Kendi ailesinin yıllarca reddettiği öz evlat: Çağrı

YORUM | M. NEDİM HAZAR

“Cehalet öyle bir binektir ki, 

üzerine binen zelil olur, 

arkadaşlık yapan yolunu kaybeder.”

Hz. Osman (RA)

Busra panayırına yakın küçük bir manastırda yaşıyordu Rahip Bahîra… Onun Fahr-i Kainat (ASM) ile karşılaşmasını daha önce şurada yazmıştık. 

O yazıda yer almayan bir ayrıntı… Mecidi’nin Efendimizin çocukluğunu anlattığı filmde harikulade anlatılır. Henüz daha çocuk yaştaki Muhammed’i manastıra davet eder Bahira. Aklında testten geçirmek vardır ve şöyle bir soru sorar: 

“Tanrıyı nerede bulursun?”

Cevap yaşlı rahibin aklındaki tüm şüpheleri bir anda çöpe atar: 

“Kırık kalplerde bulurum!”

Çağrı filminin öyküsü bir nevi kırık kalplerin de öyküsüdür esasen.

Anlatayım…

Çağrı filminin çekimlerini tamamlanmış, gösterimi esnasında sıkıntılar yaşanmaya başlanmıştı. Bu sıkıntıların çoğu Mustafa Akkad’ın beklediğinin aksine batı kaynaklı değil İslam ülkeleri kaynaklı oluyordu. Bin bir türlü sıkıntı ile uğraşan Akkad’ın bir gün ofis telefonu çaldı. Telefonu açtı sıkıntılardan bunalan yönetmen. 

“Hayatımı mahvettin” dedi karşıdaki ses. 

Akkad şaşırmıştı. “Nasıl yani?” diyecek oldu ki, karşıdaki ses kendini tanıttı: 

“Ben Salim… Gedara…”

Hemen hatırlıyor usta yönetmen telefondaki sesin sahibini…

İlk senaryoda Hz. Bilal karakterinin rolü çok fazla. Zira düşünülen isim Muhammed Ali. Ancak anlaşma sağlanamayınca bu rol epey azaltılıyor. Neredeyse filmin üzerine kurulu olan karakter Bilâl-i Habeşî rolünü dünya versiyonunda İngiliz aktör Johnny Sekka, Arap versiyonunda ise Libyalı Ali Ahmet Salem başarıyla canlandırmıştı. 

3 Saatlik filmde sadece iki sahnesi bulunan bambaşka bir karakter daha var. Hz. Vahşi. Hind’in intikam arzusunu yerine getirmek için altınlara boğulan bir köle olan Vahşi’yi canlandıracak kimseyi bulamıyor nedense Akkad. Filmin çekimleri başladığı halde bu karakteri kimin oynayacağı belli değil. 

Libyada’ki çekimler esnasında bir sabah otelde kahvaltı yaparken sırım gibi bir Afro delikanlı görüyor Akkad. Yanına çağırıyor. Otelin elektrik işlerini yapan bir teknisyen. İsmini soruyor. “Salim” diyor genç adam, “Salim Gedara.”

Hakikaten de Salim rolün hakkın veriyor. O kadar ki; Hz. Hamza’nın şehid edildiği sahne diğer oyuncuların işi bozmaları yüzünden tam 5 kez tekrar çekiliyor. Zira, o kadar duygusal ve başarılı bir sahne ki oyuncular Vahşi’nin, “Hamza Efendimizi öldürecek alçak” diyerek Anthony Quinn’in önüne adeta etten barikat kurarak Hz. Hamza’ya yaklaşmasına izin vermiyorlar ve bir şekilde çekimi bozup duruyorlar.

Salim nasıl bir işe bulaştığının farkında değil. 

Kısa süre önce Yeşilçam’ın dini filmlerini kaleme aldığımız yazıda bir anekdot aktarmıştık hatırlayacaksınız

1971 yapımı ‘Hz. Ömer’in Adaleti’ filminde ‘Hz. Ömer’ karakterini namaz kılarken öldüren Firuz’u canlandıran Süheyl Eğriboz, vizyon sonrası önünü kesen dört kişi, “Ulan Hazreti Ömer’i öldürürsün haaa” diyerek saldırıya uıramış ve fena dövülmüştü.  

Gedara’yı da benzer akıbet bekler ne yazık ki!

Film vizyona girdikten sonra, Salim’in annesi sokaktayken bir komşusu hakaret ediyor. Kadın şaşkın, “Hz. Hamza’yı öldüren alçağın annesi” diye bağırıyor kadın. Eve gidince oğlunu haşlıyor ve evden kovuyor üzgün anne. Üç gün oyunca eve giremiyor Salim ama esas felaketler zinciri başlamış değil. Film dünyaca izlendikten sonra sokağa çıkamaz hale geliyor. >Taşlayanlar, tükürenler, küfredenlerin bini bir para. Film, rol filan diye anlatamıyor kimseye. O kadar ki sonunda çalıştığı otelin sahibi onu işten atıyor. Nereye iş başvurusunda bulunsa “Hz. Hamza’nın katiline iş yok! Denilerek kapı gösteriliyor. 

Perişan şekilde ortalıktan kaybolmadan önce Akkad’ı arayıp durumu aktarıyor ona ama Akkad’ın o kadar büyük problemleri var ki Salim Gedara ile ilgilenemiyor maalesef. Ve o günden sonra izini kaybettiriyor Gedara. Hala akibeti bilinmemekte. 

Yaklaşık üç ay boyunca geceli gündüzlü hummalı bir çalışma yapıyor Akkad ve ekibi. 

Her profesyonel personelin yanında işi öğrenecek bir Müslüman delikanlı mutlaka bulunuyor. Sabah set başladığı anda iki Hamza, İki Hind sürekli hazır. Önce İngiliz versiyonr için Anthony Quinn ve Irene Papas geçiyor kamera karşısına. Sahneleri bittiği an aynı sahneler için bu kez Abdullah Gaith ve Muna Wassef geçiyor. 

Özellikle savaş sahneleri inanılmaz yoruyor ekibi. Figürasyonun tamamı amatör zira. 500 kişilik kalabalığı bazen ikinci tekrarda geri getirmek akşamı buluyor. 

Kendi ailesine aylar hatta yıllarca vakit ayıramıyor Akkad. Çocuklarını ancak film setinde görebiliyor. Filmi çekerken müzikleri kime yaptıracağı zaten aklında, iyi bir anlatıcıya da ihtiyacı var. Filmde Narratör olarak Richard Johnson ile anlaşıyor. Johnson kariyerinde ilk kez bir filmde dış ses olarak yer alıyor. 

Filmini tamamladıktan sonra rahat bir nefes aldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz sevgili okur. 

Çağrı’nın mücadelesi belki de daha yeni başlıyor…

Çok uzatmayacağız, az daha sabır. 

1 YORUM

  1. Salim Gedara, bugün bile elektriğin olmadığı, İnternet’in mevhum olarak dahi bilinmediği ve bu yüzden kendisinin gercekte kim olduğunun asla öğrenilemeyeceği bir yere gitti belki de…
    Orada sakin bir hayat yaşadı ya da hâlâ yaşıyordur. Afrika’da böyle yerler çok var bildiğim kadarıyla. Belki kendisı de köken itibariyle öyle bir yerdendir.

    İnşâallah öyle olmuştur en azından…

    En çok onun hikayesinden etkilendim. Hakikaten inanılmaz. Film için herhalde en büyük bedeli o ödedi. Hayatı tamamen alt üst olmuş. Hele bir de canından da olmuşsa…

    Filmin gerçek kahramanı Salim Gedara bu durumda, başkası değil. Bence onun peşine düşmelisiniz. Araştırın, ne yapıp edip bulmalısınız onu. (ya da ölmüşse izini, mezarını…) Hikayesini mutlaka ortaya çıkarmalısınız. Çağrı filmini bu kadar önemseyip, böyle bir süreçte bile yazı dizisi yapıyorsanız, üzerinize borçtur bu size şu durumda etik, vefa… olarak. Sadece iki-üç paragrafla geçiştiremezsiniz Salim Gedara’yı…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin