığım kurum bu yönde bir tercih yapmıştı. Virüsün her an beni yakalayacağını biliyordum; amacım kendime dikkat etmeye çalışarak bunu mümkün olduğunca, bir aşı bulununcaya kadar geciktirmeye çalışmaktı. Kısmette yakalanmak varmış!

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi. Dostlarla birlikte geçirilen zamanlar geri gelecek mi belli değil. Kalabalık insan gruplarının arasına karışıp yapılan aktiviteler, iş hayatımızdaki eski çalışma koşullarımız, alışverişlerimiz çok uzun bir süre daha eskisi gibi olmayacak.

Virüs ilk yayılmaya başladığı dönemde sanki bir namaz etkisi yapmıştı üzerimde. Namaza durduğumuzda nasıl hayatın sabit akışını ve meşguliyetlerini; hatta üzerimizde hasıl ettiği stresleri bir süreliğine donduruyor ve manevi derinliklerimize bir pencere açıyorsak, virüslü yaşam da bende benzer bir etki oluşturmuştu. Karantina altında olduğum şu dönemde ise bunu daha fazla hissediyorum. Sanki zaman benim için durdu ve birçok şeyi sorgulamamı sağlayan bir pencere açtı düşünce dünyamda.

Bazı farklı iç muhasebelere de kapı aralamadı değil virüslü yaşam. Mesela çocuklarımı neden daha fazla kucaklamamış olduğuma hayıflanıyorum hep. En son ne zaman bir dosta sarılmıştım hatırlayamıyorum. Yeni insanlarla tanışıp onlarla samimi bir şekilde el sıkışmayı özlediğimi hissediyorum. Arkadaşlarımla neden daha sıklıkla bir araya gelip muhabbet etmediğimi düşünüyorum. Bir yanda mart ayı öncesinde rahatlıkla yapabildiğim birçok şeyin aslında farkında olmadığım ne büyük nimetler olduğunu daha iyi anlarken diğer yanda da bunları neden daha çok yapmamış olduğuma hayıflanıyorum.

En büyüğünden en küçüğüne kadar hayatımı hep sarmalamış ama benim kıymetlerini şimdi daha iyi idrak ettiğim irili ufaklı lütufları düşünüyorum. Virüsle ilgili belirsizlik sürerken ve ben hasta yatağımda zayıf düşmüşken, zamanında kıymetlerini iyi anlayamadığım nimetlerin, yavaş yavaş elimden kayıp gittiği hissine kapılıyorum.

Zaman ilerliyor, yaşam tarzımız başkalaşıma uğruyor. Zaten zulümlerle, adaletsizliklerle, dünya üzerinde gittikçe yükselen faşizm ile ve münafık siyasilerin hileleri ile en tehlikeli virüslere maruz kalmış bir dünya sanki gerçek bir virüs ile imtihan ediliyor ve bahsettiğim virüslerle gerçek bir kirlilik yaşayan yaşam şeklimiz adeta bir şok dalgası ile silkeleniyor. Hayata dair bakışımız yeniden şekilleniyor. Belki de değerini bilmediğimiz nimetler elimizden çekilip alınıyor!

Zamanın daha nelere gebe olduğunu kısmetse yaşayıp göreceğiz. Allah sonumuzu hayır etsin!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin