Hollanda ile başlayan AB süreci, Hollanda ile düşüşe geçti [Haber-Yorum: Murat Kâni, Amsterdam]

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) 13 yıl sonra Türkiye’yi yeniden siyasi denetime alma kararı vermesi Türkiye’nin, 1996 yılında tabi tutulduğu siyasi pozisyona tekrar getirmiş oldu. Türkiye’ye 35 maddeden oluşan önerilerde bulunulan AKPM’nin bu kararı ile denetim sürecinden çıkartılıp yeniden alınan ilk Avrupa ülkesi oldu. Geçen sene 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen ve üç kez uzatılan olağanüstü hâl (OHAL)  uygulamaları Türkiye’de demokrasiyi tamamen rayından çıkarttı.

DEMOKRASİYE DARBE, OHAL VE SONRASI

Son 4 yılda demokrasiden uzaklaşan AKP, OHAL kapsamında Tayyip Erdoğan’ın isteklerinden ibaret bir devlet yönetimi tercih etti. Devletin kurumlarının işlemez hale geldiği bu süreçte, hukuk devleti ortadan kaldırılırken, yasama-yürütme-yargı dengesi tamamen tek adam emrine verilmiş oldu. AKPM’nin kararını  koskoca bir ülkenin bir adamın diktatörlüğe giden yolunun bir dostu tarafından kesilip son bir uyarı yapması olarak da değerlendirilebilir.Türkiye bu kararları dikkate almaz ise ülkenin ekonomik ve siyasi geleceğinin iyiye gideceği söylenemez.

HOLLANDA KRİZİ SONRASI GELEN KARAR

AKPM’nın Türkiye’yi denetime alma kararı, ilginç bir şekilde tıpkı denetimden çıkarılma kararında olduğu gibi Hollanda ile ilişkilerinin merkezinde yaşandı.Türkiye, Hollanda’nın dönem başkanlığında 2004’te denetim sürecinden çıkmıştı. 1990’lı yılların Türkiye’sinin faili meçhullerinden, insan hakları ihlallerine kadar 10 yıllık yükünü sırtlayan AK Parti iktidarı ile Türkiye’nin liberal, solcu her kesimden desteğini alarak yeni bir reform süreci başlatmasını sağlamıştı Hollanda’nın desteği. Ne yazık ki, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 45’e karşı, 113 oyla tekrar siyasi denetim kararı alması da  Türkiye-Hollanda gerilimi ile zirve yapan Avrupa Birliği ilişkilerindeki kötü gidişatın bir neticesi oldu.

AVRUPA KAPILARI AÇILIYOR

Oysa 13 yıl önce bambaşka bir fotoğraf vardı ortada. Haziran 2004 Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’nde köklü bir değişim sürecini başlatan yapıya kavuştuğu dönemdi. 1 Temmuz 2004 tarihinde Hollanda AB dönem başkanlığını üstlenmişti. 7 Temmuz’da Avrupa Komisyonu, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirmek için kapsamlı öneriler açıkladı. 6 Ekim’de ise Avrupa Komisyonu, 2004 Türkiye İlerleme Raporu ve rapora bağlı tavsiye belgesini yayımladı. Söz konusu belgelerde Türkiye’nin siyasi kriterleri gerekli ölçüde karşıladığı belirtilerek, birliğe katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunuluyordu. Avrupa Parlamentosu, Hollandalı Hıristiyan demokrat parlamenter Camiel Eurlings’in hazırladığı, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlamasını tavsiye eden raporunu 15 Aralık’ta 262’ye 402 oyla kabul etti. İki gün sonra AB zirvesinde Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005’te açılacağı resmen ilan edilmişti.

HOLLANDA MECLİSİNDEN YAPTIRIM

hollanda akpmYakın zamanda yaşanan gerilimleri bir hatırlayalım. Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 16 Nisan referandum kampanyası kapsamında Hollanda’da  uçağına iniş izni verilmemesi, ardından Aile  Bakanı Fatma Betül Kaya Sayan’ın Rotterdam Konsolosluğuna girişine izin verilmemesi Türkiye’deki gerilimi Avrupa sokaklarına taşıdı. Hollanda hükümetinin tıpkı Almanya’da olduğu gibi siyasi gerilime karşı yerel yönetimler kapsamında alınan kararlara arka çıkması AKP taraftarlarının sokaklara çıkmasına yetmişti. Amsterdam’da AKP taraftarları ile polis arasında yaşananlar hala hafızalarda.Şehrin Bos en Lommer semtindeki izinsiz yürüyüşe müdahaleden sonra olaylar çıkmış, 13 kişi tutuklanmıştı.

NAZİ MAĞDURLARINA NAZİ İTHAMI

Akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrupa Birliği’nin kurucu ülkelerinden biri olan Hollanda’ya, üstelik Nazi zulmünün tanıklarının yaşadığı bir ülkeye yönelik olarak, “Bunlar Nazi kalıntısı, bunlar faşist bunu böyle biliniz” sözleri bardığı taşıran damla oldu. Hollanda Temsilciler Meclisi oy çokluğu ile Türkiye’ye karşı yaptırımların uygulanması kararı aldı. Bundan öncede Türkiye’de akademisyen, işadamları ve basın mensuplarına yönelik artan baskı ve tutuklamalar AB ülkelerinin dolayısıyla da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin tepkisini çekmişti.Hollanda gerilimi bu siyasi duruşu zirveye taşıdı.

TÜRKİYE, MOLDOVA UKRAYNA LİGİNE DÜŞTÜ

Avrupa’da insan hakları destekleme kuruluşu Avrupa Konseyi’nin yürütme kolu olan AKPM’de 47 ülkeden 324 temsilci bulunuyor. AKPM’nin kuruluş amacı “insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü desteklemek” olarak tanımlanıyor. Bu açıdan büyük bir sorumluluk ile hareket eden ülkeler aslında Türkiye’ye kırmızı kart öncesi bir uyarı niteliğinde karar almış oldu.

Şu anda Türkiye’nin siyasi denetime tutulan ülkelerden, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Bosna Hersek, Gürcistan, Moldova, Rusya Federasyonu, Sırbistan ve Ukrayna konumuna düştü. Bu kararın alınmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa ülkelerine yönelik tehditvari açıklamaları ve ülkede, muhalif gruplara yürüttüğü cadı avının etkili olduğundan hiç kuşku yok. Hileli 16 Nisan referandumundan sonra antidemokratik uygulamaların derinleşeceği artık açıkça gözüküyor. Bu endişeler de AKPM ve Avrupa Birliği ülkelerinin harekete geçmesinden etkili oldu muhakkak.

ÖZAL’IN MİRASI, 20 YILIN KAZANIMLARI HEBA EDİLİRKEN

16 Eylül 1986’da Merhum Turgut Özal’ın ilk iktidar döneminde  Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) Ortaklık Konseyi toplantısı Avrupa ile ilişkilerde dönüm noktalarından biriydi.

12 Eylül 1980 askeri darbesinden beri dondurulmuş Türkiye-AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başladı. Gerçek bir demokrasi aşığı, serbest pazar, inanç, fikir ve teşebbüs hürriyetinin mimarı Özal, bir darbeden sonra Avrupa yolunu Türkiye’ye açma kararlılığını sergilemişti.

Şimdi Adnan Menderes, Turgut Özal gibi siyasilerin mirasının varisi olduğunu söyleyen Erdoğan, antidemokratik tutumları ve hukuk devletini yok eden yönetim anlayışı ile bir başka darbe macerasının ardından Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırmış oldu. Kaderin cilvesi, demokratlık sözle olmuyor anlaşılan…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin