İnsanın sıvı kalkanları

Pexels

ÖZEL HABER | BETÜL GÜL

Amerika’nın Cincinnati Çocuk Hastanesi’nden Dr. Marty Visscher, bebeklerin sıvı altınla kaplı olarak dünyaya geldiğini söylüyor. Böyle söylüyor çünkü harika bir cilt kremine bulanmış olarak doğuyorlar. Bu verniks adında beyaz, peynirimsi bir madde.

Anne karnında uzun süre amniyotik sıvı içinde kalan bebeğin derisini koruyan verniks, doğumdan sonra da bebeğin cildini nemli tutuyor, enfeksiyonlara karşı koruyor. Dr. Visscher, yaklaşık yüzde 80 su, yüzde 10 protein ve yüzde 10 lipitten oluşan vernikste bulunan skualen adlı molekülün süper-nemlendirici özelliği olduğunu belirtiyor. Visscher ve ekibinin uzun yıllar süren çalışmalarına göre verniksin yara iyileştirici, temizleyici ve antioksidan özellikleri de var. Hollanda’nın Leiden Üniversitesi’nden Prof. Joke Bouwstra ülseri bile iyileştirdiğini söylüyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Amerika’nın Maryland Üniversitesi’nden Prof. Mary Ann Jabra-Rizk ve meslektaşları, Plos Pathogens’de yayımlanan yeni makalelerinde insan tükürüğünün birçok antimikrobiyal bileşik içerdiğini belirtiyor ve yara iyileştirici özelliğinden  söz ediyorlar. Tükürükte bulunan çok sayıdaki antimikrobiyalden biri histatin-5 adlı protein. Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacıların 2018’de yayımlanan çalışmarına göre, ishale neden olabilen E. coli bakterilerinin ince bağırsağa bağlanma mekanizmalarını etkileyerek bağırsağı enfeksiyondan koruyor. Araştırmacılar, ağızdaki bu ilk “savunma hattının” insanın hasta olması için neden çok fazla E. coli bakterisi gerektiğini açıklayabileceğini belirtiyor.

Plos Pathogens, Taissa Vila et al., 2019

Tükürük, anne sütü, gözyaşı gibi vücut sıvılarında bulunan lizozim de bakterilerin hücre duvarlarına zarar verip çoğalmalarını önlüyor. Gözyaşımızda bulunan laktoferrin ise, bakterilerin bir araya gelip kümeleşmelerini ve birçok kronik hastalığın nedeni olan biyofilmleri oluşturmalarını engelliyor. California Üniversitesi’nden Dr. Tomas Ganz, bakterilerin temel besin maddesi olan demir kalıntılarını ortadan kaldırdığını, kıtlıkla karşılaşan bakterilerin biyofilmden ayrıldıklarını söylüyor.

Her göz kırpışımızda yenilenen gözümüzü kaplayan gözyaşı tabakası üç ayrı katmandan oluşuyor: Yüzeyde yağlı bir katman, ortada çeşitli proteinler içeren tuzlu su, iç kısımda ise gözyaşının göze eşit şekilde yayılmasını sağlayan sümüksü bir katman var. Yağlı katmanda oleamide adlı maddeyi keşfeden Ohio Üniversitesi’nden Dr. Kelly Nichols oleamide, ya da yağlı bileşenlerden herhangi birinin yetersiz miktarda veya gereğinden fazla olması durumunda yağlı katmanın nemi hapsetme özelliğini kaybedebileceğini söylüyor. “Bu da göz kuruluğuna neden olur.” diyor. Batma ve yanma hissine neden olan göz kuruluğunun insana vereceği rahatsızlık bir yana, gözün mikroskobik boyutta zarar görmesiyle görüş de bozulması da söz konusu.

Eric Wiessner (CC BY-SA 4.0)

Acı duymadan attığımız her adımda, ya da kolumuzu kolayca her hareket ettirişimizde bir başka koruyucu sıvının rolü var. Diz, dirsek, omuz gibi kemiklerin birleştiği eklem yerlerinde kemiklerimizin uçları kaygan kıkırdakla kaplı, çevreleri de kıkırdağı “yağlayan” kıvamlı bir sıvıyla dolu. Kıkırdağın aşınmasıyla kemik uçları birbirine sürtse acı, şişlik ve hareket kaybına neden olabilir. Amerika’nın North Carolina Üniversitesi’nden araştırmacılar, eklem sıvısındaki lubrisin adlı proteinin kıkırdağın korunmasında önemli rolü olduğunu tespit etti. Daha önce yapılan deneyler de, lubrisin içermeyen sıvının elastikliğini kaybedip kıkırdağı koruyamayacağını göstermişti. Şunu da belirtelim, eklem hareketleri arttıkça eklem sıvısının elastikliği de artıyor.

Bizi koruyan vücut sıvılarından biri de beyin omurilik sıvısı. Beynin çevresini saran renksiz, berrak bir sıvı. Yastık gibi darbe ve sarsıntılara karşı koruyor; fakat tek işlevi bu değil. Vücudun dışında yaklaşık 1,5 kilogram gelen insan beyni, beyin omurilik sıvısı içinde 25-50 gram kadar geliyor. Bu durumda beyin kendi ağırlığı altında ezilmiyor. Beynin içinde yüzdüğü bu sıvı olmasa, kan akışının kesilmesiyle alt kısmındaki sinir hücrelerinin öleceği belirtiliyor. Bu sıvının ilginç bir görevi daha var: Beyni yıkıyor!

İnsan beyni, vücudun toplam enerjisinin yüzde 20 – 25’ini tüketiyor. Bu süreçte çok miktarda protein atık, biyolojik çöp de üretiliyor. Atıkların hücrelerin içinde veya etrafında birikmesi beyin sinyallerinin iletilmesini engelleyebiliyor. Rochester Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Prof. Maiken Nedergaard ve ekibinin ünlü akademik dergi Science’da yayımlanan araştırmaları, uyku sırasında farelerin beyin hücrelerinin çevresindeki alanın yüzde altmıştan fazla genişlediğini ve beyin omurilik sıvısının hücreler arasında hızla akarak biriken atıkları giderdiğini gösterdi. Uyanık olduklarında ise akış çok yavaştı. Neuroscience’da yayımlanan bir başka çalışma da,  fareler yan yatar durumdayken “beyin banyosunun” daha etkili olduğunu gösterdi. Araştırmaları kasım ayında Science dergisinde yayımlanan Boston Üniversitesi’nden Prof. Laura Lewis ve ekibi de ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı. Uyuyan insanların beyinlerini görüntüleyen araştırma ekibi, hızlı göz hareketlerinin olmadığı uyku evresinde (NREM) beyin omurilik sıvısının ritmik olarak beyne akarak “yıkama” yaptığını tespit etti.

Uyku sırasında ortadan kaldırılan atıklardan biri de beyin hücrelerinin çevresinde birikebilen, Alzheimer hastalığında önemli rolü olduğu düşünülen amiloid beta adlı protein. Amerika’nın Ulusal Sağlık Enstitüleri’nden (NIH) Dr. Ehsan Shokri-Kojori ve meslektaşlarının yirmi gönüllüyle yaptıkları deneyler, az uykuyla geçen tek gecenin bile insan beyninin bazı bölgelerinde amiloid beta artışına sebep olduğunu gösterdi. Prof. Nedergaard’a göre, uyku sırasında beyin hücreleri için toksik olan atıkların giderilmesi uykusuz bir geceden sonra neden sağlıklı düşünemediğimizi açıklayabilir.

“Hem hayat, kainatın idaresinde hüküm süren rızık, rahmet, inayet ve hikmeti içeriyor. Adeta onlan arkasına takıp girdigi yere çekiyor. Mesela hayat bir cisme, bir bedene girdiği vakit Hakim ismi de tecelli eder, onun yuvasını hikmetle, güzelce yapıp düzene koyar. Aynı halde Kerlm ismi de tecelli edip o canlının meskenini ihtiyaçlarına göre düzenleyip süsler. Yine aynı şekilde Rahim isminin cilvesi görünür ki, hayatın devamı ve kemali için türlü türlü ihsanlarda, lütuflarda bulunur. Hem Rezzak isminin cilvesi görünür, hayatın devamı ve gelişip açığa çıkması için gereken maddi, manevi gıdaları yetiştirir ve kısmen bedende depolar. Demek hayat bir odak noktası hükmündedir; çeşitli sıfatlar onda birbiri içine girer, belki birbirinin aynı olur. Adeta hayat tamamıyla hem ilimdir, hem kudrettir, aynı zamanda hikmet ve rahmettir ve bunun gibi… ” (Kısmen Sadeleştirilmiş Sözler, 33. Söz )

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin