Kendini kullandıranlar Özışık kardeşleri unutmasın

HABER ANALİZ | MUHSİN AHMET KARABAY

Hani şu Özışık kardeşler vardı ya. Hadi Özışık ile kardeşi Süleyman Özışık’tan söz ediyorum. Adı “gazeteci” diye anılan başka kardeşleri de var da konu onlar değil. Süleyman Özışık epey zamandır ortada görünmüyormuş. Merak edenlere cevabı ağabey Hadi Özışık veriyor.

Özışık kardeşler, kendi hallerinde kurdukları internet sitesi görünümlü yapı arkasında işlerini yürütüyorlardı. Hangi dönemde neyin prim yapacağını iyi bilen ve her daim kazananlardan olmaları ile bilinirlerdi.

Bundan dolayı da medya camiasında itibar kazanabilmek amacıyla yapmadıkları şirinlikler kalmazdı. Şirinliğin sökmediği yerlerde ise farklı tutum takınmakta hiç tereddütleri olmazdı. Ellerinde medya vardı. Bunu silah olarak kullanmayacaklardı da ne yapacaklardı.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Zaten güzel ülkemde bütün medya sahipleri bunu yapmıyor mu idi? Medyanın gücünden, gücün medyasına geçiş bu yaklaşımla olmadı mı?

Burada Özışık kardeşlere haksızlık etmeyelim. “Medyanın gücünden, gücün medyasına geçiş” Özışık kardeşlerle olmadı. Bu benim ülkemde medyanın tarihi kadar eski bir yaklaşım. Ama bu yaklaşımı üslubunca yapmadan hoyratça kullanmaya geçeli de çok fazla olmadı.

Süleyman ve Mehmet Özışık kardeşler ağabey Hadi’nin etrafında çöreklenip adlarından gazeteci diye söz ettirir oldular. Belediyelerden şantajla para almayı, iş dünyasından aleyhte haber yapıp sonra menfaatlenmeyi iyi yaptılar.

Sonrasında epey varlığa kavuştular. AK Parti dönemi ile birlikte de her biri birer fedai olup Erdoğan’a kol kanat gerip işlerini yürüttüler.

MACHİAVELLİ’NİN ÖĞRETİLERİNİN EN İYİ UYGULAYICILARI HEP TÜRKİYE’DE OLDU

Recep Tayyip Erdoğan ve etrafındakilerin en iyi yaptıkları iş, insanları kullanmasını bilmek. Bu “kullanılmak” sözü sadece yanında olanlar için geçerli değil. Muhalif olanların kullanılması onun oyun sistemine göre hiç de zor değil. Bu öyle bir sistem ki kimi zaman en çok aleyhinde çalışır görünenler bile kullanıldıklarını fark etmeyebilirler.

Floransalı yazar Niccolo Machiavelli’nin yazdığı ve Türkçe’ye “Prens” veya “Hükümdar” olarak çevrilen “Il Principe” kitabının en iyi okuyucuları dünyada muhtemelen muhafazakar siyasetçiler olmalı. Söz konusu kitap Machiavelli’ye hayatta iken bir şey kazandırmasa da sonrasında onu yüzyıllar boyu sürecek bir şöhret sahibi yaptı.

Machiavelli’ye hayatta iken bir şey kazandırmadı sözüme takılanlara şunu ilave edeyim. Machiavelli (1469-1527) kitabını İtalya’nın ayakta kalmaya çalıştığı sıralarda kaleme aldı. Aslında bu kitap Machiavelli’nin sürgündeyken Prens Lorenzo de Medici’ye yazdığı bir tür af mektubu idi.

Ne var ki kendisi hayatta iken basılamadı. Ancak ölümünden 5 sene sonra okuyucu ile buluştu. Sonrasında ise İtalyan Rönesans hareketinin temeli işlevini üstlendi.

Bir hükümdarın saltanatını nasıl ayakta tutabileceğini ve hakimiyetini nasıl daha güçlendireceğini anlattığı bu kitaptan Medici hanedanının prensi Lorenzo’nun ne kadar yararlandığına ilişkin bende bilgi yok.

Şu bir gerçek ki bu kitabın en iyi uygulayıcısı Türkiye’deki muhafazakar iktidarlar özellikle de RP İstanbul İl Başkanlığı döneminden bu yana Erdoğan oldu. Yazar, devlet adamı, askeri stratejist, şair ve oyun yazarı olan Machiavelli’nin en önemli öğretilerinden biri olan “amaç için her yol mubahtır” sözünün hakkını veren sadece Erdoğan değil, çevresindekiler de oldu.

KULLANIM SÜRELERİ BİTTİ VE ŞİMDİ KENARA ATILIYORLAR

Yine konuyu çok dağıttığımı söylemeyin lütfen. Hemen konumuza dönüyorum.

Bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Recep Tayyip Erdoğan, kullanacağı isimleri kendi belirlemiyor. Memleketimin güzel insanları “beni kullanmanı istiyorum” diye çeşitli yöntemlerle mesajlar veriyorlar.

Erdoğan bu mesajı bir şekilde veren insanlar arasında bir seçim yapıyor. Sonra da onların kendilerini en pespaye şekilde kullandırmalarına ortam hazırlıyor. Gerisi kendiliğinden geliyor.

Bilirsiniz, pek çok kullanım maddesinin üzerinde “son kullanım tarihi” vardır. Son kullanım tarihleri geçen bazı malzemeleri kullanmak kimi zaman çok tehlikeli olabiliyor. Bundan dolayı kullanım süresi bitenlerin atılması gereken yerlere gönderilmesi son derece önemli.

Tayyip Bey bu kullanım sürelerine son derece dikkat ediyor. Yalnız Erdoğan’ın kullanacağı insanların üzerinde “son kullanım tarihi” yazmıyor. İnsanların son kullanım tarihlerini, birliktelik sırasında karşılaşılacak olaylar belirliyor.

Erdoğan, Aziz Nesin’i hiç sevmez. Ne var ki Machiavelli’nin ortaya koyduğu prensiplere uyduğu gibi Aziz Nesin’in “Aç bırak itaat etsin, cahil bırak biat etsin” sözünü de siyasetinin temeli yapmış durumda.

SOYLU İLE PEKER ARABULUCULUĞUYLA KULLANIM SÜRESİ SON BULDU

Özışık kardeşlerin kullanım süreleri, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile suç örgütü lideri Sedat Peker arasında yaptıkları arabuluculuk hizmeti ile sona erdi.

Özışık kardeşler bir iki çırpındılar. Şimdi yeni bir aşamaya geçtiler. İki numaralı Süleyman Özışık gazeteciliği bırakmış. Açıklamayı bir numaralı Özışık olan Hadi yaptı. Bununla ilgili bir video yapıp duyurdu. Ağabey Hadi, kardeşine kimsenin arayıp da “Kardeş sen bize lazımsın, demedi…” diye hayıflanıyor.

Süleyman’ın uzun zamandır ortalarda görülmediğinin kendisine sorulduğunu söyleyen Hadi Özışık şu ifadelerle duruma açıklık getirdi:

“Hep bana soruyorsunuz ‘Süleyman Özışık nerede?’… Ben size söyleyeyim nerede olduğunu; Süleyman Özışık mesleğini bıraktı kardeşim!

“Biliyor musunuz, en zor zamanlarda savunduğu ve uğrunda herkesin hedefi haline gelen Süleyman Özışık, Sedat Peker gündeme getirdi diye herkes arkasını ona döndü ve bir tek kişi, ‘Kardeş sen bize lazımsın demedi.”

EŞEĞİNİ DAĞIN ARKASINDA DA BULAMAZSA O ZAMAN GÖRÜN

Hadi Özışık, çevresinin vefasız olduğunu kadirşinaslıktan haberleri olmadığını dile getirmeye çalıştıktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın farklılığını anlatmaya çalışıyor. Kendisinin Erdoğan’a güvenmeye devam ettiğini dile getiriyor.

Nedense aklıma eşeğini kaybettikten sonra neşe içinde hayvanını arayan adamın hikayesi geldi.

Zamanın ve köyün birinde adamın biri eşeğini kaybetmiş. Neşe içinde dağ bayır eşeğini aradığını görenler adamın çok keyifli haline şaşırıp merakla sormuşlar:

– Sen kaybettiğin eşeğini arıyorsun. Ama bakıyoruz keyfin yerinde, neşenden eksilen bir şey yok.

Adam soruyu soranlara dönüp şu cevabı verir:

– Bir umudum daha var. Eğer şu tepenin öte tarafında da bulamazsam siz beni o zaman görün.

Hadi Özışık’ın umudunu tepenin öbür tarafına sakladığı anlaşılıyor. Özışık, kullanım süresi dolduğunun farkında değil. Artık birileri tarafından ait oldukları yere gönderilmek üzere kenarda bekletiliyorlar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin