‘Hasta futboldan’ başarı hayali kuruyoruz [Haber-İnceleme: Efe Yiğit]

Türk futbolunda tam bir ‘dejavu’ yaşıyoruz. 1990’lı yıllara geri döndük. Bu gidişle tünelin ucunda bir ışık da görülmüyor. Ne kulüplerimiz ne de Milli Takım olması gereken yerde. Futbolumuz giderek ‘hasta adam’ olma yolunda ilerliyor.

DÜNYANIN EN PAHALI MİLLİ TAKIM HOCASI SURVIVOR’DA!

Önce Milli Takım’dan başlayalım. Daha ilk düğme Yıldırım Demirören’in federasyon başkanı olmasıyla yanlış iliklendi. Beşiktaş’ı iflasın eşiğine getiren Demirören, federasyon başkanı olduğunda en çok Beşiktaşlılar sevinmişti. Beşiktaş bir yükten kurtulurken, Türk futbolu iş bilmez bir yöneticinin eline düşüyordu. Fikret Orman ve yönetimi, Demirören’den kalan enkazı temizlemek için iki yıl boyunca ‘feda’ deyip çalıştı. Demirören aynı savurganlığı federasyonda yaptı. Milli takımı Fatih Terim’e emanet etmekle kalmadı, ne olduğu belli olmayan Türkiye Futbol Direktörlüğü makamını icat etti. Yıllık 3,5 milyon Euro ücretle dünyanın en pahalı teknik adamına sahip olduk ama sıra başarıya gelince yine nal topladık. Euro 2016’ya son dakikada katıldık. Grupta hüsran yaşadık ama Terim ‘istifa’ seçeneği yerine suçu oyunculara atmayı tercih etti. Euro 2016’da başarısız olan ülkelerin hocası birer birer istifa ederken, federasyon Terim’in istifasını istemek yerine ‘tam güvence’ verdi. Sonrası malum. Rusya 2018 yolunda grupta 4. sıradayız. Katılmak için mutlaka grubu ilk ikide tamamlamamız gerekiyor. Peki, Terim ne yapıyor?

demirören spotGeçtiğimiz hafta bu sezonun en iyi futbol oynayan takımı lider Beşiktaş ile ligin ikinci devresinde müthiş bir grafik yakalayan Trabzonspor’un derbi maçı vardı. Tribünde olması gereken isimlerin başında Milli Takım hocası Fatih Terim’in de olması gerekirdi. Sezonun en güzel maçında 7 gol atılırken, Terim ülkemizden binlerce km uzakta çok önemli bir iş için bulunuyordu. Bu iş ‘yakın dostu’ televizyoncu Acun Ilıcalı’nın Survivor yarışmasına konuk olarak katılmaktı. Başka bir ülkede olsa yer yerinden oynardı. Ama bizim ülkemizde gündem bile olmadı.

Peki Avrupa’da durum nedir? Almanya’yı 2006’tan bu yana çalıştıran Joachim Löw, Bundesliga maçlarını yakından takip ediyor. Almanya’nın hangi şehrinde olursa olsun Löw’ü her hafta tribünde görmek mümkün. Düşünün Almanya’da derbi olacak ve Löw bir yarışmaya konuk olmak uğruna maça gitmeyecek? Böyle bir absürtlük Almanya’da olmaz ama farz-ı muhal oldu diyelim… Anında Löw’ün bileti kesilir.

ONCA YANLIŞLA DOĞRU SONUCA ULAŞILABİLİR Mİ?

Ya kulüplerimiz? Konuşunca mangalda kül bırakmayız ama daha teknik adam seçmeyi bilmiyoruz. Hatta kulüpte sporu yönetecek, bu işlerden anlayacak ve yönetimin yükünü hafifletecek bir direktör atamayı bile düşünmüyoruz. Parayı veren yönetim zaten her şeyin en iyisini bilir. Gerekirse soyunma odasına iner teknik direktörü ve futbolcuları fırçalar, hocaya taktik verir. Bırakın uzun vadeli planları, bir yıllık planları bile yoktur. Mesela demirören terim spotBayern Münih, Manchester United, Manchester City, Chelsea, Juventus gibi kulüpler teknik adam değişikliğine gideceği zaman yeni teknik adamı aylar öncesinden belirliyor. Biz ise başkanın keyfine bağlıyız. Pe şpeşe gelen puan kayıplarından sonra başkan teknik adamın biletini kesip, taraftarın gazını alıyor. Sezon sonunda takıma yeni yıldızlar alacağını açıklayınca hem kendini hem de koltuğunu sağlama alıyor.

Fenerbahçe ve Galatasaray bu sezon sefilleri oynuyor. Taraftar öfkeli doğal olarak. Öfkenin adresi daha çok oyuncular ve teknik adam oluyor. Oysa o oyuncuları transfer eden, teknik adamı göreve getiren yönetim. Suçu yanlış yerde aradığımız için futbolumuzda başarılar saman alevi gibi kısa süreli oluyor. Her yıl teknik adam değiştiren, her sezon takımın iskeletini yeniden kuran kulüplerimizden başarı bekleyerek aslında haksızlık ediyoruz. Gerçi doğru ifade ile, bu kadar yanlışı yapan kulüplerimiz doğru sonuca ulaşacağını sanıp, taraftarları kandırıyor.

İYİ ÖRNEKLER YOK MU?

Az da olsa doğruyu yapan yok mu? Var elbet. Misal Beşiktaş. Akıllı bir yönetim iş başına geldi. Gelir gelmez şampiyonluk hayali yerine Yıldırım Demirören’in bıraktığı enkazı temizlemeye koyuldu. Hatırlayın ilk sezonunda Fikret Orman yönetimi sadece 1 milyon Euro’luk transfer yapmıştı. Beşiktaş için komik ama kulüp için mecburi bir rakamdı. Astronomik oyuncu maaşlarını düşürdü, ‘feda’ya yaklaşmayan oyunculara yol verdi. Sponsorlarla anlaşıp stadını yeniden yaparken, Türk futbolunu en iyi bilen ismi Şenol Güneş’i teknik adamlığa getirdi. Futbolun nedense hep ‘çirkin ördek yavrusu’ olan Güneş, eldeki malzemeden en iyi sonucu almayı tercih etti. Bugün Beşiktaş’ın kadrosunda birkaç yıl önce kimsenin tanımadığı oyuncular takır takır top oynuyor. İsme değil kaliteye yatırım yapınca geçen yıl şampiyonluk geldi. Bu yıl da şampiyonluğun en büyük favorisi ve Avrupa’da yoluna devam ediyor.

Keza Başakşehir de öyle. Kulübü en iyi bilen Abdullah Avcı’yı teslim etti. Büyük takımlarda şans bulamamış oyuncuları kadrosuna kattı. Takım oyunu oynayan oyuncuları bir araya getirince zirveye oynayan bir takım ortaya çıktı.

Ülkede tüm kurumlar dökülürken, futbolda zirveyi yakalamayı beklemenin haksızlık olduğunu biliyorum. Biz biliyoruz ama bunu futbolu yönetenler bilmiyor. Veya bilmezlikten gelip, günü kurtarmaya çalışıyor. Her şey de olduğu gibi maalesef futbolda da hızlı çöküşe gidiyoruz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin