Görmek acı veriyor!

YORUM  M. NEDİM HAZAR

Ünlü Yeşil yol filminde kötü ve kapkara bir dünyayı değiştirmeye çabalamaktan yorulan iri kıyım ama tertemiz John Coffey şunları söylemişti: “İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım; çok fazla var.”

Nasıl bir kötülük çağında yaşıyoruz?

Muktedir gerçek suçluyu sokağa salıyor gidip çocuğunu da öldürsün diye!

Aynı muktedir masum olduğunu bilip esir ettiği babayı, hasta çocuğunu kurtaramasın diye zulüm ede ede zindanda tutuyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

“Ne yani siz teröristin çıkmasını mı istiyorsunuz?” diye bir de atar yapıyor utanmadan.

Masum bir çocuktan intikam almak isteyen rejim de oluyormuş!

Ahmet’i öldürmek için koca koca herifler el birliği, işbirliği yapıyorlar.

Tedavi ettirmiyorlar, “terörist çocuğu ne olacak” diye destek görüyorlar bu zalimliklerine.

Terörist ya…

Belki adi suçlu olsa, çıkıp Ahmet’i öldürecek olsa izin verecek rejim uşakları.

Ahmet’in babası masum değil de söz gelimi katil olsa, yavrusuna sarılmak için değil de, söz gelimi hortumla vura vura öldürmek için çıkmak istese, zevkle serbest bırakırlardı sanırım.

Ahmet son nefesini verirken bile savcı denilen insan müsveddesi “Sabaha kadar bekle hele bakarız” diyor babasına.

“Baba Baba” diye diye ruhunu teslim ediyor minik yavru!

Çok öfkeli ve üzgünüm kusura bakmayın, yazıyı kontrol edemiyorum adeta. Yazmak istediğim temadan bir anda başka yerlere sapıyor ve bir ejderha kızgınlığının keskin kuyruğuna binerek ortalığı yıkıp geçmek istiyor.

Yeşil Yol’daki John dünyadaki kötülüklerle mücadele etmekten yorulmuş, kötüleri görmekten artık bıkmıştı.

Belki de bu yüzden masum olduğunu en iyi kendisi bildiği halde idam edilmeye karşı gelmemişti.

Gardiyanlar da onun masumiyetini çok iyi biliyordu ve her şeyi göze alarak serbest bırakmayı teklif ettiler.

“Neden” diye sordu John, “Neden böyle bir aptallık yapasınız ki?”

Gardiyanın cevabı enteresandı:

“Kıyamet gününde… Tanrının önünde dururken… Bana neden onun gerçek mucizelerinden birini öldürdüğümü sorarsa ona ne diyeceğim? Görevim olduğunu mu?”

Buna karşılık şunu söylemişti yorgun ve umutsuz adam:

“Tanrı Baba’mıza bana iyilik yaptığını söyle. Acı çektiğini ve endişelendiğini biliyorum. Bunu hissediyorum. Ancak bunları bırakmalısın. Artık sona ermesini istiyorum. Gerçekten… Yoruldum, patron. Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum. Yanımda hiç arkadaş olmamasından bıktım; nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri… İnsanların birbirine kötü davranmasından bıktım. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan bıktım; çok fazla var. Sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. Anlıyor musun?”

Hepimiz John Coffey’in ruh halindeyiz.

Kötülükleri gün aşırı görüp hiçbir şey yapamamak kanlı bir rende gibi yontuyor ruhlarımızı.

Görmek acı veriyor biliyoruz artık.

Görüp de elden bir şey gelmemesi.

Acıyı görmek…

Istırabı, gözyaşını…

Haksızlıkları, hukuksuzlukları, zulümleri…

Yaşanan tüm acıları görebildiğinizi düşünün bir!

Dayanılabilir bir ıstırap mıdır bu? Yapılan haksızlıkları, ölümleri, kazaları, yaralanmaları, gözyaşlarını… Cemil Meriç her ne kadar cehennemi tarif ederken “görememek” olarak tarif etse de, belki de cehennem, görmek demek.

Şöyle der merhum usta; “Dante Cehennemi anlayamamış dostum, cehennem görememek demek! Cehennem hatıraların küllenmesi, ümitlerin susması. (…) Görmek yaşamaktır. Vuslattır görmek. (…) Görmek sahip olmaktır. Gören hangi hakla yalnızlıktan şikâyet edebilir? Mevsimler bütün işveleriyle emrindedir. Renkler bütün cilveleriyle hizmetindedir. Çiçekler onun için açılır. Şafak onun için parıldar. Gutenberg matbaayı onun için icat etmiştir. Hugo o okusun diye yazmıştır şiirlerini. Çocukların tebessümü onundur.”

Üstad vurgulamamış ama tüm bunlar bardağın dolu kısmıyla ilgili kısımlar. Bir de boş kısmı var, Meriç gibi dillendirmek gerekirse; “Cehennem umutların küllenmesi, hatıraların susması…

Cehennem görmek demek haksızlıkları, zulmü.

Görmek ve bir şey yapamamak!

Çok acı var, çok çok…

Her gün acıyı görmek ruhun kolay katlanabileceği bir şey değil.

Görmek ölmektir her gün… Ayrılıktır sevdiklerinden. Görmek sahip olamamaktır, yarın yitip gideceğini bile bile aciz kalmaktır.

Gören yalnızdır, kimsesizdir… Karanlıkları bir tek o fark eder, yarının kötü kaderini o bilir, ipi kopacak balona bir tek onunu eli uzanır. Her tebessümün bir an sonra nasıl bir acıya dönüşebileceğini tek başına görmek kadar büyük bir lanet olabilir mi?”

Belki bu yüzden kimileri görmek istemedi Ahmet’in acısını.

Ölüm haberini görmek, duymak istemediler bu sebeple.

Elbette dünya güzeli gören gözler için muazzam güzellikler ve cennet asa bahçelerle doludur. Ama kan rengi bataklıklar, kasvetli izbelikler de vardır… Görmek ise bu zaman ıstıraba dönüşür! Açıkçası inanan insan için teslimiyet olmazsa, kadere rıza, yerini isyana dönüştürürse gerçek acı gelir ve oturur en başköşeye.

Ahmet’in minik bedeni, John’un iri kıyım bedeniyle beraber olur ve görmenin ne kadar acı olduğunu bir kıvrımlı hançer gibi ruhumuza bata bata hatırlatır bize.

1 YORUM

  1. KARA EFEYE MERSIYE

    Kara bahtli dunyanin kara efesi
    Giderken yaktin dagladin bagrimizi.
    Son bir kez babani goremeden,
    ayrilip gidiverdin aramizdan

    Cennet cocuklarinin anne-babalarina Allah,
    Cehennemi haram edermis.
    Sen de gule oynaya gir cennete baban ve annenle.

    Annen magdurlara yardim etti,
    Baban da yurt muduru diye,
    ikisini de mahkum edenleri, Allaha sikayet et emi?

    Cebbar olan Allah’in yakalamasi ne cetindir, azabi ne siddetlidir,
    Rabbim soz verdi kara efem merak etme sen,
    oyna, kos, eglen cennet yamaclarinda.

    Hud suresinde dedi, Allah:
    Zulmü, işkenceyi, küfrü alışkanlık haline getiren,
    Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen bir memleketi,
    senin Rabbin işte böyle cezalandırır.
    Onun cezalandırması çok can yakıcı, çok inletici, çok müthiştir.

    Annene sordun kara Efem, benim gunahim ne diye:
    Senin de gunahin yoktu, Kara Efem.
    Gunahi olanlar dusunsun, kabir azabi sadece bir baslangic.
    Kiyamet gununun hesabi ne cetin, cehennem ise kukreyip beklemede zalimi.

    Simdi kos eglen cennet yamaclarinda,
    Rabbim sana anneni de babanida en guzel yaslarinda bagislayacak.
    Onlar gelene kadar melekler senin yaranin olsun,
    ancak kirik kalbin arsi titretti de, gozler kor yurekler ise oluydu.

    Kos eglen, Meric’i, Ege’yi, Akdeniz’i gecemeyen cocuklarla,
    Onlar sana oyun arkadasi olsunlar, melekler de hep etrafinizda pervane.
    Zalimin muhleti doldu merak etme hic.
    Allah Halim’dir muhlet verir, ancak unutmaz.
    Merak etme senin hakkin kalmaz kimsede.

    Senin dunya cilelerin sikintilarin bitti,
    Ne mutlu ki, bir masum olarak Cennettesin.
    Rabbime emanet ol, Kara Efem.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin