Holiganizmden Premier Lig markasına

HABER ANALİZ | HASAN CÜCÜK 

Tarih: 28 Mayıs 1985. Yer: Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Heysel Stadyumu. O zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde İngiltere’den Liverpool ile İtalya’dan Juventus kupaya uzanmak için sahaya çıkmak üzere. Ancak maç öncesi İngiliz holiganların İtalyan taraftarlara saldırmasıyla meydana gelen panikte tam bir facia yaşanacaktır. Panik sonucu tel örgülere sıkışan 38 İtalyan, bir Belçikalı hayatını kaybetti. Final maçı, stadın boşaltılmasıyla boş tribünler önünde oynandı. Juventus efsane oyuncusu Michel Platini’nin penaltı golüyle kupayı kazandı.

Futbol tarihine kara leke olarak geçen bu olay, İngilizler için bardağı taşıran son damlaydı. Dönemin ‘Demir Lady’ lakaplı İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, yıllardır İngiliz futbolunu dünyaya rezil eden bu holiganizm problemine çözüm bulmak için düğmeye bastı. İlk etapta, İngiltere Futbol Federasyonu’na (FA) UEFA’nın cezalarını beklemeden, kulüplerin tüm uluslararası müsabakalardan çekildiğini açıklaması için baskı yaptı.

UEFA’nın, sadece Liverpool’a ceza vermeyi düşündüğü bu olay sonrası devreye giren Thatcher, cezanın tüm İngiliz kulüplerini kapsamasını sağladı. Başbakanın kararlılığı “Bizim hayvanlara bu ceza az!” sözünden de anlaşılıyordu. UEFA, İngiliz Federasyonu’nun kararının ardından İngiliz takımlarının 5 yıl boyunca Avrupa Kupaları’na katılamayacağını açıkladı. 1985-90 yılları arasında Avrupa Kupalarında İngiliz takımı yoktu. Liverpool ise, 6 yıl uluslararası karşılaşmalardan men cezası aldı.

KAPSAMLI MÜCADELE RAPORU

Hükümet, kulüpler ve basın, İngiliz futbolunu kemiren holiganizme karşı alınacak tedbirler için çalışmalar yaptı. Aslında holiganizm sorunu 20 yıldır vardı. Ancak kimse bu soruna kalıcı çözüm bulmak için kolları sıvamamıştı. Daha önce çözüm için tam 8 rapor hazırlanmıştı. Heysel Faciası sonrasında Lord Taylor’un hazırladığı ve tarihe ‘Taylor Raporu’ olarak geçen çalışma, holiganizmle mücadelede dönüm noktası oldu. Daha önceki raporlar problemi ortaya koymasına karşılık, çözüm önerileri getirmiyordu. Taylor, holiganizmi besleyen sebeplerin medya, sosyal sorunlar ve kulüp yöneticilerinin yanlış davranışı olduğunu belirttikten sonra şu can alıcı cümleyi de raporuna yazacaktı: “İnsanlara nasıl muamele ederseniz öyle karşılık görürsünüz. Şayet siz onlara hayvan muamelesi yapıp bir kafese tıkarsanız, hayvanca karşılık görürsünüz. Siz medeni davranırsanız medeni karşılık görürsünüz.” Taylor, statlardaki kötü ortam ve güvenlik zaafına dikkat çekerek bunlar ortadan kaldırılmadan holiganizmin son bulmayacağını anlatıyordu.

Teşhis konulmuş, uygulama safhasına geçilmişti. Hükümet sorunun muhataplarından çözümün parçası olmasını istedi, asla taviz de vermedi. Kulüp yöneticileri, maça gelen taraftarların isteklerine karşı ilgisizdi, tribünlerde konfor yoktu. Taraftar para kaynağı olarak görülüyordu. Hükümet ilk iş olarak ayakta maç seyredilen tribünlere el attı. Arsenal, M. United, Chelsea ve Liverpool takımlarının stadyumlarında ayakta maç seyredilen bölümler yerlerini koltuklara bıraktı. Liverpool’un liman işçisi taraftarları kendileriyle bütünleşen ve ayakta maç izledikleri kale arkası tribünlerine (The Kop) koltuk yapılmasına şiddetle karşı çıktı, fakat buna kulak asan olmadı. Sunderland, Derby, Bolton, Millwall, Stoke ve Middlesbrough kulüplerine ise statlarında yenileme yapmaları için ültimatom verildi.

HOLİGANLARI TRİBÜN DIŞI TUTMAK

Gelir düzeyi açısından toplumun alt katmanında bulunan holiganlar, maçlarda tabiri caizse deşarj oluyordu. Statların modernizasyonu bilet fiyatlarına da yansıdı. Artık maçlara ‘parası olan’ gelmeye başladı. Yüksek ücret ödeyen taraftar, stada sadece maç seyretmek için geliyordu. Tribünlerde kadın ve çocuk sayısı arttı. 1965-86 yılları arası holiganizmin ‘altın çağı’ydı. Bu dönemde kendi halindeki taraftarlar korkusundan stada gidemez olmuştu. Alınan önlemlerden sonra maçlara giden taraftar sayısı ciddi oranda artmaya başladı. Bugün Premier Lig takımlarının çoğunun biletleri maçtan günler önce bitiyor.

Sırada güvenlik vardı. Biletler numaralı olduğu için hangi taraftarın nerede oturduğunu bilmek çok kolaydı. Stadın her karesini kayıt altına alan güvenlik kameraları sayesinde yaprak kıpırdasa bundan haberdar olunuyordu. Tribünlerden tel örgüler kalktı. Seyirciyle saha arası sadece birkaç metrelik mesafeye indi. Alınan tedbirlerden dolayı kimse sahaya atlamaya cesaret edemedi. Her ihtimali değerlendiren polis, maç öncesi sabıkalı holiganları toplayıp karakolda onlarla beraber maç seyrediyordu. Olay çıkaran taraftara hem para hem de hapis cezası verildiği gibi, ömür boyu statlara girmesi yasaklanıyordu. İngiltere, bir taraftan holiganların uluslararası turnuvalara gitmesini önlemek için pasaportlarına el koyuyor, diğer yandan kaçak gidişlere karşı holiganların isimlerini ilgili ülkelerin güvenlik birimlerine veriyordu.

The Sun ve Daily Mirror gibi gazeteler statlarda olay çıkaran, ortalığı birbirine katan insanları haftanın taraftarı seçmekte bir sakınca görmüyorlardı. Holiganizm ateşine bir anlamda odun taşıyan basın da artık kendine çeki düzen vermeye başlayacaktı. Bu gazeteler artık hükümetin uygulamalarına destek veriyordu.

KAYIP DEĞİL KAZANÇ YILLARI

1985-90 arasında Avrupa Kupaları’ndan uzak kalan İngilizler, bu süreyi ‘kayıp’ değil ‘kazanç’ olarak gördü. Futbolu karartan holiganizme karşı ciddi bir zafer kazandılar. Sorunun çözümünde “Futbolun marka değeri düşüyor” cümlesini kimse telaffuz etmedi. Heysel faciasından önce İngiliz kulüpleri oynadığı 8 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinden 7’sini kazanmıştı. “Avrupa bizsiz ne yapar!” demeden yasağın 3 yıldan 5 yıla ve tüm kulüpler için olmasını sağladılar.

Holiganizmi yenen İngilizler, devrim niteliğinde bir karar daha alarak 1992-93 sezonunda Premier Ligi kurdu. Federasyonun altında özel bir statüye sahip olan Premier Lig’de oynamak isteyen yabancı oyunculara milli olma kriteri getirildi. Maçların şifreli kanallardan yayınlanmaya başlamasıyla televizyon gelirlerinde müthiş bir artış oldu. 1992 yılında medya imparatoru Rupert Murdoch’ın BSkyB kanalı o zamana kadar ödenen rakamın tam 11 kat fazlasını vererek maçların yayın hakkını 304 milyon Sterlin karşılığında 5 yıllığına aldı. Kulüpler kasalarına giren yayın gelirleriyle yıldız oyuncuları transfer ettikçe Premier Lig’in marka değeri daha da arttı.

Premier Lig dünyanın bir numarası oldu. Holiganizm ibaresi literatürden silindi. Dünyanın en iyi oyuncularının top koşturduğu bir arenaya dönüşen Primier Lig maçları, dünyanın 174 ülkesinde yayınlanıyor. Maçları yaklaşık 575 milyon kişi izliyor. İngilizler, Messi, Cristiano Ronaldo, Neymar gibi yıldız oyuncu yetiştiremiyor ama Premier Lig markasıyla dünya futboluna damga vuruyor. 8,8 milyar Euro’luk kadro değerine sahip Primier Lig en yakın takipçisi İtalya Serie A’ya 3,8 milyar Euro fark atmış durumda.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin