Hindustani’nin dili: Hintçe ve Urdu

YORUM | YÜKSEL DURGUT 

Avrupa’da yaşadığım kasabada Hint bir restoran sahibi ile tanışırken kendi dilinde konuşmam çok hoşuna gitti. Bir araya geldiğimizde yıllar önce öğrendiğim Urducam ile hem pratik yapma şansı buldum hem de 1,5 milyar insanın konuşabildiği Hintçe’yi konuşabildiğim için çok mutlu oldum.

Urducayı yazma ve okuma olarak değil de sadece konuşma dilinde meramımı anlatabilecek kadar konuşabiliyorum. Restoran sahibi Hint arkadaşımla iki dilin kökenlerini tartışırken Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılan Uluslararası Kriket Şampiyonası (ICC) sırasında Pakistan ve Hindistan kaptanlarının sosyal medyaya düşen görüntülerini izliyorduk. Bu yazıyı kaleme almaya ise bu görüntüleri izledikten sonra karar verdim.

Pakistan’ın ikinci resmi ve yazışma dili İngilizce olduğu için Urducayı yazma ve okumayı (sağdan-sola yazılıyor) öğrenme gereği duymamıştım. Urduca’yı konuşmayı ise genç yaşımda öğrendiğim için pek bir zorluk çekmedim. Ancak bu yazıyı kaleme alırken M. Ahmet Karabay’ın “Yurt dışına gidenler üç ayaklı bir sistem kurmalı” yazısına da bir hazırlık olsun istedim. İlerleyen günlerde kendisine bu konuda bir cevap yazacağım.

19. YÜZYILIN SONLARINA KADAR TEK DİL

1947’de İngiltere’nin kontrolü altındaki Hindistan’ın bölünmesi ile Hindistan ve Pakistan ayrı bağımsız devletler hâline geldiler. O günden bugüne iki Güney Asya ülkesi birbirine karşı tam dört kez savaştı. Birisi hariç bütün savaş ve çatışmaların ana kaynağı Keşmir sorunu oldu. İki ülke arasında ilişkiler halen diken üstünde sürüyor. Sınır çatışmaları hem karada hem de havada ve denizde devam ediyor.

Hintçe ve Urdu “Hindustani” adlı dilin iki ayrı standart biçimi olarak kabul ediliyor. Urduca özellikle Pakistan ve Hindistan’ın kuzeyinde Müslümanların daha yoğun olduğu yerlerde kullanılıyor. Hintçe diline kıyasla daha fazla Farsça sözcük içeriyor. Hindistan’ın bazı bölgelerinde de hala resmi dil olarak da kullanılıyor.

Peki 1947’de bağımsızlıklarını ilan eden iki ülke kendi aralarında nasıl anlaşıyor. 19. yüzyılın sonlarına kadar Hindu ve Urduca tek bir dildi ve yalnızca yazılarıyla farklıydılar. ICC’nin Erkekler T20 Dünya Kupası açılış maçında Hindistan-Pakistan takımlarının kaptanları Virat Kohli ve Babar Azam, Pakistan’ın zaferinden sonra birbirlerini kucaklaması iki ülkenin de gündemindeydi. Bu görüntü iki düşman ülkenin ilişkileri adına çok şey anlatıyor. İki kaptan biri Hintçe ve diğeri Urduca olarak adlandırılan ortak dilde konuşuyor. Farklı isimler, farklı bayraklar olsa da ortak dilin neşesini başka hiçbir şey bozamıyor.

Hintçe ve Urduca dillerinde yazılar kaleme alan çağdaş yazarlar, resmi olarak ayrılmış iki dilin arasındaki temel ortak noktaların farkındalığını eserlerinde de açıkça dile getiriyorlar. Hintçe profesörü ve şairi Urmilesh,

Hintçe ve Urduca gazel yazmıyoruz. Biz gazelleri sadece sizin ortak dilinizde yazıyoruz” diyerek birlikteliğin önemine vurgu yapıyor.

Bu ortak dil, Kuzey Hindistan’da Delhi çevresinde ve Deccan’da Saltanat ve Babür dönemlerinde vücut buldu. Khari Boli lehçesine dayanan grameri ve büyük ölçüde Sanskritçe’den Farsça ve Arapça kelimelerle karıştırılmış kelime hazinesi ile evrimi süresince farklı isimler aldı: Hindvi, Daccani, Gujri, Rekhta, Urdu ve Hintçe.

Urdu kelimesinin ilk defa 1780 yılında şair Ghulam Hamadani Mushafi tarafından kullanıldığı biliniyor. 18. yüzyılın en büyük şairi olarak öne çıkan Mir Taki Mir ise bu dili hiç kullanmadı. Ayrıca Ghalib de “Urduca” kelimesini beğenmeyerek “Rekhta” denmesini tercih etti. Ghalib, bunu bir şiirinde şu şekilde ifade ediyor:

Rekhta, Ghalib’in tek efendisi sen değilsin

Son çağda bir Mir olduğunu söylüyorlar.

URDU, DELHİ’NİN YÜCE ORDUSUNUN DİLİ

Urdu, Türkçe’deki “ordu” kelimesine benzer bir kökten türemiş. Buna rağmen dilde Türk dilinin herhangi bir etkisi yok. Benzerlikler sadece Farsça kökenli kelimelerden ibaret.

Babür döneminde Urdu dili ile Delhi’ye atıfta bulunulduğu ifade edilir. Zubān-e-urdu-e-mu’alla-e-shahjehanabad – “Delhi’nin yüce ordusunun dili” – başlangıçta saray dili olan Farsça anlamına geliyor. Ancak daha sonra, II. Şah Alam zamanında bugün Urduca olarak anladığımız melez lehçe oluşuyor. Son derece popüler hale geliyor ve giderek alt kıtada iletişim dili olarak kullanılıyor.

Ancak 19. yüzyılın sonlarına kadar insanlar Urduca ve Hintçenin iki ayrı dil olduğunun pek farkında değiller. Kuzey Hindistan, Awadhi, Braj, Bhojpuri, Maithili, Bundeli ve benzeri gibi başka lehçeleri konuşuyordu. Standartlaştırılmış kentsel dil ise giderek daha fazla ‘Urduca’ olarak anılmaya ve Arap alfabesiyle yazılmaya başlandı.

Modern Hintçe ve Urduca ayrımının, İngilizler tarafından klasik Hint dillerinden modern Hint dillerine ve İngilizceye çeviriler yapmak üzere kurulan Kalkuta’daki Fort William Koleji’nde başlatıldığı biliniyor. Burada ayrı dil primerleri hazırlanarak Farsça ve Sanskritçe metinler farklılaştırılarak Urduca ve Hintçe’ye çeviriliyor. Urdu ve Hintçe yavaş yavaş iki dine bağlı hale geldikçe, bu bölünmenin tohumları ekilmiş oldu.

Birleşik Agra ve Oudh Eyaletlerinin (bugünkü Uttar Pradesh) Valisi Antony MacDonnell, 1900 yılında Hintçe ve Urduca’nın hükümet işleri için iki ayrı dil olarak tescilledi. Bunun ardından da İngilizler bölünmenin sinyallerini vermiş oldu.

Bu ayrışma 1893’te Nagari Pracharini Sabha (NPS) tarafından da desteklenen bir konuydu. 1903’te NPS’ye cephe olarak kurulan Anjuman-e-Tarakqi-e-Urdu; ve 1910’da kurulan Hintçe Sahitya Sammelan oldu. İki dili birbirinden ayıran özellikler konusunda, masa başının dışında herhangi bir farklılık yok. Ancak bu ayrışma iki ülkenin bölünmesine hız kazandırdı.

Bu bölünme o dönemin yazarlarını da harekete geçirdi. Mizahî yazılar yoluyla siyasi manevralar ile alay edilmeye başlandı. Yazar Ekber Allahabadi, şöyle bir yazı kaleme aldı:

Neden Urduca’yı Arapçaya ve Hintçe’yi Bhasha’ya [Sanskritçe] çevirmeyelim?

Neden gazetelerde bölücü makaleler yazmayalım? Kavgayı körüklemek için mi?

Karşılıklı husumet yok ama bir arena hazırlanıyor:

Bu göklerin yüreğini şenlendiriyorken neden olay çıkarmayalım?

Hint yarımadasında insanları Urdu-Hint ayrımı üzerinden kışkırtma eğilimi her zaman yaşanıyor. Ancak olimpiyat oyunlarında iki kaptanın görüntüleri bu ayrışmayı gölgeliyor.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

2 YORUMLAR

  1. Merhaba. Yazıyla ilgili bazı bilgi hataları olduğunu düşünmekle birlikte teşekkür ederim.
    Türkiye ve dünyada pk dillerindeki türkçe öğeler üzerine çalışan tek akademisyenim.

  2. Dil önemli.
    Konuştuğumuz dil bizden çok siyasetin eseri…
    Kolonyalistlerin ilk dokundukları, hep dokundukları dil olmuş.
    İngilizler de öyle Ruslar da. Fransızlar, İspanyollar, Portekizliler…
    Ruslar, ele geçirdikleri yerlerde “mikro milliyetçilikler” oluşturmuşlar. Azerbaycanlılar, Rus işgaline kadar kendilerine Türk, Anadolu insanına Osmanlı diyorlardı. Nüfus belgelerinde de öyle yazıyordu. Konuştukları dile de Türkçe diyorlardı ve Türkçe-Rusça lügat denildiğinde anlaşılan Azerbaycan Türkçesiydi.
    Bugünküçük Azerbaycan Anayasasına göre “Azerbaycanın dili Azerbaycan dilidir”; Türkce, hatta Azerbaycan Türkçesi bile değil. Değiştirmesi bile teklif edilemez…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin