Her eylem eksiktir ama eylemek gerekir

YORUM | YAVUZ ALTUN

Greta Thunberg’i duymuşsunuzdur. Geçen hafta Birleşmiş Milletler salonunda, 495 kelimelik bir konuşma yaptı. “Boş sözlerinizle, benim hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız,” dedi dünya liderlerine. İsveçli, 16 yaşındaki iklim aktivisti Thunberg, bir süredir dünyayı dolaşıp nüfuz sahibi kişilerle görüşmeler gerçekleştiriyor ve özellikle kendi gibi gençlerin aktivizmiyle harmanlanmış bir “iklim sorunu” farkındalığı oluşturmaya çalışıyor.

20 Eylül’de dünya genelinde yaklaşık 4 milyon lise öğrencisinin katıldığı bir eylemin fitilini ateşledi. Türkiye’de de yaşıtları bu eyleme destek verdi.

Gelgelelim, internet çağındayız ve diyalektik gereği, her meseleyle ilgili destekçi kadar muarız da bulmak mümkün. Kutuplaşmanın arttığı günümüz dünyasında küresel ısınmanın yakın zamanda ciddi felaketlere yol açacağını düşünenler olduğu kadar, bunun düzmece olduğuna inananlar da var. Thunberg’in konuşması bu sebeple gerek sosyal medyada, gerekse politikacılar nezdinde farklı tepkiler de aldı.

Medyaya yansıdığı kadarıyla Thunberg’in hikâyesi, henüz 11 yaşındayken gezegenin tehdit altında olduğunu düşünerek aile içindeki konuşmalarla başlıyor. Mayıs 2018’de gezegeni kurtarma temalı bir makale yarışmasında ödül kazandı. Ardından İsveç’teki okulunda arkadaşlarını örgütleyerek iklim eylemleri organize etti. İsveç parlamentosu önündeki iki haftalık protesto, onu medyanın ilgi odağı hâline getirdi. Ardından iklim konusunda yıllardır bir şeyler yapmaya çalışan sivil toplum örgütleriyle ve nüfuzlu kişilerle yolu kesişti. Ve nihayet bütün dünyanın ilgisini çeken bir figüre dönüştü.

Bu hikâyeye kuşkuyla yaklaşanlar da var elbette.

Onu “birilerinin” parlattığını ve gündeme taşıdığını, “küresel ısınma lobisinin” medyayla işbirliği yaparak konuyu ısıttığını söyleyenler az değil. Bazıları, onun “fazla karamsar” olduğunu da düşünüyor. Mesela ABD Başkanı Donald Trump, onunla alay etmeyi tercih etti. Asperger sendromundan muzdarip genç kız, sosyal medyada da yoğun şekilde hedef oldu.

Dünyada işlerin nasıl yürüdüğünü, medyanın nelere ilgi gösterdiğini, politikacıların ya da sivil toplum örgütlerinin nasıl ajanda oluşturduklarını biliyorsanız, Thunberg’in “yalnız” olmadığını anlayabilirsiniz. Ama zaten işler böyle yürümektedir. Elbette Thunberg’in mücadelesini kitlelere taşımak isteyenler fazladan çaba sarf ediyor çünkü onların da gündemlerinde bu konu var. İşin doğası bu.

Bize ulaşan “son ürün” her zaman bu network kanallarından geçerek geliyor zaten. Bir insan kendiliğinden “meşhur” olmuyor. Yahut bir sinema filmi, bir kitap, bir şarkı bir anda ve sadece kendi çabasıyla herkesin gündeminde yer edinemiyor. Bir politik fikir de, durduk yerde söylenip dalga dalga milyonlara ulaşmıyor. Bunların hepsinin arkasında çeşitli network’lerin uyumlu uyumsuz, haberli habersiz ortak çalışması var.

Nitekim Thunberg’in mücadelesini anlamlı bulanlar, onu çağımızın bir kahramanı olarak yansıtarak takipçilerine “Ona kulak verin,” mesajı verirken, onu “piyon” olarak görenler de, onu kendi kitlelerine bir çeşit sahte peygamber gibi gösteriyor.

İlki ne kadar “komplo” ise, ikincisi de o kadar “komplo”. Ama ortada bir gerçek var: Küresel ısınma ciddi bir mesele ve gerçekten de bir şeyler yapılmazsa, önümüzdeki on yıllarda milyonlarca insanın hayatını etkileyecek. Şu an gezegene etkileri “hissedilir” olmadığı için, yakın vadeli politikalarla koltuklarını her seçimde sağlama almak isteyen politikacıların gündeminde bu mesele yok. Olanlar da, beylik cümlelerle geçiştiriyor.

Bir problem karşısında eylem yaparak farkındalık oluşturmak, eski bir gelenek. Buna karşılık “Bir şeyi değiştiremeyiz” diye düşünerek eylem yapanları küçümsemek de bir o kadar eski. Greta Thunberg’in iklimle ilgili söylediklerinde yanlış bir şey yok. Küresel ısınma “korkulduğu kadar” olmasa bile, buna karşı önlemler almak, belki birkaç nesil sonrasını etkileyecek bir “iyilik hareketi” olabilir. Buna karşı çıkmanın bir anlamı var mı gerçekten? Gezegenimizin kaynaklarını kullanırken daha sorumlu olmanın nesi kötü olabilir?

Evet, her eylem eksiktir. Yanlışları, kusurları vardır. İdealist bir amaçla çıktığınız yolda, hemen her zaman pragmatist yan yollara saparsınız. Çünkü günlük realiteler vardır, başlangıçta hesaba katmadığınız. İnsanlar güvenilmezdir. Kendiniz de öyle. Nefsin kışkırtmalarına kapılırsınız. Günün sonunda hayal ettiklerinizin onda birini bile gerçekleştirememiş olabilirsiniz. Hatta çok iyi ve doğru bir yola çıkmışken, ilerleyen zamanda başka insanlara zararlarınız da dokunabilir.

Bütün bunlar eylemin doğasıdır. Mesela geçen ay 20’ye yakın rap müzik icracısı, 15 dakikalık bir şarkıyla güncel toplumsal ve siyasal problemlere dikkat çekti. Milyonlarca kişiye ulaşan klip, bir şekilde insanlarda heyecan uyandırdı. Bilhassa popüler figürlerin son yıllardaki otoriter yönetime suskunluğu rahatsız vericiydi. Kendi kitleleri olan rapçilerin ses çıkarması, haliyle ilgiyle karşılandı. Ama sinizm burada da kendini gösterdi. Evet, rapçilerin sözleri yeterince iyi değildi. Kimlerine göre popülistçe bir hareketti. Twitter’da ilgi çeken olaylara değinmiş, fotoğrafın bütününü yansıtamamıştı. Bazı meseleleri tamamen es geçmişti. Hatta içlerinden ikisi projeden ayrıldıklarını, “politize olmak istemediklerini” de söyledi.

Bu kuşkulara sahip olmak, her eylemde bir rezerv koymak, hatta eylemi gerçekleştirenlerin niyetlerini sorgulamak, her daim takınılması gereken bir tutum. Bunları dile getirmek de, olup bitenleri nesnel bir gözle değerlendirmek de öyle.

Çünkü bazı gelişmelerin genel düzlemdeki etkisi, kendi özelindeki çelişkileri aşarak farklı etkilere sebebiyet verebiliyor. Mesela şu anda AKP’den ayrılarak kendilerine yeni bir yol çizen Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, bunun iyi bir örneği. Muhaliflerin kuşkuyla yaklaşması, gelecekte bir Babacan ya da Davutoğlu iktidarı görmek istememesi çok normal. İyi bir sınav veremedikleri ortada. Ancak onların attıkları adım, geçmişteki duruma kıyasla “doğru” yönde bir adım. Susarak, kenarda durarak da geçirebilirlerdi bu dönemi ama bir şeyler yapmak ihtiyacı duymaları iyiye işaret.

Benzer şekilde Türkiye’de, öyle veya böyle, Kanun Hükmünde Kararnameler’le (KHK) işinden edilen insanlara karşı bir sempati gelişti. Önceleri bu kişilere “terörist” muamelesi yapıldığı ve iş dâhi verilmediği düşünülünce, şu anda iktidar partisinden bile milletvekillerinin destek mesajları vermesi olumlu bir gelişme. Burada da eleştirilecek çok husus var: Bazıları “beraat etmiş KHK’lılar” diyerek, dışlayıcı davranıyor olabilir, Cemaat’le ilgili meselelere sizin gibi bakmıyor olabilir, kişisel ikbal için meseleyi istismar ediyor olabilir, geçmişte bu konuda farklı şeyler söylemiş olabilir. Hafta sonu Ege’de can veren yedi kişiyle ilgili her üzüntü ifade edenin geçmişini karıştırmak ve ölümlerden onları da sorumlu tutmak, teoride rasyonel biçimde gerekçelendirilebilir; fakat pratikte ölenlere ya da kalanlara bir fayda sağlar mı, emin değilim.

Bugünkü nokta, her şeye rağmen, geçmişteki noktaya nazaran “ilerleme” olarak görülebilir. (Keşke bu sesler, eyleme de dönüşse ve Prof. Dr. Haluk Savaş’ın durumunda olduğu gibi boykot altındaki insanlara farklı kesimlerden daha çok el uzatılsa.)

Bir sihirli el gelip, herkese hakkını dağıtmayacak bu dünyada. Bugünkü problemler nasıl insan eliyle olmuşsa, çözümler de insan eliyle olacak. Kuşku duymak her zaman gerekli fakat bunun sinizme kaymaması, eylemsizlik noktasına evrilmemesi de önemli. İnsanların aktör olarak etkilerini küçümsememek, nihayet bir arada bu gezegende yaşamaya devam edeceğimizi bilerek hareket etmek de.

Evet, bu durum sizi tatmin etmeyecek. Tam ve katıksız bir adalet bulamayacaksınız. Bir sürü insanın yaptıkları yanlarına kâr kalacak. Suçlular, ellerini kollarını sallayarak gezecek belki. Ama sürekli başkalarının ahlaksızlığından, zalimliğinden, cahilliğinden, nefretinden dem vurup hayatı karartmaktansa, enkazda canlı insan aramak daha faydalı olabilir. Hem sadece ilkini yapıyorsanız, belki de kendinizi başkalarından üstün görme hastalığına tutulmuşsunuzdur.

Elimizdeki malzeme bu. Bugünden yarına da değişmeyecek (nasıl değişebileceğiyle ilgili projelerin sonuç verebilmesi yıllar sürecektir). Bu malzemeyle bir şeyler yapmamız gerek. İnsanlardan ümidi kesmişseniz, siyaset ya da örgütlü eylemler yerine başka işlerle meşgul olmak daha iyi gelecektir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin