Döviz cephesinde tehlike geçmedi

HABER-ANALİZ | SEMİH ARDIÇ

ABD Doları ve Euro başta olmak üzere kuvvetle yabancı paraların Türk Lirası’na mukabil zirve yolculuğu devam edecek. Dolar için 3,94 TL civarı, Euro’da da 4,62 muvakkaten beklenecek yeni kamp bölgesidir. Sıcak para getirenlerin antenleri sonuna kadar açık. Haricî veya dahilî her hâdiseyi sonraki zirveye doğru tırmanış düdüğü olarak kabul ediyorlar.

2013’ten beri döviz cephesinde müşahede ettiğimiz Mehter yürüyüşü zengin zengin ediyor. 432,4 milyar dolar borç şahıs ve şirketlerin korkulu rüyası. Döviz arttıkça borcun TL maliyeti günden güne katlanıyor. İki ileri bir geri harekete ayak uyduramayan şirketler, esnaflar iflas ediyor. Dar ve orta gelirlinin cebindeki para eriyor.

MERKEZ BANKASI SEYİRCİ

Piyasadaki ani hareketlere müdahale etmesi icap eden Merkez Bankası (TCMB), Saray’ın hışmına uğramaktansa olup biteni seyretmeyi tercih ediyor. Reza Zarrab davasından çıkacak malî müeyyidelerin altından nasıl kalkılacağına dair en ufak bir basiret kırıntısına rastlanmadığı gibi Saray ve hükûmet, ABD’yi Türkiye’ye tuzak kurmakla itham ederek iyiden iyiye ateşle oynuyor.

Bir sene içinde 200 milyar dolar borç bulunacak. 2017’de bütçe açığı 60 milyar lirayı aşıyor. 2016’da 29,3 milyar lira açık veren merkezî idare bütçesinin ne kadar perişan halde olduğunu şuradan anlıyoruz ki geçen hafta gazoz, meyve suyu ve limonataya yüzde 10 Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) getirildi. Diğer tarafta pırlanta, elmas ve lüks teknelerin ÖTV’sinin sıfır olarak devam ettiğini hatırlatıp geçeyim…

BORÇLA HARCAMANIN SONUNA GELİNDİ

Bütçe açığındaki artış kadar cari açık verisi de TL’nin toparlanmasına ihtimal vermiyor. Döviz gelir ve gideri arasındaki farkı ifade eden cari açık da alarm veriyor: Sene sonunda 44 milyar doları bulabilir. Açığın kapatılmasında kalıcı yatırımların payı yok denecek kadar az. Yüzde 80’i sıcak para ile finanse edildi. Milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımlar artık mazide kaldı.

Hazine garantili (KGF) 202 milyar liralık kredilerle senenin ilk yarısında tüketim pompalandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kerameti kendinden menkul formülü ve kredi balonu sayesinde büyüme yüzde 5 oldu. Diğer tarafta işsiz sayısı arttı, enflasyon yüzde 12, Hazine’nin iki senelik borçlanma maliyeti yüzde 14,28 oldu. Sıcak para kalmak için daha yüksek faiz talep ediyor.

Bütün bunların hepsi aynı anda oldu! Yüzde büyürken işsizlik azalmadı, katlandı. 4 milyona yakın kayıtlı işsizler arasında 500 bine yakın üniversite mezunu olduğundan kimse haberdar edilmedi. Zira darbe senelerinde bile daha haysiyetli bir tavır ortaya koyan gazete ve televizyonlar Saray’ın maaşlı müşavirlerini aratmıyor. Hakikatin peşinde koşmak Olağanüstü Hal (OHAL) rejiminde safdillik olarak tevil ediliyor.

YÜKSEK FAİZİN SEBEBİ BİZZAT SİZSİNİZ!

En temel verilerin tamamında kırmızı ışık yanıyorsa faiz de döviz de yerinde durmaz. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası’nı yerden yere vurduğu fasılda tek doğru beyan var. O da ‘yüksek faizin bir netice olduğuna’ dair tespitidir.

Yüksek faiz, bir memlekette idarenin malî disiplinden kopmasının ve hukukî teminatın ortadan kalkmasının ve yatırımcının ürkütülmesinin en tabiî neticesidir. Kalkınma denilince inşaat sektörü ve tüketimi anlayan, dünya çapında tek markası bile olmayan, saman ve arpayı dahi ithal etmek mecburiyetinde kalmış bir devletin malî açıdan dışa bağımlı hale gelmesine, döviz getirenlerin ‘Ben gidiyorum’ dediği anda faizlerin yükselmesine niye şaşırıyoruz ki!

TEHLİKE HER GEÇEN GÜN BÜYÜYOR

Türkiye’nin maruz kaldığı iktisadî buhrana kalıcı çareler bulunmazsa 2001 krizini mumla arayabiliriz. ABD’de faizler arttıkça Türkiye doları daha pahalıya temin etmek mecburiyetinde kalacak.

Sermaye hazır burada iken mevcut muhafaza edilmeli. Mamafih telaşa kapılan yatırımcıyı teskin edecek iki adres bambaşka âlemlerde. TCMB ve iktidar cenahında manzara hakikaten vahim. Havada uçuşan tehditlerden kimsenin korkmuyor. Olan yine Türkiye’nin istikbaline oluyor.

DÖVİZ SATMAK NETİCE VERMEZ

TCMB’nin tansiyonu düşürmesi için faizleri artırmaktan başka çaresi yok. Döviz talebi bu kadar zindeyken dolar satmak akıllıca olmaz. Yüzde 0,25’lik zımnî (saklı) faiz artış bile 3,97 TL’den dönmesine vesile oldu. En etkili silah faiz maalesef…

Erdoğan’ın tribünlere oynarken Merkez’i, üstelik kendisine yakın bir isim olan Başkan Murat Çetinkaya’yı beceriksizlikle itham etmesi kimseye fayda getirmez. Bilakis itibarını kaybetmiş bir Merkez Bankası’nın piyasayı ikna etmesi ve inandırıcı hale gelmesi zannedildiğinden daha pahalı bir iştir.

ERDOĞAN YA KHK ÇIKARSIN YA DA SUSSUN

Daha evvel de belirtmiştim. Erdoğan madem faizden rahatsız ve faiz düştüğünde enflasyonun düşeceğine kani niye bekliyor? Elini tutan mı var? Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Merkez Bankası’nı Saray’a resmen bağlamalı ve iki yüzlü siyasete son vermeli. Bunu yapmıyorsa TCMB’nin kanunun çizdiği hudutlar içinde vazifesini ifa etmesini beklemeli.

Atılan adımların boşa gitmemesi için de Erdoğan başta olmak üzere cümle devletlu iki gün konuşmamalı. Onlar sustuğunda Türkiye çok kazançlı çıkacak. Konuştukça para ve itibar kaybediyor.

TÜSİAD BAŞKANI CESARETTEN BAHSETTİ

Bilvesile Türkiye’yi NATO’dan ve Avrupa Birliği’nden kopmanın eşiğine getiren hatalar her sahada tekrarlanırken dut yemiş bülbüle dönen Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik’in Merkez Bankası’na ‘daha cesur olmalı’ tavsiyesini okuduğumda taaccüp ettim.

“Merkez Bankası siyasî iklimden daha bağımsız, bir miktar daha cesur olarak para politikalarını sıkı uygulaması gerekir. Faizleri düşürmesi gerekiyorsa düşürmeli, artırması gerekiyorsa artırmalı.” diyen Bilecik’e aynı sözleri aynanın karşısında TÜSİAD ve kendisi için söylemesini tavsiye ediyorum.

Merkez Bankası’ndan beklediği bir miktar cesareti iş âlemi de Bilecik’ten aylardır bekliyor.

Korkaklar, cesaret telkininde bulunursa sözleri kulağa hiç inandırıcı gelmez.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin