Her kelimenin aslında mantıklı bir açılımı var!

Diller arası etkileşim yüzyıllardır sürüyor. Farklı dillerden kelimeler dilimize yerleşmeye devam ediyor. Türk Dil Kurumu (TDK) yabancı dillerden dilimize gelen kelimelere karşılık bulurken zaman zaman polemiklerin ortasında kalabiliyor. Son tartışma ‘kendi fotoğrafını çekmek’ anlamına gelen ‘selfie’ kelimesine Türkçe karşılık bulununca yaşanmıştı. Bu kelimeye otofoto, çekinti, fotoben, kendingör, kendinçek, haletiben, özbiçem gibi 530 öneri gelmiş ancak TDK selfie’ye ‘özçekim’ demekte karar kılmıştı. Bu karşılık ‘Azerice karşılık vermişiz’, ‘hangi ailenin soyismi’ diye ti’ye alınsa da özçekim dolaşıma girdi.

Benzer tartışma farklı kelimeler için de oldu. Mesela otopsi-ölü açımı, refleks-tepke, dezenfeksiyon-bulaşsavma, migren-yarım baş ağrısı, halüsinasyon-varsanım, anestezi-uyuşturum, deterjan-kirgiderir şeklinde isimlendirildi. TDK terimlerin daha anlaşılır olması için bunları yaptığını savunsa da gribe paçavra, astıma yeprik, epilepsiye tutarık demek pek de anlaşılır olmuyor. Zira eczaneye gidince paçavra hastalığı için kim yeprik spreyi ister ki… Ya da Otopsi için hangimiz ölü açımı deriz?

Türkçe Sözlük’te 111 bin 27 kelime yer alıyor fakat toplumun yükünü çeken kelime sayısı 200-250 arasında. Bu açıdan bakıldığında Türkçeye giren kelimelere verilen karşılıklar aslında sözlükte kalıyor. Meselenin bir diğer yanına bakınca da salında Türkçeye hemen her kelimenin TDK’nınkine benzer mutlaka mantıklı bir açıklaması var.

-Lahmacun: Arapçada lahm, et; acin ise yoğrulmuş manasına geliyor. Yoğrulmuş et anlamına gelen lahm-i acin tamlaması dilimize lahmacun olarak geçmiş.

-Çerçeve: Farsçada çehar, dört; çub ise çubuk anlamını taşıyor. Dört çubuk anlamına gelen çeharçub, dilimize ‘çerçeve’ şekliyle yerleşmiş.

-Çamaşır: Farsçada câme, giysi; şûr yıkamak, temizlemek anlamına geliyor. Yıkanan giysi manasını taşıyan câmeşûr, zamanla çamaşıra dönüşmüş.

-Nankör: Bu kelime sözlükte ‘iyilikbilmez’ olarak tanımlanıyor ki nankör de iki kelimenin birleşiminden oluşuyor. Nan, ekmek; kör ise görmeyen demek. Nankör, kendisine verilen nimetleri görmeyen kişi olarak lügate yerleşmiş.

-Şeftali: Farsça şaft, kalın; âlû ise erik demek. Erikten daha sulu ve iri olan bu meyveye eriğe benzerliğinden dolayı şeftali (kalın erik) deniliyor.

-Tezgâh: Farsça kökenli bu kelime, dest ve gâh sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor. Dest, el; gâh ise yer manasında. Üzerinde el ile iş yapılan zemine ‘el yeri’ anlamına gelen destgâh deniyor. Bu da zamanla tezgâh kelimesine dönüşmüş.

-Peygamber: Farsçada paygam, haber; bâr ise taşıyan demek. Peygamber ise haber taşıyan anlamına geliyor.

-Tarçın: Bu baharatın kökü dar-i Çini’ye (Çin ağacı) dayanıyor. Çünkü tarçın, Güney Asya’da yetiştirilen bir ağacın kabuğundan elde ediliyor.

-Tuhafiye: Sizin sandığınız gibi ‘tuhaf eşyalar satan yer’ anlamına gelmiyor. Arapçada tuhfe, hediye anlamına geliyor. Tuhaf ise onun çoğul hali (hediyeler).

-Pijama: Farsçada pây, ayak; câme de giysi demek. Ayak giysisi denilen paycame zamanla pijamaya dönüşmüş.Tahterevalli: Bu kelime, aslında taht-ı revan yani yürüyen taht anlamına gelen bir tamlamadan oluşuyor.Serbest: Ser, baş; best ise bağlı demek. ‘Başı bağlı’ anlamına gelen ‘serbest’ sözcüğü, Osmanlı döneminde evli erkekler için kullanılırdı. İstanbul’dan çıkış izni, geri dönmesine kesin gözüyle bakılan evli erkeklere verilirdi. Bu sözcük de ‘seyahat özgürlüğünü’ ifade ederdi.

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin