Gözleri haramdan korumak

YORUM | CEMİL TOKPINAR 

Bulunduğumuz çağda iman ve istikamet üzere yaşamak öyle çetin bir hal almış ki, neredeyse her gün iç içe geçmiş nice imtihanla yüz yüze geliyoruz. Helâl-haram birbirine karışmış, helâli haramdan ayırt edip helâli tercih etmek zorlaşmıştır.

Kulluk imtihanı ve Allah’ın rızasını kazanma gayreti her ne kadar bütün alanlarda güçleşmişse de özellikle iffet imtihanı hepsinden daha zor hâle gelmiştir. His ve hevesatın meyledeceği haramlar süslenmiş, cazip bir hal almıştır.

Ancak Rabbimiz İnşirah Suresinde “Demek ki güçlükle beraber kolaylık vardır. Evet, güçlükle beraber kolaylık vardır!” şeklinde buyurduğu gibi, her zoru başarmak mümkündür. Çünkü Cenabı Hak, “zorluktan sonra” demiyor, bizzat “zorlukla beraber” ifadesini peş peşe kullanıyor. Demek ki, ne kadar zor olsa da Allah’ın izni ve inayetiyle bu imtihanı başarmak mümkündür.

Şüphesiz iffet imtihanının da birçok yönü var. Biz bugün bu geniş konunun harama nazar etmek, yani namahreme bakmak kısmını işleyeceğiz. Harama bakmak deyince karşımıza normal insana bakmanın yanında hareketli hareketsiz geniş bir alan çıkmaktadır. Bunlar kitap, dergi, reklam malzemesi, video, film gibi kolayca erişilen sınırsız sayıdadır.

Bu imtihana her ne kadar gençler ve bekârlar daha fazla muhatap olsa da aslında bütün müminler muhataptır.

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet edilen şu hadiste iffet imtihanının çeşitleri çok veciz bir şekilde anlatılmaktadır:

“Âdemoğluna zinadan nasibi yazılmıştır. Buna mutlaka erişecektir. Gözlerin zinası bakmaktır, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalp ise heves eder, diler. Ferc (cinsel organ) ise bunu ya uygular veya reddeder.” (Müslim, Kader: 21)

Demek ki cinsel arzuyu gayri meşrû bir şekilde kullanmak olan “zina”nın çeşitleri vardır. Bunlar yasaklanmış fiili “düşünmek”, gayri meşrû bir şeye “bakmak” ve “dokunmak”, onu “konuşmak” ve “dinlemek”, ona “teşebbüs” etmektir. Kalp ise buna “heves” etmekte, ferc ise ya reddetmekte veya uygulamaktadır.

Bütün bu eğilimleri yöneten ve özgür tercih yapıp uygulayan ise iradedir.

Nitekim bir âyet-i kerimede, “Zinaya yaklaşmayın” buyrulmaktadır. “Zina yapmayın” yerine, “Yaklaşmayın” ifadesinin tercihi dikkat çekicidir. İşte bu kısa âyet, yukarıdaki hadiste belirtilen hususları içine almaktadır. Âyet, yaklaşmanın her türlü yolunu yasaklamaktadır.

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet edilen, “Şüphesiz ki, dillerle söylenmedikçe veyahut fiîlen yapmadıkça Allah ümmetimin kalbinden geçirdikleri şeyleri onlara bağışlamıştır” (Müslim, Îmân: 58) şeklindeki hadiste yasak bir fiili düşünmenin bağışlandığı belirtilmiştir. Ancak bunu alışkanlık hâline getirip zaman israf etmek, Allah’ı tefekkür ve güzellikleri düşünüp plânlamak için verilen düşünme ve hayal kabiliyetini boş yere meşgul etmek de israftır, doğru değildir.

Yukarıda sayılan “harama bakmak” hususu, âyet ve hadislerle yasaklanmıştır.

Nûr Sûresinin 30 ve 31. ayetlerinde şöyle buyurulmaktadır:

“Mümin erkeklere bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını söyle! Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve günahtan korumalarını söyle. Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler.”

Bu âyetler hem erkeklere, hem de kadınlara, kendileri için bakılması câiz olmayan kişilere nazar etmelerini yasaklamaktadır.

İbn-i Büreyde’den (r.a.) rivâyet edilen şu hadis de konumuzla ilgilidir:

“Resûlüllah (s.a.v.) Hz. Ali’ye (r.a.), ‘Ya Ali bakışı bakışa tâbi kılma, kasıtlı olmadığı için birinci bakış sana câizdir, (fakat) diğer bakışlar sana câiz değildir’ demiştir.” (Ebû Dâvud, Nikah: 43)

Buradaki “birinci bakış”, insanın çarşıda pazarda yürüyebilmesi için zarurî olarak baktığı yerlerde istemeyerek gözünün rastladığı durumlar için söz konusudur. İnsan gözü kapalı gezemeyeceğine göre, zarurî işleri için lüzumlu yerlerde kasdî değil, tebeî bir surette rastladığı durumlar birinci bakışa girer. Bazen insan bir şeye bakarken istemeyerek bir başka varlığı da görebilir. Bu durum bilhassa Asr-ı Saâdet için söz konusudur.

Ama şimdi “Nasıl olsa ilk bakış câizdir” deyip sağı solu teftiş eder gibi bakarak gitmek doğru değildir. Çünkü zamanımızda âniden ve farkında olmadan rastlama gibi bir olay yoktur; her tarafta her an namahreme, açık saçık insanlara ve harama rastlanmaktadır. Bunun için tüm bakışları kontrol altında tutmak gerekir.

Nâmahreme bakmanın zararları çoktur. Kişinin zamanını, hafızasını, dikkatini tahrip eder. Bakmamak ise, milyonlarca sevap kazandırdığı gibi, şu kudsî hadisteki mânevî lezzete mazhar eder:

“Nâmahreme bakmak, şeytanın oklarından bir oktur ki, her kim Benden korkarak onu bırakırsa, zevkine bedel ona öyle bir iman veririm ki, onun lezzetini ve tatlılığını kalbinde duyar.” (Taberânî ve Hâkim)

Burada da müthiş bir müjde var. Gerçekten bu hususa dikkat edenler kendilerinde büyük bir huzur ve sevinç, âdetâ maddîyattan sıyrılıp nûranîleşmiş bir hâl hissedeceklerdir.

Harama bakmak, kişinin arzularını tatmin etmediği gibi, daha da kamçılar, sıkıntı içinde bırakır ve iffet imtihanını zorlaştırır. Aç kimse nasıl yemeğe arzu duyar, meşru olarak mahrem duygusunu tatmin etmeyen kimse de çok aşırı bir istek duyar. Nasıl ki, aç bir kimseyi doyurmadan sürekli yemek resimleri göstermek, sözlü tasvirlerde bulunmak, hatta mis gibi kokan yemeklerin bulunduğu lokantaları gezdirmek, onun iştahını arttırmaktan ve sabrını zorlamaktan başka bir işe yaramaz.

Öyle de, helâl yönden tatmin edilmeyen bir kimsenin, harama bakması ve müstehcen görüntülerle meşgul olması, kendisini tahrik etmekten başka hiçbir işe yaramaz. Kalben, ruhen, zihnen rahat olmak ve aslî görevlerini yapmak isteyen bir mümin, tahrik edici vasıtalardan tamamen uzak kalmak zorundadır.

Bu maksatla, açık saçık yayınlardan etkilenmemek için özel bir gayret göstermek, ihtiyaç duyduğumuz yayınların meşrularıyla yetinmek, zamanımızı daha ulvî uğraşlarla doldurmak gerekir.

Gözleri haramdan koruyan inşallah zihnini ve diğer duygularını da korumuş olur. İffet imtihanını başarabilmek için manevî olarak beslenmek gerekir. İman ve Kur’an derslerine yönelmek, iyi bir arkadaş çevresi edinmek, ibadet ve zikre zaman ayırmak, spor ve sanatla meşgul olmak, yüce idealler taşımak ve onlara ulaşmak için plânlı bir şekilde çalışmak kişiyi haramlardan koruyacak ve inşallah iffetini muhafazaya vesile olacaktır.

Harama bakmaktan korunabilmek için M. Yusuf Güven’in “Gözümü Haramdan Nasıl Korurum” gibi motive eden ve yöntem gösteren kitapları okuyabilirsiniz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin