İflasların iç yüzü!

HABER-YORUM | HAKAN TANER

Hukuki anlamda konkordatoyu şöyle tanımlayabiliriz: Bir borçlunun ticari durumunun sarsılmış olmasıyla alacaklıların, alacaklarını belli bir plana göre almaları konusunda kendi aralarında vardıkları ve mahkemece onaylanan anlaşma.

Tanım bu olsa da uygulaması en azından Türkiye’de bir takım farklılıklar arz etmektedir.

Borçlu, “ödemek için ben düşüneceğime biraz da alacaklı düşünsün” diyerek, alacak-verecek hesabında düşünme işini de alacaklıya yıkar.

Konkordato kavramı ülkenin sathı- mailine tam olarak 2019 yılında yayıldı.

Ödeme güçlüğü çektiğini belirten birçok şirket önce iktidarla işbirliği içerisindeki avukatların kapısını çaldı, avukatlara ödemelerini yaptı ve sonra konkordato ilan edildi.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⬇️

GELİR GETİREN SEKTÖR!

Bu iş kısa sürede gelir getiren önemli bir sektör haline geldi. Bu prosedüre uygun hareket etmeyen şirketler zaten doğrudan iflas açıkladı.

Konkordato aslında alacaklıları bir nevi oyalama ve eğer para ve mal kaldıysa “alacaklıya 10 lira borcum var, fakat gel 2 liraya razı ol. Bu iş sulh içinde çözülsün” demek.

Gerçek anlamda bu değil elbette. Uygulama böyle.

KONKARDATO ÖNCESİ 

İsterseniz size konkordato safhaları hakkında kısa bir bilgi vereyim:

Önce bütün mal-mülk, menkul ve gayrimenkul garanti altına alınıp, şirket veya her ne ise içi dışı boşaltılıp tabela ve panodan ibaret hale getirildikten ve gelenleri “bak yok, olsa dükkan senin” diye ikna edecek bir yapı kurulur.

Aslında buna ikna olmasanız da başka bir tercih hakkınız yok.

Devamında geride unutulanları da toparlayacak ve iş yapıyormuş ve aslında iyi niyetli ama piyasa şartları sebebiyle zor duruma düşmüş algı faaliyeti başlatılmış olur.

Son olarak bu işin mahkeme öncesi karar mercileri ile temasa geçilir ve safhalar tamamlanmış olur.

Bu safahatın herhangi bir noktasında hata yapanlar zaten konkordato ilan etme hakkına sahip olamaz.

İFLASLARIN GÖRÜNMEYEN KISMI

Batılılar her şeyin olduğu gibi bu konunun da istatistiğini tutmuşlar ve konkordato ilan eden şirketlerin yüzde 95’inin durumu düzeltemeyip iflas ettiğini sadece 5’inin kurtuluşa erdiğini tespit etmiş.

Bu durum Türkiye gibi rakamların ve istatistiklerin eğilip büküldüğü ülkelerde nasıl sonuçlanıyor en azından ben bilmiyorum.

Bildiğim bir şey var o da şu: Konkordato ve bankalarla yeniden yapılandırma yapan şirketlerin çoktan içinin boşaltıldığı, batanın şirketin patronu ve bal tutanları değil, aslında o şirketlerle iş yapanlar olduğu gerçeği.

Bir makro, bir mikro örnek vereyim de konu daha iyi anlaşılsın.

Önemli bir holding hızlı tüketim ürünleri (FMC) satan firmalarından biri “yurt dışından marka ve şirket alıyorum, dünyaya açılıyorum” diye malı batıya taşıdı ve sonra 8 milyar dolara yaklaşan banka borcu için bankaları çağırıp “Ben artık parayı size şu şekilde ödeyeceğim.” dedi.

Son günlerde gündeme gelen Simit Sarayı konusunu, konu saray olduğu için pas diyerek bir de mikro örnek vermek istiyorum.

Bu daha da ilginç gelebilir çünkü bunun fetvası da var.

Ciro fena değil.

“Faiz haram nasılsa o zaman ödememek de günah değil” fetva garantisiyle özellikle de belli bankalardan alınan kredi ödenmiyor. Sonra şirketin para eden emtialarının paraya dönüştürülmesi ve bölüşümü ve nihayet beyaz bayrağın çatıya dikilmesi.

Bütün bu ve benzeri gibi durumların hemen hemen hiçbiri gerçekten iflas değil.

Piyasa ve piyasanın kötü algısı üzerinden büyük bir rant vurgunu.

Piyasa şartları zor mu? Hem de nasıl.

Amma velakin, aynı piyasa üzerinden elde edilen mal-mülk ve para bu şirketlerin borcunun en az on katı.

Ortada çok büyük bir hak gaspı var.

Bu noktada en büyük mağduriyeti bu şirketlere emek vermiş çalışanlar yaşıyor.

Çalışanların maaşları elde ettikleri haklarını dahi ödemeye tenezzül etmeyen alnı secdeye giden bir esnaf kitlesi mevcut ülkede.

A HABER SEYREDENLER HARİÇ!

İkinci en büyük mağdur mağduriyetinin dahi farkında olmayan toplum.

Ödenmeyen, tahsil edilmeyen ne kadar para varsa hepsini millet ödeyecek, fakat o bütün bunlardan bihaber olarak Ahaber karşısında mutlu-mesut yaşıyor ya da Ahaber seyreden kitle de bu borçlardan muaf! Bizim gibi iyi niyetli saflar ödüyor, ödeyecek de onlar bize gülüyor. Bilmiyoruz.

Vergi borcu yüzünden arabası bağlanmış bir arkadaş borç-harç bulup buluşturup vergi dairesine ödeme kuyruğuna girmiş. Bu arada sıraya girmeye bile tenezzül etmeyen biri gelmiş. AKP teşkilatından bir kâğıt getirip elindeki birçok aracın borcunu ödeme yapmaksızın sildirip temiz kâğıdı alıp gitmiş.

“İtiraz edecek oldum.” diyor arkadaş.

Görevli memur boynunu bükmüş.

Böyle bir şey mümkün mü?

Garibansanız değil.

Muhalifseniz katlamalı ödersiniz…

İktidar bütçeyi kendine muhalif olanlardan yapıp, kendine yakın gördüklerine dağıtıyor.

Son olarak şu notu da iliştireyim: Türkiye’de A plus ve A kategori zenginlerin kahir ekseriyeti zaten servet transferin tamamladı.

Velhasıl hepimiz piyasa yorgunuyuz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin