Kötülüğün tenasühü!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Edgecumb Pinchon’ın 1941 yılında yayınlanan “Zapata the Unconquerable – Yenilmez Zapata” isimli romanından bizzat ünlü John Steinbeck tarafından senaryoya dönüştürülmüştü.

Elia Kazan’ın Viva Zapata isimli filminden bahsediyorum.

Bilmeyenler için konusundan kısaca bahsedeyim: Geçtiğimiz yüzyılın başlarında Meksika’da gaddar diktatör Porfirio Diaz’ın yozlaşmış ve baskıcı rejimi hüküm sürmektedir.

Başkan göstermelik olarak belli zamanlarda halkı da dinlemektedir. Köylüler dertlerini anlatmak için yanına geldiklerinde başlarda alabildiğince müşfiktir. Köylüler, devletin tarlalarına (enteresandır arazinin ismi Yeşil Vadi’dir) el koyduğunu, evlerini yaktığını, ekinlerini mahvettiğini söylerler. Başkan söylenenlere inanmaz ve bir köylü olan Emiliano Zapata epey sert çıkar. Başkan eline kalemi alıp onun ismini çizer. Zapata liderliğindeki halk isyanı büyür ve diktatör kaçmak zorunda kalır. İktidar halka geçmiştir. Ancak, general rütbesi alan iki devrimci bir süre sonra kendi iktidarlarında da öncekilerin yaptıklarını yapmaya başlar.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Politik veya askeri gücü eline geçirenlerin, uğruna savaştıkları halkı unutup, tıpkı devirdikleri despot liderler gibi halka zulmetmeyi sürdürmeleri benzer olayları tekrar yaşatır.

Bu kez Zapata halkı dinlerken Diaz gibi davranmaya başlamıştır. Köylüler Zapata’nın kardeşinin halka zulmedip, arazilere el koyduğunu söylerler. Yeni başkan Zapata inanmaz, kalemi alır ve kendisine dikleşen köylü Hernandez’in ismini çizecekken bizzat kendisinin de zalimleştiğini fark edip kendine gelir ve kalemi atar. Bizzat zulmü yapan kardeşinden hesap sormak üzere yola çıkar.

Son günlerde Anadolu’nun hangi köşesine giderseniz gidin, irili ufaklı pek çok Zapata benzeri zalimleşme hikayesi dinleyeceksiniz. Devletin tepesinden aşağıya doğru müteselsil şekilde her geçen gün artan bir ezme, sindirme ve yok etme hikâyesi yaşanması artık olağanlaşmış durumda maalesef. İşin en acı kısmı ise bu ‘bitirme’ çabalarının bir politik görüş ve siyaset olarak meşru görülüp sıradanlaşması.

Eli kalemli pek çok Zapata modeli insan var mesela.  Vaktiyle haksızlıktan, çifte standarttan, zulüm ve baskıdan canı yanan, haklı şekilde bunu dile getirdiği halde, bugün yaşananlara bırakınız ses çıkarmayı bizzat kalemiyle iştirak edip destekleyenler.

Vaktiyle mağdur edilmenin bedelini en ağır şekilde ödemiş insanların, şimdi mağdur ederken bile aynı edebiyatı yapmalarının tuhaflığı bir yana, yakın geçmişte yaşanan mağduriyetlere rahmet okutan haksızlık ve zulümleri meşru görmelerinden daha vahim bir durum olamaz sanırım.

Zamanında cuntacı zihniyetin yaptığı pek çok uygulama şimdilerde oluşturulan sanal bir düşman adına misliyle uygulanmaya devam ederken, bunun millet adına, halk adına yapılıyormuş gibi gösterilmeye çalışılması ise ayrı bir illüzyon başarısı.

‘Onlara su bile yok’ cümlesiyle şahikalaşan bu uygulamalar kümesi, tabela düşmanlığından, posta kutularındaki gazeteleri imha etmeye kadar pek çok alana yayılmış durumda. Her şeyi yasal olan müesseseler bin bir türlü baskı, oyun ve entrika ile kapatılmaya, yok edilmeye çalışılıyor. Öğrenci yurtlarının hiç borcu olmamasına rağmen, elektriğini kestiriyorlar mesela! Hoşlarına gitmeyen ayetleri okuyan imamlar hakkında soruşturmalar açılıyor, vaktiyle ‘yeşil sermaye’ diye fişlenen esnaftan bin misli fazlası ‘paralel’ bahanesiyle fişleniyor, üzerine vergi memurları salınıyor.

Çöp toplaması için oy toplayan birileri, neredeyse eline meşale alıp neredeyse ‘şurası cemaat evi yakın’ diyebilecek kadar kendinden geçiyor. “Burada kalmaları, yaşamaları ve ticaret yapmaları mümkün değil.” diyebilecek kadar Diaz’laşıyor!

Bir zalimleşme öyküsü yazıyor tarih. Bir tekrardan başka bir şey değil aslında. Umulur ki,  Zapata gibi yanlışı idrak edip kalemi atanlar çıksın.

1 YORUM

  1. Böyle bir beklenti çokca naif bir temenni. Bu saatten sonra kalemi atmaları yetmez, yaptıkları zulmün hesabını vermeliler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin