Hangi partinin dogması daha tehlikeli?

YORUM | ENGİN TENEKECİ

Biz de, Tanzimat ile başlayan, onun bir meyvesi hükmünde olan Cumhuriyet ilanından bu yana  din ve laik kesim hep yaka paça olmuştur. Farklı bir ifadeyle; bu iki olgu birer kutuplaşma aracı olarak istismal edilmiştir.

CHP’nin tek partili döneminde uyguladığı ideolojik rejim baskısı herkesin malumu: Dini müesseselerin kapatılması, zoraki harf inkilabı (ki bu tedrici yapılabilirdi), ezanın aslından koparılarak Türkçe okutulması, İslam alimlerine yapılan cebrilikler, istibdatlar, sürgünler, idamlar…

Bu baskı doğal olarak dindar kesimin  tepkisine neden oldu. Zira aydınlanmanın tesiri altında kalan Türk aydınına göre artık dindar yobaz, yozlaşmış, gerici, ilimden bihaber; dini metinler birer dogma, İslami kanunlar bir ‘çöl yasaları’ndan ibaretti. Artık Türk toplumu üzerine yeni bir güneş doğuyordu! Rasyonalizm yani akılcılık! Din, hadisler, mucizeler, eşya ve hadiseler aklın rehberliği altında yorumlanıyordu. Hem de dindar aydınlar tarafından. Bugün de olduğu gibi.

Burada yeri gelmişken Hilmi Yavuz’un, “Alafrangalığın Tarihi” isimli kitabında yer alan “Aydınlanma Nedir” başlıklıklı yazısındaki bahsimize dair  tespitlerine de değinmek icap eder. Yavuz, mükemmel bir toplum inşa etme, Aydınlanmacıların hayali olduğunu; ancak Foucault’un bize, Aydınlanma çağında ‘askerî bir toplum hayali’nin de söz konusu olduğunu bildirdiğini hatırlatır. Yazar, ilerleyen satırlarda Robespierre’in ‘Jakoben aklı’na dikkat çeker ve şunları ekler: “Çünkü Foucault’nun deyişiyle ‘askeri bir toplum hayali’, ancak aklın dogmalaştırıldığı ve tastamam bu nedenle, yani dogmalaştırıldığı için, o dogmaları dayatan gözetleyici, cezalandırıcı, baskıcı ve disipline edici bir projeyle mümkün olabilir. Bunun da adı, düpedüz, evet düpedüz, totalitarizmdir!”

Türkiye’de uzun dönem askeri bir totalitarizm hüküm ferma sürdü, belki de hala sürüyor. Darbeler, bu askeri ideolojik rejimin birer ürünüdür. Foucault’un ‘askeri bir toplum hayali’ tespiti, Türkiye’de uzun süre vücud bulmuştur. İşte bu rasyonel-askeri-anti-islam rejimi; bugünkü siyasi rejimi netice vermiştir.

Çoğunluğu müslüman olan Türkiye halkı, böyle bir baskıdan bunalmış, çareyi, “İslam, Allah” diyen siyasi rejimlerde aramıştır. Böyle bir siyasi ideoloji beraberinde Refah Partisi ve AKP gibi partileri doğurdu. Ancak politik söylemleri, anti-laik, anti-ABD, anti-Avrupa üzerine bina edilen bir siyasi retorik. Her ne kadar AKP bir dönem AB yanlısı görünmüş olsada, günü gelmiş bu fikriyatından 360 derece dönüş yapmıştır.

AKP’nin tek partili ve koalisyon dönemi zulümleri, CHP’nin tek partili dönemindeki zulümlerini katlamış durumda. Aradaki en bariz belki de  tehlikeli şey, günümüz siyasetinin dini, siyasi çıkırlarına istismal etmesi; nifakı çıkarlarına birer perde yapmasıdır. Ayrıca, CHP’nin toplum inşaası askeriyken; AKP’ninkiyse sivildir. Ancak son dönemlerde AKP’yi tek partili CHP’ye  yakınlaştıran şey, yine AKP’nin derin anti-İslam (Ergenekon) askeri kanatla kol kola girmesidir.

AKP, tıpkı CHP tek parti rejimi gibi her şeyi tekeline almış durumda: Medya, hukuk, iş ve akademi dünyası, din, aydınlar, yazar-çizerler… Korku üzerine bir Türkiye inşa etti. Tek partli CHP, kendince gayri hukuku gördüğü şeylerin üzerine asker gönderiyordu; AKP ise, kayyım, toma ve biber gazlı polis. Kim ne derse desin AKP’nin şu an, hem askeri hem de sivil bir diktatörlük tesis ettiği bir realitedir.  AKP’nin dogması sırasıyla, rant, rüşvet, nifak, yalan, talan, zulüm, hukuksuzluk, makam ve mansıp olmuştur. Sizce hangi partinin dogması daha tehlikeli?

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin