Hırsızlığın yatay hali

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

1994 yılından beri İstanbul’u yöneten Recep T. Erdoğan 25 yıl sonra yani 500 yıllık medeniyetimizin hülasası olan Boğaz havzasında yüzlerce gökdelen dikilmesine onay verdikten sonra, dikey mimarinin çok zararlı olduğunun farkına vardı.

Anadolu yakasından boğaza baktığınızda bir heyula gibi kentin üzerine çöken gökdelenlerden elde edilecek tüm gelir ve rantlar elde edildikten sonra dikey yapılaşmanın aleyhine konuşmanın, yazmanın ne anlamı olabilir? Recep T. Erdoğan dikey mimariden bir an önce sıyrılarak yatay şehirleşmeye öncelik vermek istediklerini söylüyor ve ‘zaten bizim medeniyetimizde, bizim kültürümüzde yatay şehirleşmeyi görürsünüz’ diyor. Binlerce yıllık bir kentin üzerine hunharca beton dökenlerden ‘medeniyetimiz’ kelimesini duydukça insanın kusası geliyor ama konumuz şimdilik bu değil.

Burada hemen şu soruyu sormakta fayda var, bu yatay şehirleşmeyi nerede yapacaksınız? İstanbul’un neresinde yatay şehirleşecek yer var? Bağcılarda mı, Şişli’de, Beşiktaş’ta, Bahçelievler’de mi? Küçükçekmece’de mi? Şu haliyle İstanbul’un mevcut kent alanında yatay şehirleşme ihtimali var mı? Elbette yok.

Yatay şehirleşmeyi gündeme taşımanın arkasında, bir hatayı anlama ve bundan nedamet etme duygusunun olduğunu hiç zannetmiyorum. Yatay şehirleşmeyi gündemlerine almalarının nedeni çok başka!

Bunu gündeme getirmekteki asıl amacın kentin büyük bölümü orman olan kuzey bölgelerini yapılaşmaya açacak olmalarıdır. Dikey yapılaşmadan alabilecekleri bütün rantları alan kent soyguncuları yeni havalimanı, üçüncü köprü ve kanal İstanbul bahanesiyle daha önceden el altından topladıkları alanları yavaş yavaş imara açarken bunun psikolojik alt yapısını oluşturuyorlar. Sonradan Karun’un tarafına geçen Numan Kurtulmuş’un da arazisinin olduğu bölgeden imara açma çalışmalarına başladılar.

Bundan sonra İstanbul’un yemyeşil Kuzey Ormanları çok daha hunharca bir hızla katledilecek. Burada yaşayan hayvan ve bitki türleri çok daha hızlı bir şekilde yok olacak. Yatay şehirleşme adı altında bu bölgelerin tamamı imara açılacak.

AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan’ın ve betonperestlerin İstanbul’un Kuzey bölgesinde, boğazın iki yakasında birer milyon nüfuslu iki kent inşa etmek projesi olduğunu, Kanal İstanbul’u ilk açıkladığında ifade etmişti zaten. Yatay mimariyi gündeme almalarından sonra Ankara’da da Atatürk Orman Çiftliğinin 1000 dönümü daha imara açtıklarını da hatırlayın.

Daha önce de ifade etmeye çalışmıştım siyasetin kirli finansmanı büyük oranda imar üzerinden sağlanıyor. Sadece AKP değil bütün siyaset imar üzerinden yemleniyor, parti ayrımı olmaksızın hesapsız zenginlik imar oyunlarıyla gerçekleştiriliyor. İmar rantı, Türkiye’nin petrol kuyularıdır, bu kuyulara ulaşanlar çalışmayla asla elde edemeyecekleri hesapsız bir zenginleşmeye ulaşır. Plan tadilatı kesinlikle yasaklanmadıkça, meralar, ormanlık alanları, yeşil alanlar, tarım alanları hoyratça imara açılması engellenmedikçe ülke siyasetinin düzelme ihtimali de yoktur.

İnşaat bugün krize girmiş olabilir ama unutmamak gerekir ki bu geçici bir durumdur.  İnsanoğlunda bu bitmez hırs ve aç gözlülük olduğu müddetçe ormanlara ve tarım alanlarına beton dökmeye devam edecekler.

Kızılderili Seatle’nin tasvir ettiği beyaz adama ne kadar çok benziyorlar öyle değil mi?

Beyaz adam, annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar.
Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir.
Beyaz adamın kurduğu kentlerde huzur ve barış yoktur.
Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler ve bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulamaz.
Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin