Kıymeti bilinmeyen organlar

Görsel: iStock.com/Janulla

ÖZEL DOSYA | BETÜL GÜL

Yirminci yüzyılın başlarında insan vücudunda yüzden fazla tamamen veya büyük oranda işlevini kaybetmiş organ olduğu düşünülüyordu. Mesela bacak toplar damarlarımızdaki kanın geri akmasını önleyen kapakçıklar, günümüzde bağışıklık sisteminin parçası oldukları bilinen bademcikler, kalsiyum düzeyini kontrol eden paratiroit bezi… Timüs gibi çok önemli işlevleri olan bir organ bile yakın bir geçmişe kadar körelmiş organ muamelesi görüyordu.

İngiltere’nin Coventry & Warwickshire Üniversite Hastanesi’nden ortopedi uzmanları, Orthopaedics and Trauma adlı akademik dergide yayımlanan makalelerinde, uzun yıllar körelmiş organlar olarak görülen dizlerimizdeki menisküslerin önemi anlaşılmadığı için, yırtılmaları durumunda kesilip çıkarılmalarının yaygınlaştığını belirtiyor. Araştırmada şu sonuca varmışlar: “Artık menisküslerin yük dağılımı, eklem stabilitesi ve kayganlaştırmada önemli rolü olduğu ve eklem yüzeylerini bozulmadan koruduğu kabul ediliyor.”

Bademcikler ve geniz etinin işlevleri de yakın zamanda yapılan yeni araştırmalarla ortaya kondu. Bu organlar, solunum yoluyla veya yutularak bedene giren hastalık yapıcı organizmalara karşı vücudun boğazdaki savunma hattını oluşturuyor. Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nden yapılan açıklamaya göre, kan dolaşımındakinden çok daha yüksek yoğunlukta aktif hale gelmiş bağışıklık hücresi içeriyorlar.

ASTIM, GRİP, ZATÜRRE

Geniz eti ve bademciklerin alınmasının uzun vadeli etkilerini tespit etmek için, Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Sean Byars, Kopenhag Üniversitesi’nden Prof. Jacobus Boomsma ve Yale Üniversitesi’nden Prof. Stephen Stearns yönetiminde geniş çaplı bir araştırma yapıldı.

Danimarkalı bir milyondan fazla çocuğun verileri incelendi ve dokuz yaşından önce bademcikleri ve geniz eti alınan, ya da bunlardan sadece biri alınan çocuklarda 10-30 yıllık takip süresi içinde astım, grip, zatürre gibi üst solunum yolu hastalıklarının 2-3 kat fazla görüldüğü tespit edildi. Elbette araştırmacılar, bademcik ve geniz etinin alınmasını gerektiren kritik durumlar olabileceğini ifade ediyor.

Kısa süre önce bir milyondan fazla çocuğun verilerini inceleyen Güney Koreli bilim insanlarının Plos One adlı akademik dergide yayımlanan araştırmaları da, hem bademcik, hem geniz etinin alınmasının astım riskini artırdığını gösterdi.

Fotoğraf: Pixabay

Apandis de yıllarca lüzumsuz, ya da işlevini büyük oranda yitirmiş bir organ olarak kabul edildi. Amerika’nın Michigan Eyaleti’nin McLaren Greater Lansing Hastanesi’nden Dr. Mark W. Jones ve meslektaşları, 2020’de yayımladıkları “Appendicitis” adlı kitapta günümüzde apandisin lenf organı görevi gördüğünün genel kabul gördüğünü söylüyor.

Apandisin, bağışıklık sistemi hücrelerinden olan B hücrelerinin ve antikorların yapımında rol aldığı, ayrıca bağışıklık sistemi hücrelerini vücudun belirli bölgelerine gönderen kimyasalların üretiminde rol aldığı anlaşıldı.

Dünyanın en iyi üniversitelerinden sayılan Duke Üniversitesi’den Dr. William Parker ve ekibinin araştırmaları da, sindirimi kolaylaştıran, vitamin ve aminoasitler üreten, hastalık yapıcı organizmalara karşı bariyer oluşturan faydalı bağırsak bakterilerinin saklandığı bir depo olduğunu gösterdi. Parker ve ekibinin araştırmasına göre, ishalden dolayı bağırsaklar tamamen boşalsa bile apandiste saklanan faydalı bakteriler bağırsaklara geçip çoğalabilir.

Amerika’nın Midwestern Üniversitesi’nden Dr. Heather F. Smith ve meslektaşlarının 2017’de yayımlanan araştırmaları da, apandisin faydalı bağırsak bakterilerini koruduğuna işaret etmişti.

KUSURLU OLAN APANDİS DEĞİL

Duke Üniversitesi’nin Tıp Merkezi’nden yapılan bir yayında, apandisin iltihaplanmasının bu organın kusurlu olmasından kaynaklanmadığı, toplumun sanayileşmesiyle bağlantılı kültürel değişikliklerin etken olduğu öne sürülmüştü.

Apandisitin (apandis iltihaplanması) dünyanın çeşitli bölgelerinde görülme sıklığını inceleyip değerlendiren Kanada’nın Calgary Üniversitesi’nden Prof. Gilaad Kaplan ve ekibinin 2017’de Annals of Surgery adlı akademik dergide yayımlanan analizleri, apandisitin toplumun sanayileşmesi ile ilişkili çevresel etkilere bağlı olabileceğini gösterdi. Makalelerinde hava kirliliğinin ve sigara kullanımının apandisit riskini artırabileceğini söyleyen araştırmalara da atıf yapan bilim insanları, apandisitin sebeplerinden birinin lifli gıdaların az tüketilmesi olabileceğine işaret eden eski fakat çok ilginç bir makaleden de söz ediyor.

Ünlü İngiliz cerrah Denis P. Burkitt, 1973 yılında British Medical Journal’da yayımlanan makalesinde, Afrika ve Asya’nın gelişmekte olan ülkelerinde bulunan 200 hastanenin doktorlarından alınan bilgilerle hazırlanan raporların apandisit, bağırsak kanseri, varis gibi bazı hastalıkların bu topluluklarda nadir görüldüğünü belgelediğini ifade ediyor.

AŞILANMALARI LAZIM

Değeri son yıllarda daha iyi anlaşılan organlardan biri de dalak. Önceleri, yalnızca kanı filtreleyen ve depolayan bir doku olduğu sanılıyordu. 2009 yılında ünlü akademik dergi Science‘ta yayımlanan bir araştırma, kalp krizi ve ciddi yaralanmalar gibi durumlarda beyaz kan hücrelerinin en büyükleri olan monositleri kana boşalttığını gösterdi.

Dalağın gizli kalmış işlevini keşfeden araştırmacılardan Dr. Matthias Nahrendorf, acil yardım ekiplerini hatırlatan monositlerin ölü hücreleri ortadan kaldırdığını, doku yapımına başladığını ve yeni kan damarlarının oluşumunu tetiklediğini söylüyor.

Kısa süre önce, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin blogunda yayımlanan makalede, dalağı alınan birinin ciddi, hatta ölümcül enfeksiyonlara yakalanma riskinin yüksek olduğu belirtildi.

Dalağı alınanların bazı hastalıklara karşı aşılanmaları ve ateş gibi enfeksiyon belirtisi durumunda hemen alabilmeleri için yanlarında antibiyotik taşımaları tavsiye ediliyor. Bilim insanları, bulguların dalağın yırtılması halinde kesinlikle alınmaması gerektiği anlamına gelmediğini, fakat dalağın alınmasının pek çok kez dile getirildiği gibi yalnızca rahatsız edici bir durumdan ibaret olmadığını söylüyor.

Görsel: www.medicalgraphics.de (CC BY-ND 3.0) Dalağın kalp krizi, ciddi yaralanmalar gibi durumlarda beyaz kan hücrelerinin en büyükleri olan monositleri kana boşalttığı anlaşıldı.

Dr. Nahrendorf ve ekibinin araştırma sonuçlarını değerlendiren Amerika Anatomi Uzmanları Derneği başkanı Dr. Jeffrey Laitman şunları ekliyor: “Tarih, sadece tıp bilimi o zamanlar işlevlerini anlayamadığından dolayı gereksiz olarak nitelendirilmiş vücut parçalarıyla dolu.” North Alabama Üniversitesi’nden biyolog Dr. Amy Crews ise şöyle söylüyor: “Vücutta her şey her şeye bağlı. Eğer bir organın oynadığı rolü bilmiyorsanız, ameliyatla alınmasının etkileri geniş kapsamlı olabilir.”

Bu konuda güzel bir örnek sağlıklı yumurtalıkların alınması. Rahmi alınacak, yaşı ilerlemiş çok sayıda kadına ameliyat sırasında sağlıklı yumurtalıklarını da aldırması önerildi. Fakat daha sonra yapılan incelemeler, yumurtalıklarını da aldıran kadınların kalp hastalığına ve akciğer kanserine yakalanma ihtimallerinin arttığını, Parkinson hastalığına tutulma olasılıklarının  yumurtalıklarını aldırmayanlara göre iki kat fazla olduğunu gösterdi!

***

“Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden (yaratan), her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir” (Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye)

“…’Bir varlık bir bütünse, elbette bir tek elden ortaya çıkmış olabilir.’ cümlesi, doğrulanmış bir kaidedir. Bilhassa o varlık, gayet mükemmel bir intizama ve hassas bir ölçüye sahipse, her şeyle irtibatı bulunan bir hayata mazhar ise bu açıkça, onun ayrılık ve karışıklık sebebi olan farklı ellerden çıkmadığını, kudret ve hikmet sahibi bir tek el tarafından yaratıldığını gösterir.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Lem’alar, 23. Lem’a)

2 YORUMLAR

  1. Bilinçlendirici, güzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık. Tesekkurler. Bir de yirmilik dişler var,gereksiz addedilen ve sebepsiz erkenden aldırılan.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin