Onlar gezegenimizin sağlık memurları!

Kris Krüg (CC BY-SA 2.0) 

ÖZEL HABER | BETÜL GÜL

“… Kuddûs isminin en büyük cilvesinden gelen kirlerden arındırma fiili ise kâinattaki bütün varlıkları temizliyor, güzelleştiriyor. İnsanın bulaşık eli karışmadığı sürece, hiçbir şeyde hakiki pislik ve çirkinlik görülmüyor.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Lem’alar, 30. Lem’a)

Kısa süre önce Avustralya’nın Queensland Teknoloji Üniversitesi’nden yapılan basın açıklamasında, son yirmi yılda okyanusları ve sahilleri kirleten 700’den fazla petrol sızıntısı meydana geldiği belirtildi. Meksika Körfezi’ndeki Deepwater Horizon sızıntısı, en büyük petrol sızıntısı felaketlerinden biri olarak tarihe geçti. 2010 yılında, Deepwater Horizon platformunda meydana gelen patlama ve yangının ardından platform batmış ve yüz binlerce varil petrol körfeze yayılmıştı. Amerika’nın Rochester ve Texas A&M Üniversiteleri’nden bilim insanlarının araştırmaları, patlamadan sonraki beş ayda mikroorganizmaların en az 200.000 ton petrolü ve doğal gazı ortadan kaldırdığını gösterdi!

Endüstriyel ve tarımsal atıklarla kirlenen Dünya’yı temizleyen çok sayıda canlı var. Farklı ortamlarda yaşayan o kadar çok çeşit mikroorganizma var ki, çoğu kez atıklar bu mikroorganizmalar tarafından ayrıştırılıyor, ya da daha az zararlı hale dönüştürülüyor. Bazıları klorlanmış çözücüler, tarım ilaçları gibi kirleticileri ayrıştırıyor; bazıları radyoaktif atıkları temizliyor. Mesela, Geobacter sulfurreducens yer altı sularındaki uranyumu uraninite mineraline dönüştürüyor; sonuçta radyoaktif madde çöküyor ve yer altı suyundan yavaş yavaş süzülüyor. Geobacter, elektrik telleriyle elektron transferi yaparak uranyumu dönüştürüyor. 2019’da akademik dergi Cell’de yayımlanan bir araştırmaya göre, “kabloları” metal içeren moleküllerin etrafını sarmış kusursuz şekilde sıralanmış protein lifllerden oluşuyor. İçinde metal teller olan kablolar gibi. Ancak bu teller insan saçından yüz bin kat ince.

Pteris vittata türü eğrelti otları, çok kısa bir sürede sudaki arseniği bünyesine alarak daha az zehirli hale getirip depoluyor. Kavak ağacı, insan sağlığı için tehlikeli olan trikloretilen gibi çözücülerle kirlenmiş alanların ıslahında, bildiğimiz çimen petrolle kirlenmiş toprağı temizlemede kullanılıyor. Bazı bitkiler, toprak ve sudan zehirli metalleri topluyor ve daha az zehirli hale dönüştürerek depoluyor. Örneğin, birçok bitki türü çok zehirli Krom (VI)’yı bin kat daha az zehirli Krom (III)’e çeviriyor. Metal toplayıcı bitkiler fazla miktarda metal depoluyor, zehirlenme belirtisi de göstermiyorlar. Peki ama, nasıl zehirlenmiyorlar? Yakın bir geçmişte, Amerika’nın Purdue Üniversitesi’nden bilim insanlarının araştırması esrar perdesini aralamıştı. Nikel toplayıcı çobandağarcığını (Thlaspi) inceleyen Dr. David Salt ve ekibi, nikelin bitkiyi hastalıklardan koruduğunu keşfetti. Güçlü bir antioksidan olan glutasyonun da bitkiyi nikelin zararlı etkilerinden koruduğu anlaşıldı.

Pixabay

“Umursamazca böcekleri ezmeden, onlara vurmadan, lanet okumadan, ya da görmezden gelmeden önce bir kez daha düşünün.” Amerika’nın Cornell Üniversitesi’nden böcekbilimci Prof. John Losey böyle söylüyor. “Boyları sizi yanıltmasın, bu minik mucizeler değerli hizmetler sunar.” diyen Losey, biyolog Mace Vaughan ile birlikte bazı böcek hizmetlerinin ekonomik değerini hesapladı. Mesela, otlakları temizleyen böceklerin ABD’deki çiftlik sahiplerini yıllık 380 milyon dolar masraftan kurtardığını hesapladılar. Böceklerin atıkları ortadan kaldırma hizmetleri o kadar önemli ki… Avustralya örneği bu gerçeği açıkça gösteriyor. Avustralya’ya ilk defa, yaklaşık yüz elli yıl önce Avrupa’dan sığırlar getirildi. Ancak, sığır gübresini ortadan kaldıracak böcekler olmadığı için zamanla büyük bir problem meydana geldi. Gübreler uzun süre ortada kalıyor, sığırlar gübrelerin çevresinde otlamadıkları için çok büyük alanlar otlak olarak kullanılamaz hale geliyordu. Problemin çözümü için, 1965-1985 yılları arasında yürütülen Avustralya Gübre Böceği Projesi kapsamında kıtaya farklı türde gübre böcekleri getirildi. Aralarında sığır gübresini saatler içinde ortadan kaldıran Onthophagus gazella da vardı.

Yalnızca Afrika’nın Serengeti bölgesinde, yılda yaklaşık on iki milyon kilogram etin akbabaların tüketimine hazır hale geldiği ve akbabaların leşlerin hemen hemen hepsini buldukları belirtiliyor. Bu kuşlar hayvan leşlerini yiyerek salgın hastalıkların önünde engel teşkil ediyor. “Çoğu kez insanlar, akbabalarca sağlanan muazzam ekosistem hizmetinin farkına varmıyor.” diyen Amerika’nın Smitsonian Enstitüsü’nden kuşbilimci Dr. Gary Graves, akbabaların kamu sağlığını tehdit edebilecek milyonlarca pound ağırlığında  (bir pound yaklaşık yarım kilogram) çürüyen eti tüketerek bertaraf ettiğini dile getiriyor ve ekliyor: “Artık biliyoruz ki, tekrar ekosisteme geçirmek yerine mikropların çoğunu da öldürüyorlar.”

Hans Splinter (CC BY-ND 2.0)

“… Demek ki, bu âlem sarayı ve kâinat fabrikası, Kuddûs isminin büyük bir cilvesine mazhardır. O mukaddes temizlik emrini, yalnızca denizlerin etle beslenen temizlikçileri ve karaların kartalları değil, kurt ve karınca gibi, cenazeleri toplayan sağlık memurları da dinliyor.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Lem’alar, 30. Lem’a)

Omurgalıların bedenlerindeki mikroorganizmalar, ölümle birlikte hızla vücudu ayrıştırmaya başlıyor. Bu işlem sırasında toksik maddeler de açığa çıkıyor ve cesedi hızlı şekilde  yenilmesi tehlikeli bir besine dönüştürüyor. Akbabalar çürüyen etlerdeki bu bakteri toksinlerine karşı fevkalade direçliler. Bu hayvanlar hastalık yapıcı (patojenik) bakterilerilere de maruz kalıyorlar. Danimarka’nın Aarhus Üniversitesi’nden Prof. Lars Hansen ve ekibinin akademik dergi Nature Communications’da yayımlanan araştırmaları ilginç sonuçlar ortaya koydu. Elli akbabanın yüzündeki mikroorganizmaları inceleyen araştırmacılar, yüzlerinde ortalama beş yüz yirmi sekiz farklı tür olduğunu tespit etti. İşin ilginç yanı, kalın bağırsaklarına baktıklarında yalnızca yetmiş altı mikroorganizmanın DNA’sına rastladılar. Prof. Hansen’in ekibinde olan Dr. Graves şöyle diyor: “Kafalarını çürüyen leşlerin içlerine sokuyorlar, dolayısıyla yüzlerinde çok fazla bakteri çeşidi bulunması şaşırtıcı değil. Fakat kalın bağırsağa gelince çok rastlanan türlerden, az sayıda bakteri baskın olarak bulunuyor.” Hansen, akbabaların mide asidinin insanın mide asidinden 10-100 kat daha güçlü olduğunu söylüyor. Araştırma grubundan Dr. Michael Roggenbuck, yuttukları tehlikeli bakterilerin çoğunu ortadan kaldıran, son derece “haşin” bir sindirim sistemleri olduğunu belirtiyor.

“Bu kâinat ve yeryüzü, sürekli işleyen büyük bir fabrika ve her vakit dolup boşalan bir han, bir misafirhanedir. Böyle işlek fabrikalar, hanlar, misafirhaneler; pis atıklarla, enkazlarla, süprüntülerle çok kirlenip bulaşık hale gelir ve her tarafta kötü kokulu maddeler birikir. Eğer çok dikkatle bakılmaz, kirlerden arındırılmaz ve süpürülüp temizlenmezlerse içlerinde durulamaz, insan oralarda boğulur. 

Halbuki bu kâinat fabrikası ve yeryüzü misafirhanesi o kadar pak, temiz ve kirsizdir, bulaşık şeylerden ve kötü kokulardan öyle arınmıştır ki, içinde lüzumsuz tek bir şey, faydasız tek bir madde ve rastgele bir kir bulunmaz; görünüşte bulunsa da, hemen onu dönüştürecek bir makineye atılır, temizlenir.

Demek, bu fabrikaya bakan Zât çok iyi bakıyor. Buranın, temizliği gözeten öyle bir Sahibi var ki, şu koca fabrikayı ve büyük sarayı küçük bir oda gibi süpürtür, düzene koyup kirlerden arındırır. Evet, bu çok büyük fabrikanın içinde, büyüklüğü ölçüsünde pis atıklar, enkaz artığı kirli maddeler, süprüntüler bulunmuyor. Aksine, büyüklüğü ölçüsünde temizliğine ve kirlerden arınmasına dikkat ediliyor.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Lem’alar, 30. Lem’a)

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin