Diyanet’in ‘gizli’ cemaatler raporu Erdoğan’ın masasında: “Hizmet’e yapılan zulüm gibi açıktan olmasın!”

Diyanet İşleri Başkanlığı, “Dini-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Yönelişler” başlıklı bir kitapçık hazırladı. Kitapçığın Diyanet’in dini konularda en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu’na bağlı İnançlar ve Dini Oluşumlar Komisyonunca hazırlandığı belirtiliyor.

‘Gizli’ ibareli bir rapor şeklinde hazırlanan kitapçıkta, “Türkiye’nin bir an önce dini yapıları legalleştirecek çözümler üretmesi zaruret haline gelmiştir’ deniliyor. Rapor, cemaatler için yasal bir düzenlemenin habercisi olduğu ifade ediliyor.

Kitapçıkta, genel değerlendirmelerin ardından Türkiye’deki tüm dini örgütlenmelere dair tek tek detaylı değerlendirmeler yapılıyor. Fişleme de denilebilecek bu bilgiler arasında cemaat önderlerinin özgeçmişleri, basın yayın organları, ilişkide oldukları STK’lar ve faaliyetleri aktarılıyor.

Diyanet: Cemaatleri devlete bağlayacağız ama Hizmet’e yapılan zulüm gibi açıktan yapmayacağız

Kitapçıkta tarikat ve cemaatlerin ‘legalleştirilmesi’ kavramı kullanılıyor. Yani devlete bağlanmanın bir diğer adını taşıyor. Fakat Diyanet işin sessizce yapılmasını da öğütlüyor raporda. Özellikle Cemaatlere yönelik politikaların cadı avına maruz bırakılan Hizmet Hareketi’ne yapılanlar gibi ela alınmaması ifade ediliyor: “Cemaatlere yönelik politikalar “fetö” problemi bağlamında ele alınması ciddi riskler taşır” deniyor.

Yazar Osman Tiftikçi, kitapçıktan anlaşıldığı kadarıyla cemaatlere ve dini hareketlere yeni bir devlet operasyonunun beklenebileceğini ifade ediyor. Ama Tiftikçi’ye göre, bu 28 Şubat’taki gibi kaba güçle ya da Hizmet Hareketi’ne davranıldığı gibi olmayacak, yasal yollar kullanılarak ve buna uymayanlar gayrı meşru ilan edilerek cemaatler üzerinde denetim sağlanmaya çalışılacak.


“Gizli” ibareli ve Cumhurbaşkanlığı’na sunulduğu öğrenilen kitapçıkta Türkiye’deki tüm dini örgütlenmelere dair değerlendirmeler yer alırken, kitapçığın hazırlanma amacının genel anlamda Türkiye’de 2016 yılında itibaren cadı avı ve hukuksuzluğa maruz bırakılan Hizmet Hareketi olduğu belirtiliyor.

Önsözde şu ifadeler kullanılıyor: “Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’da dini istismar eden F….’çı Terör Örgütü eliyle maruz kaldığı ihanet ve darbe girişimi, ülkemizde dernek, cemaat, tarikat veya vakıf adıyla faaliyet yürüten dini yapıların derinlemesine incelenmesini zaruri hale getirmiştir.”

Artı Gerçek’in aktardığı haberde raporda 226 sayfalık kitapçıkta Türkiye’de dini örgütlenmelerin tarihine dair bilgilerin yer aldığı belirtiliyor. 1950 öncesi izlenen “din karşıtı politikalar” nedeniyle gizli faaliyet yürüten oluşumların, demokratik yumuşamanın yaşandığı yıllardan itibaren dernek, vakıf olarak legal bir şekilde faaliyetlerini sürdürdüğü, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra ise ciddi oranda büyüdüğü ve geliştiği öne sürülüyor.

Kitapçıkta Türkiye’deki İslami oluşumların “milli” karakterde, yani devleti olumlayıcı yaklaşımları olduğu, bu nedenle devlet desteğini önemsedikleri, hatta devlette görev alan kendilerine bağlı kişilerin çokluğuyla övündükleri aktarılıyor.

Kitapçıkta, “Cemaatlerin devlet içindeki örgütlenmesi genellikle gizli olmak zorundaydı; çünkü Cumhuriyet rejimi en başından beri cemaatleri kendisine karşı tehdit olarak algıladı” deniliyor.

CEMAATLER NASIL BÜYÜDÜ?

Kitapçıkta dini örgütlenmelerin nasıl toplumsal meşruiyet ve güç kazandığı da anlatılıyor. Buna göre, devlet destekli din eğitim kurumlarında dillendirilen yeni din anlayışlarına toplumun tepkisi nedeniyle cemaatler ilgi gördü. Devlete ve onun din politikalarına duyulan kuşku, toplumu cemaatlere yönlendirdi.

Hemen her siyasi partinin (özellikle muhafazakar olanlar) cemaatlerle ilişkide olması da toplumda cemaatlerin itibarını ve oy potansiyelini arttırdı. Bu, cemaatlere alışılmışın dışında büyüme fırsatı sundu. 1985 sonrası cemaatler sahip oldukları insan kaynağını ticari-mali kazanım elde etmek için seferber etti, devlet bürokrasisinde gizlice örgütlenmeye ve bu konumlarını kendi lehlerine kullanmaya başladı. 2000 sonrası şirketler, holdingler kurdular, okullar açtılar. Şeffaf olmayan yapıları ile kendilerini korumaya alırken, yine şeffaf olmayan ilişki ağlarını da fırsata çevirdiler.

‘DİNİ YAPILAR LEGALLEŞTİRİLMELİ, 

Kitapçıkta, “Türkiye’nin bir an önce Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile yasakladığı dini yapıları legalleştirecek çözümler üretmesi ve ancak bu yolla şeffaf ve denetlenebilir yapılar olarak cemaatleri ahlaki/dini sorumluluk alanına döndürmesi bir zaruret haline gelmiştir” denilirken, cemaatlere yönelik politikaların cadı avına maruz bırakılan Hizmet Hareketi gibi ela alınmasının da ciddi riskler taşıdığı ifade ediliyor.

Kitapçığın sonuç bölümünde, dini örgütlenmelerin denetim altına alınabilmesi için yasal çerçeve öneriliyor: “Devletin öncelikli ele alması gereken tedbir, ülkemizdeki dini hareketlerin şeffaflığını temin edecek yasal çerçeveyi ortaya koymasıdır. Esasen Osmanlı Devleti’nin son yıllarında hayata geçirilen Meclis-i Meşayıh tecrübesi bu bağlamda incelenmeyi hak etmektedir.”

Kitapçıkta, “toplumun ahengini bozan, dini istismar eden akımlara karşı toplumsal bilincin artırılması için” öne çıkan dört unsur ise şöyle sıralanıyor: Hukuk, Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İlahiyat Fakülteleri.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin