Erdoğan’ın bağımsız yargı korkusu (2) [Mehmet Yıldız, yazdı]

Adalet dağıtan değil, çay toplayan yargı

28 Şubat’ta hakim ve savcıları gruplar halinde Genelkurmay’a toplayıp brifing veren askerler gitmiş yerine Erdoğan ve yakınları gelmiş. Bir düdük sesiyle toplanıyorlar, bir düdük sesiyle çay toplamaya gidiyorlar, bir düdük sesiyle Saray’a koşuyorlar…

ABD Başkanı Obama’nın karşısında ayağa kalkmayan ABD yargıçlarının aksine Erdoğan karşısında düğmeleri olmayan cübbeleri iliklemeye yeltenen yüksek yargı başkanları sözde bağımsız ve tarafsız yargıyı temsil ediyorlar.

***

İktidarın hoşuna gitmeyen karar veren hakime 10 yıl hapis

Yüksek yargının iktidar karşısındaki tutumu böyle olunca ilk derece yargı mensuplarının durumu elbette çok daha vahim.

Başlarında HSYK’nın sürgün, açığa alma ve ihraç sopaları sallanan hakim ve savcıların önlerinde 4000’den fazla meslektaşının akıbeti ibret levhası olarak duruyor. Saray’a rağmen dosyadaki delillere bakıp vicdanıyla karar verebilmek neredeyse imkansız. Bunun ilk çarpıcı örneğini 25 Nisan 2015’te, Silivri’de tutsak Hidayet Karaca ve bazı polisler için tahliye kararı verdikleri için tutuklanan hakimler Mustafa Başer ve Metin Özçelik’te gördük.

Bu olay üzerine toplanıp tahliyeleri engelleyen HSYK’ya sert çıkan Erdoğan, “HSYK’nın başlatmış olduğu toplantı geç kalmış bir toplantıdır” dedi. Hemen ardından açıklama yapan HSYK 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz’ın “Özür diliyorum, kararımız gecikti” demesi tarihe geçti.

Halbuki bir hakim yanlış karar bile verse, buna karşı izlenecek yol, hukuk içindeki mekanizmaların çalıştırılarak düzeltmektir. Hakimler Savcılar Kanunu madde 88’e göre “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez.”

Bu iki hakimi yargılayan Yargıtay 16. ceza dairesi, tutuklanmalarına neden olan kararı verdiklerinin tam da 2. yıldönümünde, 10’ar yıl hapse mahkum ederek görevde bulunan bütün hakim ve savcılara ‘sübliminal’ bir mesaj vermiş oldu.

***

Yargı kararına ne hacet…

Karaalioğlu, Başbakan Erdoğan’a sorduğu soruda ‘cemaat’ ifadesini kullanınca Başbakan hemen araya girip “cemaat ifadesini bir daha kullanma bunlar cemaat değil” dedi. Karaalioğlu bunun üzerine ifadesini ‘oluşum’ diye değiştirince Başbakan, “Niye korkuyorsun? Bunlar örgüt” diye kızdı. Halbuki bu konuda alınmış bir yargı kararı yoktu. Bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından alınmış bir karar hala yok. En son iki gün önce AKPM’de AKP’li milletvekillerinin hizmet hareketine FETÖ denilmesi önerisi reddedildi.

Can Dündar’a ‘casus ve vatan haini’ yaftası taktı

Sırf haber yaptığı için casus ve vatan haini olarak nitelediği gazeteci Can Dündar’ı hedef aldı. ‘Bunların derdi Türkiyenin imajına gölge düşürmek. Bunu özel haber olarak yapan kişi de bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu” diyerek mahkemelere talimat verdi.

Dündar ve Gül tutuklandı, 3 ay cezaevinde kaldıktan sonra AYM’nin ihlal kararıyla yargılandıkları mahkeme tarafından tahliye edildi.

Erdoğan, dosyanın savcısına çağrıda bulunarak tahliye kararına itiraz etmesini istedi: “Evet ortada bir Anayasa ihlali vardır. Ama Anayasa’yı ihlal eden ben değilim. Bu Anayasa Mahkemesi’nin karar merciinde olanlardır. Bu ihlali maalesef göz göre göre yapmışlardır. Birinci mahkeme Anayasa Mahkemesi’nin kararına uydu. Ama bu işin bittiği anlamına gelmez. Savcı karara itiraz edebilir. İtiraz durumunda, bir üst mahkeme yeni bir süreci başlatabilir. Bize de bu durumda, yargının bu işleyişini izlemek düşer” dedi.

Mahkeme yaptığı yargılama sonucunda casusluk ve hükümeti devirmek suçlarından beraat kararı verdi. Can Dündar kararın verildiği gün adliye önünde kurşunlandı. Ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Kararı veren mahkemenin bir üyesi şimdi cezaevinde tutuklu.

Alman gazeteciyi terörist ilan etti

13 Nisan’da bir televizyon kanalında konuşan Erdoğan, Yücel’in Almanya’ya iade edilmesine de değindi, “Hiçbir surette olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla” dedi. Erdoğan, gazeteci Deniz Yücel’in PKK ile bağlantısı olduğu iddialarına yönelik de bir kez daha “Elimizde görüntüler, her şey var. Bu tam bir ajan terörist” yanıtını tekrarladı. Halbuki bu olayda da ortada bir mahkeme kararı yok.

Hapisteki gazeteciler

Geçen ay yaptığı bir konuşmada Erdoğan şunları söyledi: “Şimdi bu gazeteciler, ‘Listesini verin’ dediğimizde gelen isimlere bakıyoruz. Yurt dışı için söylüyorum; içlerinde katilden soyguncuya, çocuk istismarcısından dolandırıcıya kadar herkes var. Gelen listede sadece gazeteci yok. Geçenlerde ülkemize 149 tutuklu ismin bulunduğu bir liste geldi. Arkadaşlarımız baktılar ki bu listenin 144’ü terör suçundan, 4’ü adi suçlardan cezaevinde bulunuyor.

Halbuki 9 aydır cezaevinde tutuklu bulunan gazeteciler hakkında 3’er defa ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen iddianameler ortaya çıktıkça görüldü ki, yazı yazmak, haber yapmak ve konuşmaktan başka bir suç delili yok. Ama olsun, Reis terörist demişse hepsi teröristtir!..

***

Reza’yı Türk hakimlerine emanet etmek istedi

obama spot

Bir başka örnek, 17 – 25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarında da sanık olarak kısa bir süre gözaltına alınan Reza Zarrab daha sonra serbest bırakılmış ve hakkındaki suçlamalar da düşürülmüştü. Ak-lanan Zarrab, yandaş televizyonlara çıkıp aslında ne kadar iyi bir vatandaş olduğunu anlatmalara doyamadı.

22 Mart 2016’da ajanslara düşen son dakika haberleri Zarrab’ın ABD’de tutuklandığını bildiriyordu. Önceleri oralı olmuyormuş havasına bürünen Erdoğan, sonradan işin rengini öğrenince ‘Reza Türkiye vatandaşıdır. hukukunu aramak zorundayız.’ diye çırpınmaya başladı. Obama yönetimi, Reza’nın Türkiye’ye verilmesi taleplerini ABD yargısı bağımsızdır diyerek topu mahkemelere attı.

Türk yargısına istediği gibi talimat verip istediği sonucu almayı başaran Erdoğan için anlaşılması güç bir durumdu bu. Yılmadı. Zarrab için Türk milletinin vergileriyle tuttuğu avukatlar ve lobicilerine oluk oluk para akıttı. Üçüncü dünya ülkelerinde her kapıyı açan Erdoğan yöntemlerinin Trump’ın ABD’sinde işe yarayıp yaramayacağını zaman gösterecek.

Erdoğan 25 Nisan 2017 günü Reuters’e verdiği mülakatta “Sarraf benim vatandaşımdır ve devletlerin bir görevi de vatandaşlarının hukukunu korumaktır. Bir suçu varsa Türkiye’ye bildirilir ve gereği yapılır ama yoksa bazı şeyler uydurularak insanlar tutuklanırsa, vatandaşına sahip çıkamayan ülke konumuna düşersiniz” diyerek bir kere daha Reza’yı kurtarma konusundaki kararlılığını gösterdi.

Ah nerede Türk yargısı. Olsalardı, Reza çoktan özgürlüğüne kavuşmuş, şimdilerde cari açığı kapatmakla meşgul oluyor olacaktı.

Savunma hakkı çökertildi

Savunma hakkı gerek iç hukukta gerekse evrensel hukukta adil yargılanmanın en temel unsurlarından biri. Savunma hakkı olmazsa, adil yargılama yapılamaz.

Hizmet hareketini yok etmeye dönük yargılamalar esnasında Saray’a bağlı yargıçları en çok zorlayan avukatlar oldu. Ortada bir suç olmayınca, yapılan savunmalar karşısında hakimlerin kıvrım kıvrım kıvrandığına çok şahit olduk. Böyle olunca olmayan suçtan silahlı terör örgütü kararı çıkartmak neredeyse imkansızdı. İktidarın buna karşı bulduğu çözüm avukatları sindirmek oldu. Olmayan terör örgütünün avukatlığını yapmak da terör örgütü üyeliği için delil sayıldı. Bu yüzden 300’e yakın avukat tutuklandı. Bu dsayıdan daha fazlası da mesleğini yapamaz hale geldi.

Seri katillerin veya organize suç örgütlerinin bile avukatlarının mesleğini rahatça icra ettiği yerde, hiçbir suçu olmadığı halde sırf cemaate yakınlığı nedeniyle haklarında adli işlem yapılan yüzbinden fazla kişi ya avukat bulamadı ya da buldupu avukatlara büyük paralar vermek zorunda kaldı.

Birkaç gönüllü hukukçunun, avukat bulamayan mağdurlar için kurduğu internet sitesi üzerinden örnek dilekçeler yayınlaması bile koskoca Cumhurbaşkanı’nın gözüne battı, ‘Mağduriyetim giderilsin diye başvuranlar var! Dilekçeler sanki aynı kalemden çıkmış! Bunlar namussuz! Aynı merkezden çıkıyor, aynen devam ediyorlar.’ sözlerini sarf ederek, hak arayan vatandaşları namussuzlukla suçladı.

Yargıyı trollere emanet

yıldız spotGeçtiğimiz günlerde ağır ceza mahkemesinde yargılaması devam eden 29 gazeteciden 21’inin mahkeme tarafından tahliye edilmesi üzerine harekete geçen troller ‘vatan elden gidiyor’ nidalarıyla HSYK’yı göreve çağırdı. Saray’dan mı, HSYK’dan mı bilinmez, kimden talimat geldiyse gündüz tahliye ettiği 21 gazeteciyi akşam saatlerinde tekrar gözaltına almak zorunda kalan hakimler kendilerini zor kurtardılar. Bir kısmı da kurtaramayıp görevden alındı.

HSYK’nın daire başkanları bir yargı mensubu gibi davranmaktan daha çok yönettikleri iddia edilen trol hesaplar bir yana, işi gücü bırakıp sosyal medyada ‘çıt çıt çıt’ twit atmakla meşguller.

Bize de Ziya Paşa gibi şunu demek düşüyor:

Kâdı ola da’vâcı vü muhzır dahî şâhid,

Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet?

***

Sonraki yazı: Anayasa Mahkemesi ve AİHM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin