Dilenme sanatı!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Ses ve sinema sanatçısı Mahsun Kırmızıgül bu konuda ilk olarak sesini yükselten kişi olmuştu. Sanatçı, “Yaklaşık 1 milyon müzisyen çok zor durumda. Evlerine ekmek götüremeyen onlarca müzisyen intihar etti,” ifadelerini kullanmıştı.

Ardından konu Meclis gündemine de taşındı ama plastik poşetin 25 kuruş olması kadar bile gündem olmadı ne yazık ki.

Kırmızıgül açıklamasında, “Devlet bu konuya el atmazsa, felaketler yaşanacak” demişti.

Hakikaten de öyle oldu.

Havuz medyası Mahsun Kırmızıgül’e saldırmakta gecikmedi elbette.

Kimse bu konuda istatistik tutmadı belki ama en az 100 müzisyenin intihar ettiği söyleniyordu.

Nitekim CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer meslek birliklerinden aldığı rakamlara dayanarak “Çoğu güvencesiz çalışan müzik ve sahne emekçileri hiçbir destekten yararlanamıyorlar. Yüz binlerce insan adeta açlığa ve ölüme terk edildi,” dedi.

Devlet ise kendine yakın sanatçıları ihya etmeye devam etti. Kimilerine sanal konser verdirtti, kimilerine reklam, dizi işi vesaire.

Havuz şeysi Sabah, haftada bir sanatçıya “Devletimiz çok yaşa, Erdoğan çok büyüksün” içerikli cümleler söyleterek toplumu her alanda olduğu gibi sanat alanında da “bizden ve onlardan” diye ikiye bölmeye devam etti.

Orhan Gencebay’ından Hülya Koçyiğit’ine, Serdar Ortaç’tan Sermiyan Midyat’ına kadar pek çok sanatçı bu yolla imkan ve fırsat yakalama çabasıyla açıklamalar yaptılar.

İsmi pek duyulmayan kültür bakanı girdi topa sonra.

Anlaşılan devlet bu çığlığı duymuş gibiydi.

Ancak ürettiği çözüm, hem yetersiz hem de onur kırıcıydı.

Milletin kafasına 250 gram çay atmayı büyük devlet olmak zanneden iktidar, salgın döneminde iş yerleri kapandığı için temel ihtiyaçlarını karşılayamayan müzisyen, müzik emekçileri, yorumcu ve eser sahiplerini kapsayan proje planladıklarını söylüyordu.

Doğal olarak başta ses sanatçıları olmak üzere sanatçılar gözlerini devlete çevirdiler.

Ve önceki gün devletin bu konudaki çözümü yürürlüğe girdi.

Bakan Ersoy, ocak ayı itibariyle de projede yer alan müzisyen, müzik emekçileri, yorumcu ve eser sahiplerine kişi başı 1,000 TL olarak ödeme yapmaya başlayacaklarını açıkladı.

1,000 TL, yazıyla bin Türk Lirası.

Pandemi döneminde başka ülkelere milyonlarca dolar yardım yaptıklarını açıklayan devlet kendi sanatçısına 1,000 TL vermeyi yardım sanıyordu.

Üstelik daha fenası, üstelik daha onur kırıcısı vardı.

Bakanlık bu ücreti bir şarta bağlamıştı.

Yapılan açıklamada şatafatlı cümlelerle şöyle deniliyordu:

“11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilen Yeni Koronavirüs hastalığı (COVID-19), sosyal, kültürel ve ekonomik sonuçlar doğurmuş olup kültür-sanat sektörü en fazla etkilenen sektörlerden biri olmuştur. Bu çerçevede salgın döneminde, sanat faaliyetlerinin sürdürülebilmesi, sektörün güçlendirilmesi ve vatandaşların sanat ile buluşmasına yönelik projelere destek sağlanmıştır. Bu destekler içinde süreçten etkilenen sanatçıların dâhil olduğu projelere ve özellikle tiyatro sektörünün ve müzisyenlerin desteklenmesine özel önem verilmiştir. Ancak, gelinen noktada desteğe ihtiyaç duyan müzisyenlere ve müzik emekçilerine yönelik daha kapsamlı bir projeye ihtiyaç duyulmaktadır.”

Kapsamlı proje!

Peki neydi bu kapsamlı proje.

Sanatçıya, “Bir video kaydet, bize yolla sana 1,000 TL ödeyelim” diyorlardı.

Bu onur kırıcı ve sanatçıyı adeta dilenci durumuna düşüren proje pek çok sanatçının ağırına gitti.

O kadar ki, düne kadar iktidar yanlısı olan Uğur Işılak bile tepki gösterdi bu projeye.

Işılak sosyal medya hesabından şunları söyledi:

““Vusûlsüzlük usûlsüzlüktendir diye bir kelam-ı kibarımız var bizim. Kaş yapayım derken göz çıkarmak da bunun farklı bir boyutu. Demem o ki, lütufta bulunmak başka bir şey, omuz vermek başka. İnce ruhlular anlamıştır meramımızı; kabalara sözümüz yok”

Işılak kelamı yanlış hatırlıyordu gerçi ama önemli değil.

Özellikle ehl-i tasavvufta darb-ı mesel bir deyiştir: “Usulsüz vusûl olmaz.”

Yani, bir şeyi adabınca yapmadan istediğin yere varmak mümkün değildir!

Işılak’a göre iktidar işin adabında ölçüyü kaçırmıştı!

Koronavirüs Türkiye’yi belki de tarihinin en zor döneminde yakaladı.

Ekonomik olarak tam bir tükeniş yaşayan ülkede, toplumun her kesimi (iktidar yandaşları hariç) kendi kaderlerine terk edildiler.

Bundan en çok zarar görenler ise kayıt dışı yaşayan, serbest çalışanlar oldu şüphesiz. Bu süreçte pek çok sanatçının enstrümanlarını satışa çıkardığı biliniyor.

Çoğu sadece işinden olmadı, evinden, barkından, ailesinden olanların sayısı hiç de az değil.

Ve bin liralık bir yardımın kimsenin derdine derman olmayacağını da herkes biliyor. Bakanlığın bunu bile bir video kaydı yapmaya bağlaması kadar onur kırıcı bir şey olamaz sanırım.

Sanat alanındaki ağır vergileri, yaptığı yıllık teşviklerle kapatamayan devlet, sanatçı değil adeta bir tür dilenci olarak görüyordu muhataplarını.

Bu yaklaşıma en sert tepkiyi ise Ayna grubunun solisti olarak tanıdığımız Erhan Güleryüz gösterdi.

Bir video kaydıyla tepkisini dile getiren Güleryüz şöyle dedi:

“Sayın Kültür Bakanım. Bütün müzisyenlere, MSG, MESAM, Miyor 1 (Müzik Yorumcuları Meslek Birliği) ve diğer kurumlar üzerinden mesaj göndermişsiniz. Demişsiniz ki bir proje kapsamında bize video gönderin, biz de size para verelim. Dilenin demişsiniz yani. Canım bakanım, sen bana bir video gönder ben sana 1,000 lira göndereyim. ‘40 YILDIR MÜZİĞE HİZMET EDİYORUM.’ İnsanların aç yaşadığı bir ülkede sanatı ayakta tutmaya çalışan insanları dilenci yerine koyamazsınız. Bu arada MSG, MESAM, Miyor 1 siz nasıl temsilcisiniz? Beni dilenci yerine koyacaksınız. Ben 40 yıldır müziğe hizmet ediyorum. Atanmış bir insanın beni dilenci konumuna koymasına izin vermiyorum. Biz toplayıp para gönderelim, zaten halktan para toplamayı biliyorsunuz. Müzisyenlerin 83 milyon için canı kurban, sizler gibi değiliz biz.”

2 YORUMLAR

  1. zirvesinden zirvasina, cok gec anladiniz bunlarin ne mal olduklarini. biz de oyle cok gec anladik bir takim a,b,i ler yuzunden. neyseki iktidarin zarari onlara da dokundu da biz de tuh kaka demeye basladik iktidara

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin