Doğadan gelen reçeteli ilaçlar

Pervane çiçeği Rameshng | https://creativecommons.org/licenses/by-sa/3.0/deed.en

ÖZEL HABER | BETÜL GÜL

Aspirinin kaynağı söğüt ağacının kabuğu, kanser tedavisinde kullanılan Taxol’ün (etken maddesi paclitaxelin) kaynağı porsuk ağacı. Antibiyotiklerden kolesterol düşürücülere kadar birçok ilacın kaynağı doğa. Kullandığımız ilaçların birçoğunun temelinde bitkilerden elde edilen kimyasal bileşikler var. Madagaskar’da yetişen pervane çiçeğinden elde edilen vincristine ve vinblastine adlı kanser ilaçlarının bitkilerde nasıl sentezlendiklerini araştıran Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Dean DellaPenna, “çok sayıda bitki ya doğrudan ilaç olarak kullandığımız, ya da çok az değiştirip ilaç haline getirdiğimiz bileşikler yapıyor.” diyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019’da yayımladığı sağlık sistemleri için en gerekli ilaçlar listesinde bulunan vincristine ve vinblastine, bitkilerde çok rastlanan alkaloit denilen doğal kimyasal bileşiklerden. Morfin, kafein, kinin ve daha birçoğu gibi. Rubiaceae ailesinden bazı ağaç türlerinin kabuğundan elde edilen kinin, uzun yıllardan beri sıtma ilacı olarak kullanılıyor. Covid-19 semptomlarına etkisiyle bugünlerde çok gündeme gelen ve yeni araştırmalara konu olan chloroquine de, kininin yapısı temel alınarak geliştirilmiş bir sıtma ilacı. (Uzmanlar kininin yapısının chloroquinenin yapısından farklı olduğunu, ikisinin de ciddi yan etkileri olabileceğini, doktor kontrolü olmadan kullanılmamaları gerektiğini söylüyor.)

Bitkilerde ve diğer organizmalarda kimyasal bileşikler basamak basamak sentezleniyor. Mesela şiddetli ağrıları dindirmek için kullanılan, haşhaş bitkisinden elde edilen morfin 15-20 basamaklı karmaşık bir süreç sonunda ortaya çıkıyor. Her basamakta özel bir enzim görev alıyor. 2020’nin başında Forschungsverbund Berlin Enstitüsü’nden yapılan açıklamada, doğal bileşiklerden yararlanabilmek için kimyagerlerin önce moleküllerin yapılarını ve stereokimyalarını, yani üç boyutlu tasarımlarını belirlemeleri gerektiği dile getirildi. Aksi takdirde, kimyagerlerin molekülleri sentezleyip ilaç geliştiremeyeceği belirtiliyor.

Amerika’nın Ulusal Kanser Enstitüsü’nden bilim insanlarının Journal of Natural Products’da yayımlanan çalışmaları, 1981’den 2006 yılı ortasına kadar piyasaya sunulan, kritik öneme sahip ilaçların yaklaşık yüzde 70’inin doğadan geldiğini göstermişti. Ancak, doğadaki bileşiklerin kompleks olması, bazı ilaç firmalarının bu maddelerle çalışmak istememesine neden olabiliyor. Ticari ilaç üretimi için yeterli miktarda doğal etken madde elde edilemiyorsa ve keşfedilen etken madde yapay olarak da üretilemiyorsa ilaç araştırma programı sona erebiliyor. Ulusal Kanser Enstitüsü’nden Dr. David Newman, doğadaki araştırmaların çoğaltılması gerektiğini savunanlardan. Newman şöyle söylüyor: “Bir kimyager Taxol’ü görmedikçe, onu yapmaya asla akıl erdiremezdi.”

NOAA-OE

Yeni ilaçlar arayan bilim insanları deniz organizmalarını da araştırıyor. Avustralya’nın önde gelen deniz kimyası uzmanlarından Dr. Chris Battershill, en küçük deniz canlısının bile çok kompleks olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Biyosentezledikleri kimyasallar bakımından akıl almaz karmaşıklar.” Deniz süngerlerinden artrite, deri hastalıklarına karşı kullanılabilinecek kimyasallar, antibakteriyeller, antikanser maddeler gibi birçok potansiyel ilaç maddesi elde edildi. Bir etken maddenin keşfedilmesinden piyasaya sürülmesine kadar geçen süre on beş yılı bulabildiği için henüz sadece birkaç tanesi klinik deneyleri tamamlanarak piyasaya sürüldü. (Göğüs kanseri ilacı Halaven ve enflamasyon azaltıcı Inflazyme gibi.) Koni kabuklu deniz salyangozu (Conidae) türlerinin zehirleri de ilaç araştırmalarına konu oluyor. Yavaş hareket eden bu hayvanlar hızla etki eden zehirlerini enjekte ederek balıkları avlayabiliyor. Utah Üniversitesi’nden Prof. Michael McIntosh’un keşfettiği deniz salyangozu zehirindeki yüz ayrı bileşikten biri olan, balıkları felç eden kimyasalın morfinden bin kat daha kuvvetli ağrı kesici özelliği olduğu anlaşılmıştı. Uzun yıllar süren çalışmalar sonunda, bileşiğin sentetik formunun (Prialt) çok şiddetli kronik ağrıların tedavisi için kullanılması onaylandı. Prialt hastaların omuriliklerine enjekte ediliyor.

Alex Holt/National Institute of Standards and Technology

Hayvan zehirlerine dair araştırmaların sonucunda, kalp krizleri için eptifibatide ve tirofiban, yüksek tansiyon için captopril, diyabet için exenadite ve daha birçok ilaç geliştirildi. Bazı zehir bileşenlerinden beyin tümörlerine, kalp yetmezliğine ve bağışıklık sistemi hastalıklarına karşı ilaç geliştirilmesi çalışmalarında da klinik deneyler aşamasına ulaşıldı. İncelenen zehirler arasında çok sayıda bileşene sahip kompleks karışımlar olan yılan zehirleri de var. Brezilya’nın muz bahçelerinde çalışırken bir tür çıngıraklı yılan tarafından sokulan işçilerin neden ani tansiyon düşmesiyle bayıldıklarının araştırılması, milyonlarca yüksek tansiyon hastasının tedavisinde kullanılan yeni bir tür ilaç sınıfını doğurmuştu. Yılan zehirinin içinden tansiyon düşürücü molekülün ayrılıp, sentetik versiyonunun yapılmasının ardından captopril adlı ilaç piyasaya sürüldü. Daha sonraki yıllarda ise, Echis carinatus türü yılanların zehirinden tirofiban ve Sistrurus miliarius türü yılanların zehirinden eptifibatide adlı kalp ilaçları geliştirildi.

Birkaç yıl önce, Rice Üniversitesi Güney Amerika çıngıraklı yılanının (Bothrops atrox) zehirinde bulunan batroxobin adlı maddeyi içeren jelin yaraların üstüne sürülmesiyle saniyeler içinde kanamayı durdurduğunu açıkladı. Rice Üniversitesi’nden Prof. Jeffrey Hartgerink ve meslektaşlarının ACS Biomaterials Science and Engineering adlı akademik dergide yayımlanan makalelerine göre, jel özellikle kanın pıhtılaşmasını önleyen ilaçlar kullanan hastaların ameliyatlarında çok işe yarayabilir. Malezya çıngıraklı yılanının zehirinden de kanın pıhtılaşmasını önleyen ancrod adlı bir molekül elde edildi ve felç geçiren hastaların tedavisinde kullanılabilmesi amacıyla klinik deneylere başlandı.

“… Şâfî-i Hakîm-i Zülcelâl, küre-i arz olan eczahane-i kübrâsında, her derde bir devâ istif etmiş. O devâlar ise dertleri isterler. Her derde bir derman halk etmiştir. Tedavi için ilâçları almak, istimal etmek meşrudur; fakat tesiri ve şifayı Cenâb-ı Haktan bilmek gerektir. Derdi O verdiği gibi, şifayı da O veriyor.”  (Risale-i Nur Külliyatı, 25. Lem’a)

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin