Hastalıklarla yüzleşme zamanı…

Yorum | Erkam Tufan Aytav | [email protected] | @erkamtufan

İçimize sirayet etmiş bazı hastalıklardan bahsetmek istiyorum.

İçimize derken en geniş anlamdaki ‘biz’ olarak muhafazakâr mahalleyi kastediyorum.

Hizmet Hareketi’nin de içinde bulunduğu bu mahalle bulunduğu coğrafyanın, muhatap olduğu rejimin pek çok hastalığını içine aldı ve bu hastalıklar ile birlikte yaşamayı pek bir sevdi.

Pek çokları itibarı ile de bu hastalıkları matah bir şey zannetti ve içselleştirdi.

Bir yazımda hepimiz “Gogol’ün paltosundan çıktık” sözüne atıfta bulunarak “hepimiz Kemalizm’in paltosundan çıktık” demiştim. Sağcısı da, solcusu da, laiki de, dindarı da, İslamcısı da hatta liberali de aynı paltodan çıktık aslında. Ne var ki Kemalizm de konjonktürün, tarihin, coğrafyanın, yaşanmışlıkların paltosundan çıktı. Yani bir sonuçtu, sebep değil.

Netice de pek çoğumuz benzer hastalıklara müptelayız.

Neyse biz gelelim Hizmet Hareketi’nin de büyük çoğunluk itibari ile içinde olduğu muhafazakâr mahalleye.

Nereden bilebilirdik ki malul olduğumuz hastalıkların gün gelecek cadı avında bir silah olarak, bir kültürel alt yapı olarak karşımıza çıkacağını. Hatta cadı avının ‘meşrulaştırıcı’ zihinsel alt yapısı olacağını?

Peki nedir bu hastalıklar? Bu hastalıklar cadı avını nasıl ‘meşrulaştırıyor’ başlıklar halinde ama bir yazının hacmini geçmeyecek şekilde inceleyelim.

Irkçı milliyetçilik

Türk milletinin tercihen de Kayı Boyu’ndan olanları üstün bir ırk olarak görme anlayışı. Irkını necip görme ve kutsama. Asla ırkına toz kondurmama. Kendi ırkından olmayanları potansiyel tehlike olarak görme. Nesep ve kütük peşinde koşma.

Bu hastalık aynı zamanda bütün problemlerin kaynağını dışarıda aramamıza sebebiyet verdi. Toplumsal problemlerimizin çözümünde kendimizle yüzleşmemize engel oldu. Teşhis doğru konulamayınca da problemlerin kangren, kronik hale gelmesi kaçınılmaz oldu.

Bugün cadı avında bu kültürel kod karşımıza çıkıyor. Parti medyası “Fethullah Gülen Ermeni’dir” diye manşet atıyor ve bu manşetin alıcısı pekala çıkabiliyor. Irk temelli şeytanlaştırma kullanışlı bir yöntem olarak kullanılıyor.

Cadı avı sürecinde bile Hizmet Hareketi’nden birileri hâlâ malum zatın kökeninin ‘Ermenilikten dönme bir Gürcü’ olduğunu söyleyebiliyor. İyiliğin ve kötülüğün ırkta, gende olmadığını zihinde ve karakterde olduğunu artık kabul etmemiz gerekiyor.

Devleti kutsama

Elbette en kötü devlet devletsizlikten iyidir. İşgal görmüş, ülkesi darmadağın olmuş, devletini yeniden kurmuş bir ülkenin çocukları olarak devlet kavramına yaklaşımımız biraz ifratkâr. Zihinlerimizde önce devlet geliyor, millet gelmiyor.

Bu yaklaşım ki bugün cadı avında süreci meşrulaştırıcı bir rol oynuyor. Devletin bekası gibi kavramlar üzerinden toplum harekete geçirebiliyor, kamplaştırılabiliyor. Devlet kutsallaştırılıyor ve kimse milletin bekası demiyor. Böylelikle millet birbirine kolaylıkla kırdırılıyor.

Masum insanların hepse atılmasında bile devletimizin bir bildiği vardır yaklaşımı derhal devreye giriyor.

Osmanlı’ya toz kondurmama

Osmanlı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve onun getirdiği Osmanlı düşmanlığı, “eskiyi unut yeni yolu tut söylemleri”, padişahları hain olarak göstermeler muhafazakar mahalleyi “Osmanlı kutsamasına” savurdu. Hatta her padişahı birer “veli” gibi görmeye sevk etti.

Mahallede ve mahallenin yayınevlerinin çıkardığı neşriyatlarda bu yaklaşımı çok sık görürsünüz. İçinde az bir Osmanlı eleştirisi olan bir kitabı bu yayınevlerinde asla bastıramazdınız.

Maalesef Osmanlı tarihi laik anti laik kesimlerin ideolojik kavgasının zemini haline getirildi. Objektiflikten uzaklaşıldı. Hatta ve hatta Müslüman kimliğinin bir parçası gibi sunuldu. Osmanlı aleyhine konuşma günaha girersin diyenler bile oldu.

Mahallenin Osmanlı’ya asla toz kondurmama hastalığı cadı avında karşımıza çıktı. Evlat katli fetvası üzerinden bugün Hizmet Hareketi gönüllüleri katlediliyor, hapislere tıkılıyor.  Osmanlı yapmışsa mutlaka doğrudur mantığı hemen devreye giriyor.

Şimdilik bu üç hastalıkla yazıyı sonlandırmış olayım. Fırsat olursa yer yer bu konuya döneceğim.

Hizmet Hareketi küresel bir harekete dönüşmek istiyorsa ki dönüşmek zorunda. Bunun bir yolu da ait olduğu coğrafyadan bulaşmış bu arızalardan arındırması.

Yaşadığımız süreç bunun için iyi bir fırsat.

3 YORUMLAR

  1. Aynen Katiliyorum. Bende cesitli ortamlarda bunu anlatmaya calisiyorum. Bunun en iyi ilaci, seyahat, yurtdisinda egitim ve uluslar arasi ticaret / is yapma.

    • Yıllarca bir çok ülke gezmiş, yurtdışında eğitim almış ve uluslar arası ticaret yapmış hizmetteki bazı insanların hala bakış açısının çok genişlemedeğini görünce bunun da herkese “ilaç” olmadığını söyleyebilirim.

      Bu arada, toplumsal meseleler, problemler hakkında konuşurken “hastalık” ve “ilaç” gibi tıbbi tabirleri kullanmak genelde diktatör, otoriter kişilikli insanların, iktidarların alışkanlığıdır.

  2. Sosyologlar bilim ve din nicin bagdasmazi hep anlatmaya calisirlar. Ve bu yolla dini elestirirler. Ustad da gercek ilmin insani dine göturecegini ispatlar. Elestiri en dogruyu bulma cabasi oldugu surece iyidir fitne degildir. Hocaefendinin en önemli vasfi her durumda kendini ve göruslerini update hatta upgrade etmesidir. Dogru usullerdeki yeni fikirler istisarenin de geregidir. Ama uslup her seyden önemlidir. Yazari fikirlerinden dolayi kutluyorum. Ama elestirdigi yazari da kutluyorum. Zira dusunmusler ve yazmislar. Önemli olan da dusunmek ve aciklayabilmek en dogruyu bulabilmek icin. Insallah yeni nesil eski hastaliklarimizdan kurtulurlar ve de Allahin muradi dogrultusunda daha iyi dusunurler ve gul devrini görurler. Kimseyi kinamaya gerek yok hastaliklarimizi yenmeyi Rabbim hepimize nasip etsin ve tertemi sekilde hepimizi huzurana alsin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin