Dolar 15 TL ol-ma-ya-cak!

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Ekonomist değilim ama kendini ekonomist olarak adlandıranları biraz kızdırmak istiyorum. 

Youtube’da kısa bir gezinti yapın, eğlence, yemek, gezi vs. bir kenara bırakın ciddi analiz ve bilgi gerektiren programlarda en fazla izlenenler ekonomi üzerine olanlar. 

Bazılarının izlenme oranları beni şoke ediyor…

Birinde dolar şu kadar olacak, satın neyiniz var, neyiniz yok diyor, 300 bin izlenme. Diğerinde dolar kesinlike en az 15 TL olacak, daha orda mısınız, ülkeyi terketmediniz mi diyor al sana 200 bin izlenme. İlginçtir bazıları beş altı yıldır aynı söylemleri ve rakamları dillendiriyor ama hala da izleniyor. Hem de bazı programları bir milyondan dahi fazla izlenmiş. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Onlara göre ülke çoktan battı.

Ama öyle değil, ülke bir türlü batmıyor. Batmaz da merak etmeyin. Türkiye gibi ülkelerin batması öyle kolay değil. 

Azıcık bilgisi olan, Türkiye’yi az çok tanıyan zaten doların da euronun da bu seviyelerde kalmayacağını rahatlıkla tahmin ediyor. 

Rakamları soslayıp soslayıp veriyorlar. 

İyi bir ekonomist aynı zamanda iyi bir sosyal bilimci, siyaset bilimci, ahlak bilimci, iyi bir stratejist de olmalı. Nasıl ki bir tefsircinin sadece dini bilgilerinin yeterli olmayacağı gibi. 

Halkın gündemi, alışkanlıkları, öncelikleri bilinmediği zaman yapılan ekonomik analizler yerli yerinde oturmuyor. Çünkü halk olayları farklı algılıyor. Tabi ki cebine bakıyor ama başka hesapları da sepete koyuyor; güvenlik, algı, gelecek endişesi, alternatif vs. 

Dolayısıyla öyle cepleri boşalınca herkesin ayağa kalkacağını, ülkede fırtınalar kopacağını sanmayın.

Tamam ekonomist parası olanlara hitap ediyor ama gizli mesajları ülkenin böyle gitmeyeceği ve bir şeylerin değişeceğini, halkın müdahale edeceği zannını taşımaları. 

Gerçekler böyle değil. 

Daha radikalini söyleyeyim, diktatörlüklerin halkı bilinçli bir şekilde fakirleştirdiğini, eğitim seviyesini düşürdüğüne inanıyorum. Zengin ve eğitimli adam bir şekilde rejime problem olur ama fakir ve eğitimsiz insan bunu yapamaz. Kolu kanadı kırıktır, mecali kalmamıştır, korkaktır. Ayrıca basit bir hediyeye, iyiliğe, yardıma tav olur. 

Ortadoğu’dan örnekler vereyim…

Öncelikle bu ülkelerde döviz möviz kaygısı yok. Para ya konvertibl değil ya da Türkiye’deki gibi dolaylı yollardan kontrol ediliyor. 

Parası olan ne yapıyor?

Onlar için yol çok. Devletin belirlediği kurlarla ilgilenmiyorlar bile. 

Bölgedeki ülkelerin çoğunun ekonomisi Türkiye’den çok daha kötü. Hatta o kadar kötü ki, insanlar sokaklarda veya mezarlıklarda yaşıyor. 

Kağıt üzerinde zengin görünenlerde de sanmayın ki insanlar refah içinde. Oralarda da gelir dengesiz olduğu için kaymağı birileri götürüyor. 

Her neyse…

A ülkesini anlatayım. 

Nüfus olarak bayağı kalabalık. Kişi başına milli geliri Türkiye’nin yaklaşık üçte biri ve gelir dağılımı daha adaletsiz. Yani o ülkenin fakiri bizdeki fakirden dört beş kat daha fakir. 

Yıllardır şu söyleniyor Türk halkı için; İnsanların cebine dokunmadıkça kimse harekete geçmez ve bunlar da gitmez.

Bu tamamen bir şehir efsanesi.

Rejim, kontrolü tamamen ele aldıktan sonra, dün en lüks arabaya binip, bugün sokakta yaşayan dahi başını kaldıramaz. Rejime kafa tutamaz. 

Rejim herkesi ezer, nefes alma borularını tıkar. Attığı her adımı izler, yanlışını görünce tepesine biner. 

Şu sözü çok sık duydum sokaktaki insanlardan: Allah liderimizden, devletimizden razı olsun, o olmasa şu kuru ekmeği dahi bulamazdık. Şaşırıyordum.

Şaşırmaz olaydım…

Türkiye’den ayrılmadan önce benzerini bizim insanımızdan da duymaya başlamıştım. 

O ülkelerde sistem şöyle çalışıyor, ki aynısını yavaş yavaş Türkiye de uygulamaya başlıyor.

Temel gıda maddeleri sübvanse ediliyor. Mesela piyasada iki tür ekmek var; ucuz ekmek ve piyasa şartlarındaki ekmekler. İnsanların neredeyse yüzde 80’i o ucuz ekmeklerden alıyor. Kalitesi düşük ve piyasanın beşte bir fiyatına. 

Kendilerine verilen karne ile her ay piyasanın çok çok altına bir fiyata yağ, et, peynir vs temel gıda maddelerini alıyorlar. Tabi bunun bir miktarı var. Devlet her yıl milyarlarca dolarını, bütçesinin kimi zaman en az dörtte birini bu şekilde harcıyor. 

Amaç ne?

Toplumsal olaylara engel olmak. En azından insanlar evlerinde açlıktan ölmesin. Ölmeleri umurunda mı? Tabi ki hayır. Ama olur ki insanlar galeyana gelir… 

İşsizliğe de bir çözüm var. Bir memurun işini en az altı yedi kişi yapıyor. Resmi bir işiniz olunca gidin bir resmi daireye, bir kişinin çalıştığını, diğerlerinin masanın başında boş boş oturduğunu rahatlıkla görürsünüz. Amaç işsizliği kağıt üzerinde düşürmek. Zaten çoğu insan, iki ya da üç iş yapıyor. Diğer bir gelir kapısı da rüşvet tabi ki. 

Bir polis memurundan duymuştum bu ülkelerin birinde. Rüşvet haram mı diye sormuştum. Tabi ki haram. Ama sen neden alıyorsun diye sorunca, beni şokta bırakan bir cevap vermişti: Peki insan eti yemek haram mı? Ya kardeşinin etini? Haram. Ama zorda kalınca yiyebilir misin? Yersin. E ben de aç kalmamak için ne yapmalıyım? Rüşvet yemeyeyim mi? Yemezsem evdeki çocuklar ne yapacak, nasıl yaşayacağız?

Cevap böyle. 

Durum bu kadar vahim.

Varoşlar da öyle bildiğiniz gibi değil. Bizde amiyane tabirle “hayvan bağlasan yaşamaz“ denir ya, o cinsten. 

İnsanlar aylarca, yıllarca yaşadıkları köyün ya da bölgenin dışına dahi çıkamıyor parasızlıktan. 

Türkiye bu ülkeler gibi mi? Daha o seviyeye inmedi, ama hızla  yaklaştığını söylemek gerek. 

Eurostat’ın son verilerini görünce açıkçası içim burkuldu. Türkiye’de asgari ücretle çalışan işçilerin sayısı yüzde 42’den fazla. Bu oran diğer Avrupa ülkelerinde yüzde 10’un çok altında. Düşünün iki bin liranın biraz üstünde maaş alıyorsunuz ve ailenizi geçindiriyorsunuz. Kiracı olan dört kişilik bir aile simit dahi yese bu parayla ay sonunu getiremez. Ki işsizlik oranının devletin söylediğinden en az bir kat fazla olduğunu da hesaba katacak olursak. 

Tekrar başa dönecek olursak…

Rejim istemedikçe dolar hiçbir zaman 15 TL olmaz. Gerekirse parayı konvertibl olmaktan çıkarır yine engel olur. Sanmayın ki yatırımcının gelmemesi, ihracat ve turizm gelirlerinin düşmesi rejimi kara kara düşündürüyor. İnanın ülke fakirleştikçe diktatörler daha da mutlu olur. 

Belki de ekonomistlerin bu kadar yüksek rakamları telaffuz etmesi dahi rejimin işine geliyordur. Çünkü halk bu rakamları işittikçe yavaş yavaş kabulleniyor ve rejim de bu kabullenmeyi gördüğü an fiyatın o seviyeye gelmesine izin veriyor. 

Kanaatimce yapılacak olan dolar yükselse de düşse de parası olan kendini güvenli limanlara atmalı. Ki zaten son zamanlarda yapılan da o. Her yıl yüzbinlerce insan parasını da alıp Türkiye’yi terkediyor. Çok az kimse artık Türkiye’de doların ne olacağını, emlak fiyatlarının ne kadar yükseleceğini ya da düşeceğini merak etmiyor. 

Dolar fiyatını en yüksek söyleyenin neredeyse en fazla izlendiği bir ülke olmaktan çıkmalı artık Türkiye. 

4 YORUMLAR

  1. Diktatörlükle yönetilen, rüşvetin yaygın olduğu ülkelerin birinden bir fıkra.
    Uzun yıllardır iktidarda olan lider, oğlunu iktidara hazırlamaktadır. Kurban öncesi iki koyun alırlar. Lider birini oğluna verir ve “bunu sen besle, diğerini de ben” der. Kurban günü ikisini de dışarı çıkarırlar. Oğlan, kendi kurbanını çok iyi beslemiş, eti budu yerinde. Sevinçle babasına koyunun ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Koyun tostuğunda neredeyse sahibini devirecek kadar güçlüdür.
    Lider, oğluna: “yanlış yapmışsın” deyip, kendi beslediğini getirttirir. Hayvan, bir deri bir kemik. Lider, eline küçük bir parça tuz alır; koyun o bir parça tuz için liderin elini yalar da yalar…
    Tabii bu fıkrayı, “Erik Hoffer, Kesin İnançlılar” isimli eserinde “aç olan halklar devrim yapmayı düşünemezler; ancak biraz olsun karınları doyarsa yapmayı düşünebilirler” der” şeklinde teorik bağlamıyla birlikte anlatmaya gerek yok sanırım…

  2. Oooo şükür kavuşturana”Yorum Editörü” Kardeşim.
    Kaç gündür gözlerimiz yollarda kalmıştı.
    Merak etmeyin, bu yorumu da yayınlayın.
    Nasılsa yazarlar da yazılanları okutma telaşında çok defa. Kimin ne yorum yaptığını en çok siz okuyorsunuz inanın. Yönetimin, bu konuyla ilgili çok da taktığını hiç zannetmiyorum.
    Bir yazar aracılığıyla, bir medya yöneticisine, yorumlarla ilgili sitemde bulunmuştum da, fırçayı yiyen, yöneticiye ulaşmamı sağlayan yazar olmuştu.
    İnsanların susturulmaması için çalışan medyanın çoğunun, yorumcunun yorumlarını iletebileceği iki satırlık yerlerinin bile olmaması ne garip çelişki değil mi?
    Cumali Önal beyi yazısı sebebiyle tebrik ederim.
    Diktatoryal yapılar çok benzer özellikler taşıyorlar. Tek tip insanlar yetiştiriyor; aykırı sese izin vermiyorlar.
    Sağolasın tr724 ekibi…

  3. Ekonomist değil de sade bir vatandaş olarak soruyorum:

    – Döviz üzerinden müşteri garantili bir çok proje var. Bunlar nereden fonlanacak?

    – Bahsettiğiniz, fakir halkı teskin etmek için dağıtılacak gıdalar nereden fonlanacak?

    Üç yıldır nerden fonlanıyorsa oradan diyeceksiniz herhalde? Üç yıl önce 100 milyar dolar civarı olduğu söylenen rezerv artık yok. Üstüne ihtiyat akçesi de yenmiş. Hesap eksi yirmi küsür milyar dolara inmiş. Eksiye nasıl iniyor bilmiyorum ama öyle diyorlar.

    Sizin örnek verdiğiniz, halkı fakirleştirmesine rağmen onyıllarca süren diktatörlükler içinde Türkiye gibi hem enerji olarak dışa bağımlı olan, hem de döviz karşılığı satabileceği yeraltı kaynakları olmayan bir ülke var mı acaba? Biliyorsanız söyleyin.

    Çin son yirmi yıldır Afrika’da bir sürü havaalanı, otoyol vb altyapı projelerini para almadan Çinli işçileri kullanarak yaptı ama o ülkelerden çıkarılacak hammaddeleri önümüzdeki uzun yıllar boyunca kullanma hakkını da elde etti. Türkiye’deki projeleri fonlayanlar ise önümüzdeki 20-30 yıl boyunca milletten toplanacak vergilere konmayı düşündüler ama bu gidişle bu mümkün olamayacak. Bilmiyorum öyle Kanal İstanbul ile oluşacak rant ne kadar götürür.

    Acizane fikrim Erdoğan halifeliğe oynayacak. Batı ülkeleri ile arayı iyice kızıştıracak ve kendine yapılan baskıları Ayasofya üzerinden yorumlayacak. Müslüman halklardan “küffar”a karşı destek isteyecek. Global olarak siyasal İslamcılar Erdoğan’ın peşine takılacak. Erdoğan cümlesini ayazda donsuz bırakacak ve sonunda bunlar bir daha ortalıkta dolaşamayacaklar.

    Bu da benim görüşüm. Doğrusunu Allah bilir..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin