Erdoğan mı Atatürk mü?

YORUM | MAHMUT AKPINAR

Kemalistlerin başlığı görünce yerinden fırladığını ve “Böyle kıyas mı olur? Yedi düvele meydan okuyan, milli mücadeleyi kazanan, modern Türkiye’yi kuran Mustafa Kemal kim, Erdoğan kim!” dediklerini duyar gibiyim.

Ama Kemalistler şunu gözden kaçırıyorlar. Bir ülkede tek adama dayalı sistem olursa, lideri sorgulanmaz, eleştirilmez hale getirirseniz, gücü eline geçiren başkaları da aynı unvanları, imkanları kullanmak ister.

Saparmurat Niyazov  Sovyetler yıkılınca Türkmenistan’da devlet başkanı oldu. Kendisine “Türkmenbaşı” unvanını verdi. Muhtemelen Nutuk’tan esinlenip Ruhname adıyla Türkmenlere “rehber” kitap yazdı, bolca bastırdı, dağıttı. Sonra yerine gelen de kendini “Türkmenbaşı” ilan etti. Öncekinin kurduğu otoriter yapıyı daha öteye taşıdı. Dünya medyasında eğlence sebebi olacak absürt işler yapıyor ama sindirilmiş halktan zoraki alkış alıyor.

Mustafa Kemal elbette işgal edilmiş bir ülkede Milli Mücadele başlattı. Halkı örgütledi, fakir Anadolu’nun kıt imkanlarıyla Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Dindarı, seküleri, Kürdü Türkü, Alevisi, Sünnisi Milli Mücadaleye destek verdi, işgale karşı Mustafa Kemal’e arka çıktı. Ama ülke ve devlet üzerinde otoritesini sağladıktan sonra Mustafa Kemal bugün Kemalistlerin Erdoğan’da görüp küplere bindiği işlerin katmerlisini yaptı.

Bazılarını saymaya çalışalım:

— Kurtuluş Savaşını yürüten ve kazanan Birinci Meclis temsil oranı yüksek, çoğulcu, demokrat bir yapıdaydı. Ama 1923 sonrası Mustafa Kemal, Meclisi mutlak denetimine aldı. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” dedi lakin vekilleri bizzat belirledi. TBMM’yi etkisiz kıldı.

— Kemalistler CHP’li bazı parlamenterlerin vekilliğinin düşürülüp hapse atılmasından rahatsız oluyor. Mustafa Kemal hem de eski silah arkadaşlarının ona danışarak kurdukları partileri (TCF ve SF) kapatmış, kendisine muhalif pek çok aydını, siyasetçiyi sürgüne göndermiş, hapse attırtmıştır. İstiklal marşı şairi Mehmet Akif bile yıllarca Mısır’da sürgün hayatı yaşadı, Türkiye’de yokluklar, zorluklar içinde vefat etti. 

— “Erdoğan hukuku siyaseti için kullanıyor” diyoruz ama Mustafa Kemal İstiklal Mahkemeleri ile binlerce muhalifi idam ettirmişti. En az bugünkü kadar hukuksuz mahkemeler, militan hâkimler vardı.  

— “Erdoğan OHAL ilan etti ve baskı rejimi kurdu” diyoruz. Mustafa Kemal ilan ettiği Takriri Sükun Kanunu’yla yıllarca kendi aleyhine yaprak kımıldamasına müsaade etmemişti.

— “Erdoğan seçilmiş başbakan Davutoğlu’nu istifaya zorladı” diyoruz. Mustafa Kemal dilediğini başbakan atıyordu. Bunun için seçim, oylama, sandık vb. gerekmiyor, iradesi yetiyordu.

— Sekülerler “Erdoğan içki içmemize engel oluyor. İçki satış yasağı da nedir?” diye vaveyla ediyorlar. Ama Mustafa Kemal kimin ne giyeceğine kadar insanların yaşamına müdahil oluyordu. Kılık kıyafet devrimine muhalefetten insanları idam ettiriyordu. Yakın zamana kadar Kemalistler insanların ne giyip giymeyeceğine karışıyordu. Alkol almamayı insanları fişleme ve test aracı yapıyorlardı. Tekrar güçlenseler aynı dışlayıcı, ötekileştirici tavrı sürdürme kararlılığı pek çoğunda görülüyor.      

— Kemalistlerin baskın olduğu dönemlerde hukuki bir tanımı, sınırları olmayan “irtica”, “anarşist” kavramları toplumu sindirmek, muhalifleri cezalandırmak için çok yaygın şekilde kullanıldı. Şimdilerde Erdoğan CHP’liler, beyaz Türkler dahil muhaliflerini benzer kaypaklıkta, hukuk dışılıkta “FETÖ” kavramıyla, “terörist” ithamıyla hizaya sokuyor ve Kemalistlerde kavrama en küçük itiraz yok.

— “Erdoğan her yere imam hatip açıyor, eğitimi tekleştiriyor, okullarda parti propagandası yapıyor, kendi siyasi görüşüne sadık nesiller yetiştirmek istiyor” diyoruz. Mustafa Kemal, Tevhidi Tedrisat kanunu ile sivil eğitimi bitirdi. Okulları, nesilleri endoktrine eden, şekillendiren, tektipleştiren hale soktu. Bu eğitim nedeniyle kendisini Kemalist olarak tanımlayan bir kesim oluştu. 21. yüzyılda bu insanlar hala 1930’lara özlem duyuyor, marşla (andımız okuyarak) çocukların güne başlamasını savunuyorlar.

— “Erdoğan Anayasayı, AYM’yi dikkate almıyor!” diyoruz. Peki Mustafa Kemal anayasayı ne zaman dikkate aldı? 1924 Anayasası 1960 ihtilaline kadar yürürlükte idi. Ama tek parti döneminde yok hükmündeydi. Mustafa Kemal hukukun üstündeydi.

— “Erdoğan “şahsım devleti” kurdu, kuvvetler ayrılığını bitirdi” diyoruz. Tek parti döneminde Mustafa Kemal’in şahsı dışında başka kuvvet mi vardı?

— “Erdoğan devletin bütün kurumlarını AKP’ye teslim etti, özerk, bağımsız kurum ve kuruluş bırakmadı, valiler, memurlar AKP militanı gibi davranıyor” diyoruz. Mustafa Kemal, Nasyonel Sosyalizmden (faşizm) modellediği “parti-devlet bütünleşmesi” ile CHP’yi sadece devletin değil, toplumun da hakimi haline getirmişti. Atatürk aynen Erdoğan gibi CHP genel başkanıydı, başbakan partinin genel sekreteriydi, valiler ve kaymakamlar resmen ve alenen CHP’nin il ve ilçe başkanlarıydı.

— Kemalist rejim okullarda verilen eğitimle Atatürk’ün sarı saçlarına, mavi gözlerine hayran, kişiyi kutsayan bir nesil yetiştirdi. Hiç şüpheniz olmasın, devam eden Kemalist eğitim sistemine, Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi derslerine rağmen şu sıralar Erdoğan’ın boyuna posuna, hitabetine hayran, onun için ölmeye hazır bir Erdoğanist nesil de yetişiyor.

— Erdoğan’ın ilk dönem farklı kesimleri (liberalleri, Kürtleri) yanına alıp “demokrasi, AB, hukuk” diye yola çıktığını, ama güçlenince hepsini tasfiye edip tek adam haline geldiğini söylüyoruz. Mustafa Kemal de Milli Mücadele için beraber yola çıktığı en yakın arkadaşları dahil kendisine rakip olabilecek herkesi tasfiye etti, itibarsızlaştırdı. Etrafında sadece ona temenna duranlar kaldı.

— “Erdoğan’ın AKP’sinde ne adalet, ne de kalkınma var!” diyoruz. CHP’nin gündeminde cumhuru dikkate alan cumhuriyet anlayışı var mıydı? Olumlu değişime rağmen CHP hala seçkinci, halka tepeden bakan bir parti.

— Erdoğan’a hayranlıkta haddi aşanlar ona, “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde taşıyan adam” dediler. Ama Mustafa Kemal için onu insanüstü gösteren, adeta ilahlaştıranlar şiirler, yazılar yayınlandı, sözler söylendi, söyleniyor.

En diktatör liderler dahi parlamento binalarını açık tutuyor, içine “parlamenter” denilen, el işaretine bakan kişiler koyuyor. Müsamere alanı haline gelse de belirli sayıda insan kendini “parlamenter” sanıyor. Zira parlamento, seçimler otoriter yönetimlere -görüntüde- meşruiyet sağlıyor. Şimdilerde bunu Erdoğan yapıyor. Bir adamın her şeyi kontrol etmesinden, devleti aile şirketi gibi yönetip soymasından, insanlara özgürlük alanı bırakmamasından rahatsızlık artıyor.

Fakat Kemalistler, ulusalcılar Erdoğan’a demokrasi, hukuk, adalet, gibi kavramlardan öte Kemalist söylemlerle muhalefet etmeye çalışıyor. “Atatürk’ün koltuğunda oturan adama bak! Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyeti ne hale getirdi!” gibi Mustafa Kemal’i merkeze alan savunmalar yapıyor, 1930’ların tek adama dayalı yönetim anlayışı üzerinden eleştiriler geliştiriyor. O döneme dair özlemlerini vurguluyorlar. Ancak bu Erdoğan’a muhalefet etmek için hiç de akıllıca bir yöntem değil. Aksine Kemalistlerin bu tür söylemleri, Erdoğan’ın Tek Parti dönemi korkusuyla peşinde tuttuğu kesimleri konsolide etmesine neden oluyor. “Bakın bu CHP zihniyeti yeniden camileri ahıra çevirecek, yeniden ezanı, Kur’an’ı yasaklayacak!” diye safları sıklaştırıyor. Ayrıca Kemalizm’in Kürtlerde bir karşılığı yok, dindarların büyük kısmında yok, azınlıklarda yok, liberallerde Kemalistlerin anladığı anlamda yok. 

Mustafa Kemal’in kendi döneminde zamanın ruhuna uygun işler yapıp yapmadığı tartışılabilir. O dönem belki o tür bir liderliği, yönetimi gerektiriyordu. Ama aradan yüz yıl geçti, dünya değişti, nesiller, talepler değişti. Yüz yıl sonra hala 1930’ların lider modelini aramak, o dönemin rüyalarını görmek en basitinden Atatürk’ün “muasırlaşmak” anlayışına uymuyor. Bir kişinin adıyla devam eden rejim olmaz. Olursa da bunun adı demokrasi olmaz. Hatasıyla sevabıyla Mustafa Kemal tarihe mal oldu. Onu tarihe emanet etmek ve kritiklere müsamaha ile yaklaşmak lazım. Vefat etmiş bir kişinin kanunla, anayasa ile korunması, akademik bile olsa olumsuz yayın yapanın “Atatürk’e hakaretten” yargılanması, cezalandırılması bu çağda nasıl savunulabilir? O zaman Erdoğan’ın kendisini eleştirenleri mahkemelerde süründürmesini neden yadırgıyorsunuz? Bir kişiyi bu derece dokunulmaz kılmak, tabulaştırmak bilimin, aklın alanından çıkmak, inanç alanına girmektir. Eğer Kemalizmi inançları, ritüelleri olan bir din gibi görüyorsanız o ayrı. Kaldı ki dinler de eleştirilmez değildir.

“O bir milli kahraman! Milli mücadeleyi verdi! Yeniden devlet kurdu, yoktan bir millet yarattı!, O’nu sorgulamak kimsenin haddine değil” derseniz, Erdoğanistler de karşınıza benzer argümanlarla çıkabilir. Zira Erdoğan’ın dünya lideri olup büyük başarılar elde ettiğini, emperyal devletlere ayar verdiğini düşünen bir kitle var. AKP tabanına “yüzyıllık reklam arası”na son verip yeni bir devlet inşa ettiğini, Erdoğan’ın da “kurucu lider” olduğunu söylüyor. Kemalsitlerin Mustafa Kemal’e yaptığına benzer güzellemeler yapıyorlar. Erdoğan’da ciddi bir deha, karizma olduğunu düşünüyorlar. Üstelik Erdoğan dindar, namaz kılıyor, iyi Kur’an okuyor diye bir de mistik-dini anlam yüklüyorlar.

Bence de Erdoğan, Mustafa Kemal ile eğitim, tecrübe, nitelik, karizma açısından  kıyaslanamaz. O oportünist, kendini düşünen, ilkesiz ve boğazına kadar kire bulaşmış birisi. Ama Erdoğan’a Atatürk ve Kemalizm üzerinden muhalefet etmek, sürekli dini-dindarı aşağılayarak radikal bir laiklik anlayışını öne çıkarmak sonuç getirmez. Bilime ve akla vurgu yapan Kemalistlerin bu yaklaşımı rasyonel değil, tutarlı değil.

Hatasıyla sevabıyla Mustafa Kemal tarihimizin bir parçasıdır. O’nu tabulaştırmayı da, hakaret etmeyi de doğru bulmuyorum. Sürekli Atatürk vurgusu sadece Erdoğan’ı meşrulaştırır. Zira Mustafa Kemal döneminde şu anda yaşanan baskıcı yönetimden kurtuluşa dair referanslar yok. Bugün Türkiye’ye lazım olan ne Erdoğanizm, ne de Kemalizmdir. Bize lazım olan, TBMM’nin milli egemenliği kullandığı, demokrasinin, kuvvetler ayrılığının işlediği, hukukun üstünlüğünün, adaletin, insan haklarının olduğu bir ülkedir. Devletin bekası, milletin refahı, bireylerin huzuru ve çözüm buradan geçiyor. Bu zeminde ittifaklar kurmak, otoriterleşmiş Erdoğan’la bu zeminde mücadele etmek zorundayız.

12 YORUMLAR

  1. BİR FARK HOK Kİ
    yüz yıl öncenin onbinlerce masum insanına, bu gün şErdoğan denen tiranin yaptığı zulmü hapan ve sadece din adamı olan 10 bin cıvarı insanı kurgu olaylarla katlettiren o günün tartışmasız tıranını övmeye zemin hazırliyorsunuz ,tamam ölmüşün ardından sövmeyin sövdürmeyin ,kötü şekilde konuşturmayın ama hiç olmasa ,övmeyin. Kazanilan başarı milletindir başarisizlik varsao da liğderindir. Erdoganı munafığını yerecem diye o günün tiranını övmeyin. Şimdi menemende , dersimde , seyh sait kumpasında şehit edilenlerin ruhlarıni sızlatmayın .O günün tiranı mustafa kemal deyilde Erdoğan olsaydı, bu gün Erdogan değilde atatürk olsaydı ve siz onu da yapmayin derdim . 15 Temmuz olayı, günümüzun ,menemen , dersim ,izmir sozde suikasti gibi bir kurgu olayıdır. 100 sene sonra birileri çıkıp Erdogan cemaatleri yok etmeye calışması çok büyük bir ligderlik strarejisi diyerek konuşursa dogrumu soylemiş olacak ,tabiki hayir sadece saçmalamis olacak.

  2. Erdoğan çözüm sürecini bitirip bugünlere doğru evrilmeye başladığında, arkadaşlara: “Atatürk solda ne ise Erdoğan sağda O” demiştim Düzen kurucular Atatürk ile inşa ettikleri bir Asrı bitirip Erdoğan ile yeni bir Asır başlatıyorlar. Yazınız benim bu cahil halimle tespit ettiğim vakayı çok güzel anlatıyor. Teşekkür ederim, saygılar.

  3. Bir kişi veya olayın iyi tarafını anlatırken, kötü yanını görmezden gelmek ya da kötülerken hiç iyi tarafını göstermemek en büyük yanılgı oluyor. Her şey zıddı ile daha iyi anlaşılıyor. Bir çok yönden karşılaştırmalı örnekleri ile çok güzel bir yazı olmuş.

    Bu şekilde karşılaştırılacak o kadar çok mesele var ki; Ermeni zulmünü anlatırken, sadece Türk tarafının zulmünü göstermek yanlışı, Alevilerin mağduriyetini anlatırken her zaman tek taraflı bakmak, Osmanlı’nın kötü taraflarını anlatırken bulunduğu zamanın şartlarını ve diğer devletlerin yapılarından habersizce sadece kötülemek… Bugünün zulümünden kaçıp batı ülkelerine sığınanların gördükleri imkanlara bakarak, aynı ülkelerin Ortadoğu’yu bölme planına sahipsiz kalmış bir Türkiye’yi dahil ettiklerini hiç görmeyişi. Keza yine batı ülkelerinin Doğu Türkistan zulmünü kınamasını, gerçekten insanlık adına yapıyor sanmamız, küresel güç olan Çin’e ayak bağı olsun diye desteklediklerini hiç görmememiz. Ümidim meselelere her açıdan bakabilen böyle yazıların çoğalması.

  4. Istiklal mahkemelerinde kaç kisi öldüruldü ? Kanit vs ? Madem Atatürk bu kadar diktatördü, Bediüzzamani neden öldürtmedi ? Atatürk Osmanli gibi diktatörlüğü yerle bir edip cumhuriyeti kurdu. Söylediğiniz olaylarin belgeleri yok, tamamen AKP li kuşaklarinndedelerinden anlatilan hikayeler. Ha, yapmış olsa da helal olsun, Yok etmek istedigi zihniyet bu günkü AKP zihniyeti. Ehli sünnette toplumun bekasi için binlerce masum öldürülmesi vacipdir, hatta yeni doğan çocuğu öldürmek vacipdir fetvasi verenlerin kendi hükümleriyle yine de mahkeme karariyla (sözde) öldürülmesine neden Mustafa kemali elestirerek karsisiniz. Yaziyi begenmedim. Mustafa Kemali bugünkü kemalistlerle iliskilendiremezsiniz. 100 yil önce yapilmasi gerekeni Mustafa Kemal yapti.

    • Zulmedenler zaten geride belge bırakmıyor. Mağdurlar ise her zaman zayıf durumda kalıyor ve masum olduklarını anlatabilecekleri bir mercii bulamıyorlar. Bu bugün dahi böyle. Diktatörün keyfine göre yönetilen bir ülkede “terörist” damgası yiyip, hakkınızı savunacağınız bir muhatap bulamıyorsunuz. Zaten mahkemede çıkacak olan karar diktatör tarafından gönderiliyor. İstiklal mahkemeleri de böyleydi.
      Mustafa Kemal geniş kitlelerin desteğini almak için önce onlara el uzatmış, sonra satmıştır. Özellikle Kürtlerin durumu böyledir. Bediüzzaman da cumhuriyeti desteklemiş, meclise çağırılmış ama kullanılamadığı için baskıya uğramıştır. Hayatı boyunca 21 kere zehirlenmiş ama öldürülememiş.

      Eleştirinizde “toplumun bekasi için binlerce masum öldürülmesi “VACİP”dir, hatta yeni doğan çocuğu öldürmek “VACİP”dir“ derken zaten aşırı taraflı baktığınız belli oluyor.

    • Selim adlı yorumcuya:
      Kusura bakmayın ama bu kadar bariz tarihi gerçekleri inkara kalkmanız hiç normal değil. İstiklal Mahkemelerinde yapılan zulümlerin resmi kayıtları zaten ortada, şimdi kalkıp “yok AKP’liler dediydi” gibi söylemlerle bunları savunmaya çalışmanız ayrıca bir zulümdür. Hatta bugün AKP zihniyetine yardım eden sizin bu tarafgir ve zulmü hoşgören yaklaşımınızdır.
      Atatürk eleştirilemez mi? İskilipli Atıf Hoca’dan İzmir Suikast Davasına kadar nice masum insanlar Atatürk’ten habersiz mi öldürüldü? Geçiniz Allah aşkına. Bu yorumu yazan şayet samimane bunlara inanıyorsa (yani görevli bir trol değilse) biraz tarih okusun derim. Atatürk’ü seversiniz yada sevmezsiniz, bu sizin tercihiniz ama yaşanan ve milyonlarca delili olan yanlışları yok saymaya kalkmayın lütfen. Tarih bir din değil, bu konu da bir inanç konusu değil. Laik ve modern olup zulme karşı olabilirsiniz, laikliği ve modernliği de Atatürk icad etmedi. Niye yüz sene önce yaşamış birinin yanlışları ile bütün bir milleti bağlıyoruz.

  5. Diktatörler delil birakmaz ama, siz de bu günkü yalanci, sözde davalari için her türlü yalani uydurmayi dinin bir emri olarak gören sapıklarin ulaştirdiklari bilgilere göre hüküm veriyorsunuz.
    Ben bir AKP linin atasinin, AKP li kafasinda ise söyleidğine inanmiyorum.
    Atatürk olmasaydi ,ihtimal Osmanlidan ayrilan diğer sozde islam devletlerinden farkimiz olmayacakti.
    Vacip konusunda , açin kaynaklari okuyun, Bebeklerin Osmanli padisahi, islamiyetin halifeleri tarafindan nasil katledildiginj….

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin