Erkekler için dizayn edilen Türkiye’de kadınlar

YORUM | NEVİN ERDEM 

Bugün gelişmiş bir Avrupa ülkesinde ya da Avrupa Birliği standartlarının uygulandığı gelişmiş bir Türkiye’de yaşıyor olsaydık, kadınlarla ilgili olarak Caroline Criado Perez’in, “Görünmez kadınlar: Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünyada Veri Önyargısı” (Invisible Women: Exposing Data Bias in a World Designed for Men) isimli kitabında ele aldığı oldukça etkileyici veriler eşliğinde kadın haklarını konuşabilirdik.

Örneğin:

İşyerlerinin sıcaklıklarına dair standartlar 1960’larda ortalama bir erkek metabolizması dikkate alınarak belirlendiği için, mevcut sıcaklıkların kadınların çalışması için ortalama beş derece daha soğuk olduğu…

Kadınlar ve erkekler farklı hormonlara ve bağışıklık sistemlerine sahip olmalarına, kadınların boylarının daha kısa, ciltlerinin daha ince olmasına ve daha birçok farklılığa rağmen, herkesin hayatını etkileyen çalışmalarda “Referans Adam” olarak 25-30 yaşlarında, 70 kg ağırlığında, 170 cm boyunda, beyaz bir erkeğin alınması…

Kansere yol açan kimyasalların, kadın ve erkek vücudunda farklı emilimi ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar…

Bu zararlı kimyasallarla iç içe bir mesleğin içinde olan manikür-pedikür salonlarında çalışan kadınlar…

Tamir takım setlerindeki aletlerin kadınların sağlam bir şekilde kavrayabilmeleri için fazla büyük yapılması…

İnşaat işleri için üretilen çimento torbalarının ağırlığı nedeniyle kadınların taşımalarının zor olması, dolayısıyla küçültülmesi gerekliliği…

İş kıyafetlerinin, kadınlar ve erkeklerin özellikle kalça ve göğüs yapılarındaki farklılıklar nedeniyle, kadınlar için uygun olmaması…

Ortalama büyüklüğü 5.5 inç olan akıllı telefonların, bir kadının el ölçülerine göre büyük kalması…

Araçlarda ve telefonlarda kullanılan ses tanıma sistemlerinin, erkeklerin sesini kadınların sesinden, yüzde 70’lere varan oranlarda daha iyi algılaması…

Erkeklerin kadınlara oranla daha fazla trafik kazasına karışmalarına rağmen, araç iç dizaynlarında güvenlik standartlarının ölçümü için kullanılan mankenin genellikle 1.77 m. boyunda 76 kg ağırlığında yani erkek ölçütlü olması nedeniyle, kadınların yaralanma ve ölme oranlarının erkeklerden daha fazla olması…

Hamilelerin güvenlikli bir şekilde yolculuk yapmalarını sağlayacak emniyet kemerlerinin olmaması…

İşte bunlar en önemli gündemlerimiz olabilirdi.

Perez’in kitabında verilerle ortaya koyduğu konular, erkeklerle aynı dünyada birlikte yaşayan insanlar olarak, kadınlar için gerçekten de çok önemli.

Modern batı ülkelerinde kadınlar görünmedikleri alanlarda “görünmek” için hak mücadelesi veriyorlar.

Türkiye’de ise kadınlar henüz “hedef olarak görünme” aşamasından çıkmak için mücadele veriyorlar.

Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın cinayeti işleniyor.

Cinayetlerin failleri erkekler.

Cinayetlerin görünür nedenleri ayrı ayrı ele alınabilir, ancak tüm bu cinayetlerin altında yatan temel faktör, katledilen kişilerin kadın olmaları.

Özgecan Aslan, Pınar Gültekin, Aylin Sözer, Emine Bulut ve daha binlerce kadın.

Daha birkaç gün önce, 92 yaşındaki bir kadın, Hanım Pınarlı, komşusu olan erkek tarafından tecavüz edildikten sonra öldürüldü.

Cinayetlerin yanı sıra kadınlara yönelik şiddet ve cinsel saldırılarda Türkiye’de çok vahim bir tablo var.

Batıda kadın haklarındaki ilerlemelere, İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası düzenlemelere rağmen, 2021 Türkiye’sinde kadınlara yönelik saldırıların ve hak ihlallerinin boyutları oldukça düşündürücü.

Türkiye’yi yaklaşık 20 yıldır idare eden siyasal İslamcı iktidarın ilkel örf, adet ve geleneklerle harmanladığı kadına yönelik politik bakış açısı, bugünkü tablonun en önemli nedenlerinden biridir.

Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu’yu rektör olarak ataması, Boğaziçi öğrencileri ve hocaları başta olmak üzere, toplumun önemli bir kesimi tarafından protesto edildi. Erdoğan bu protestolara tepkisini, Prof. Dr. Ayşe Buğra’ya saldırarak dile getirdi. Erdoğan’ın Buğra’ya yönelik, “Osman Kavala denen kişinin karısı da bu provokatörlerin içinde yer alan bir kadındır” sözleri iktidarın kadına bakışını açıkça ortaya koymaktadır. Bir kadın eşi üzerinden tanımlanarak bir yere oturtulmaya çalışılmakta ve orantısız bir güçle saldırılmaktadır.

Erdoğan’ın bir açılış töreninde, “Sembolik de olsa bayan milletvekillerimizden hiç olmazsa iki tanesini alalım” sözleri ve CHP Parti Meclisi üyesi hukukçu Sevgi Kılıç için ‘başörtülü vitrin mankeni’ ifadeleri kadının iktidarın zihnindeki yerini göstermektedir.

16 Nisan Anayasa Referandumu ve 15 Temmuz sonrasında, IŞİD mantığıyla söylenen “bunların karıları bizlere helal” sözleri iktidarın kadınlarla ilgili zihin kodlarının çözülmesinde önemli göstergeler.

Gözaltına alınan kadınlara yapılan çıplak aramalar da, iktidarın kadına bakışının bir başka görünüm şekli.

Hele, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in, gözaltında çıplak aramaya maruz kaldığını iddia eden kadınların “ahlaksız” olduğunu ilan etmesi, hatta daha da ileri giderek,  cezaevindeki bazı bebekli kadınlar için, “bu insanlar talimatla bebek sahibi oluyorlar, ‘Hamile, bebekli kadınlar cezaevinde var’ demek için” sözleri, iktidar partisindeki kadınların dahi, iktidarın kadınlara yönelik bakış açısını içselleştirdiğinin açık bir kanıtı.

Bu bakış açısına göre, kadın, eşinden, çocuğundan, annesinden, babasından ayrı, bağımsız bir birey değildir.

Bırakınız İstanbul Sözleşmesi’nin gereklerinin yerine getirilmesini, kadın, temel insan haklarına sahip bir insan olarak dahi görülmemektedir.

Türkiye’de kadına yönelik saldırı ve hak ihlalleri için çok ciddi bir mücadele gerekmektedir.

Öncelikle kadınlar, “hedef olarak görünmek”ten  çıkarılmalıdır.

Bunun için de, kadının modern bir hukuk devletinde sahip olması gereken yere yerleştirilmesi, özellikle dini uydurma hükümlerle harmanlanmış kültürel, örfi, geleneksel yorumların ve bakış açılarının ortadan kaldırılması önemlidir.

Kadın kavramının karşılığını oluşturan zihinsel kodlar ciddi şekilde değiştirilmelidir.

Mevcut iktidarla bunun mümkün olmadığı açık.

Mücadele hem mevcut iktidarın hem de bu kodların değiştirilmesi için olmalıdır.

Mücadelenin ilk aşamasında başarılı olabilirsek, hep birlikte Caroline Criado Perez’in kitabını yeniden okuyarak, mücadelenin ikinci aşamasına başlayabiliriz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin