Devletin varlık iddiası

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Öncelikle şunu belirteyim, bu yazı günlük siyasetle alakalı bir analiz değil. Rejimi seversiniz veya sevmezsiniz. Rejimin mağdurusunuzdur veya enstrümanı. Yazacaklarımın sizin kim olduğunuzla veya ne yaptığınızla bir ilgisi yok.

Başlangıçta Osmanlı İmparatorluğu askeri bakımdan çok güçlüydü. Bu askeri gücünü yayılmak için kullandı. Kuruluşunda, 1299’daki toprakları kuzeybatı Anadolu’da mütevazı, küçük ve kırılgan bir beylik kadardı. Sınırları en geniş haline ulaştığında ise Doğu Avrupa’nın, Ön Asya’nın ve Kuzey Afrika’nın tümüne hâkimdi. Bu süre içerisinde, jeostratejik olarak Avrupa ve Asya’nın birleşim noktasında olan başkent Konstantiniye, dünya politikasında – o dönemde Avrupa politikası demek daha doğru olur – kilit bir rol oynadı. Konstantiniye’nin bu rolü, büyük oranda Karadeniz ve Akdeniz’i birleştiren Marmara bölgesinin merkezinde olmasına dayanır. Bu merkezin geçiş güzergâhı, kuzeyden güneye doğru, Karadeniz, Boğaziçi, Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ve Ege Denizi’dir (yani Akdeniz).

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Osmanlı İmparatorluğu, bahsettiğim bölgeyi yegâne egemen unsur olarak yüzlerce yıl hâkimiyeti altında tuttu. Yani Boğazlar ve Marmara Denizi üzerinde diğer ülkelere geçiş yasağı uyguladı. Diğer bir ifadeyle, bu güzergâhtan geçişi kendi iradesine bağladı. Zaten Karadeniz’in çevresindeki tüm topraklar da Osmanlı kontrolündeydi. Yani Karadeniz’e kıyısı olan başka bir devlet yoktu. 1700’lere kadar bu güçlü egemenlik devam etti ve geçiş kontrolü sürdü. Osmanlı güç ve toprak kaybetmeye başladıktan sonra, Boğazlar üzerindeki etkisini de yitirdi. 1700’lerden itibaren Azak Kalesi’nin ellerine geçmesinden itibaren Rusya Karadeniz’e güçlü biçimde çıktı ve Osmanlı Karadeniz hâkimiyeti gerilemeye başladı. 1770’te Çeşme’de kapışan Osmanlı-Rus donanmaları, güç dengesinin Rusya lehine değişmesini beraberinde getirdi. Bu savaşta Rus filosu Osmanlı donanmasını tümüyle yok etti, boğazlara yakın bazı adalara çıktı. 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı’nın Boğazlar üzerindeki mutlak hâkimiyeti de sona erdi ve Rusya Boğazlardan geçiş hakkı elde etti. Diğer bir ifadeyle, Osmanlı’nın boğazlara vurduğu kilit kırıldı. Rusya 1798 İstanbul Antlaşması’ndan itibaren ise askeri gemilerinin Karadeniz’den Akdeniz’e geçiş imkânını elde etti. 1829’dan itibaren, boğazlara uluslararası bir statü geldi. Boğazlar, Osmanlı ile savaş halinde olmayan tüm devletlerin ticaret gemilerine açıldı. 1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması’yla ise Rusya’ya istemesi halinde Karadeniz’in diğer ülkelerin savaş gemilerine kapatılması ve Rus gemilerine boğazdan serbest geçiş hakkı tanındı. Rusya bastırıyor, Osmanlı egemenliği giderek geriliyordu. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Boğazlar meselesi giderek uluslararası hukukun bir parçası haline geldi. Barış döneminde tüm devletlerin gemilerine geçiş hakkı tanındı, savaş zamanında ise Osmanlı devletine Boğazları istediği ülkelere açma, istediklerine kapama hakkı getirildi. Bu kulağa olumlu gibi gelse de, gücü neredeyse sıfırlanan Osmanlı yönetimi, uluslararası etkilere çok açık hale gelmişti. Hiçbir şekilde Boğazları kontrol edemez olmuştu.

Birinci Dünya Savaşı hezimetini yaşadıktan sonra, Osmanlı toprakları işgal edildi. Boğazlar bölgesi, Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi uyarınca İtilaf Devletleri’nin hâkimiyeti altına girdi. Artık Boğazlar üzerinde Osmanlı hâkimiyeti tümüyle bitmişti. Boğazlar İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. Ağustos 1920 tarihli Sèvres Antlaşması ile Boğaziçi, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazları’nın askerden arındırılmasına, Çanakkale’nin Avrupa yakasının Yunanistan’a bırakılmasına hükmedildi. Ankara Hükümeti’nin Osmanlı Hükümeti tarafından imzalanan Sèvres Antlaşması’nı tanımadığını ilan etmesi üzerine, Boğazlar meselesi Kurtuluş Savaşı sonunda yeniden ele alınacaktı. Sèvres Antlaşması yerine imzalanan Lausanne Antlaşması ile bir uluslararası Boğazlar Komisyonu kuruldu, Boğazlar bölgesi bu komisyonun egemenliğine bırakıldı. Boğaziçi ve Çanakkale Boğazı’nın iki tarafı da Türkiye askerlerinden arındırıldı. Boğazlar ve Marmara bölgelerine askerden arındırılmış statü getirildi. Türkiye’nin hükümranlık hakları minimum seviyeye geriledi, yarı-egemenlik ilkesi benimsendi. İkinci Dünya Savaşı’nın istikrarsızlık ve silahlanma ortamında, yayılmacılığın ve işgallerin arttığı bir dönemde, Ankara Boğazlar meselesini döneminin en önemli uluslararası örgütü olan Milletler Cemiyeti’ne getirdi ve resmi olarak Lausanne Boğazlar Sözleşmesi’ni değiştirmek istediğini ilan etti. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Türkiye’nin en zayıf güvenlik bölgesinin Boğazlar bölgesi olduğunu, bu bölgede tam egemenlik istediklerini, ticaret gemilerine geçiş serbestisine itiraz etmediklerini, ancak askeri kontrolün Ankara’da olması gerektiğini, Montreux’de toplanan uluslararası komisyona iletti. Ankara özetle Boğazları silahlandırmak istemekteydi. Geçecek savaş gemilerini ise kendi kontrol etmeyi amaçlamaktaydı. Uluslararası komisyonun egemenlik yetkisini kısıtladığını öne sürmekteydi. Bu dönem Balkan ülkeleriyle çok iyi diplomatik ilişkiler içinde olan, barışçı ve sınırlara saygılı bir dış politika izleyen Türkiye’ye, Balkan Antantı’ndaki müttefikleri, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya tam destek verdi. İngiltere ise Türk tezlerine karşı çıktı ve Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılmasına itiraz etti. Diğer yandan Sovyetler Birliği, Türklerin Boğazları silahlandırmaya hakları olduğunu belirterek, Ankara’ya destek çıktı. Fransa da Sovyet görüşünü destekledi. Japonya’nın da Türk tezine destek vermesiyle yalnız kalan İngiltere itirazını geri aldı. Böylece 1936 Montreux Antlaşması imzalandı. Boğazların askerden arındırılmış statüsü kalktı, Boğazlar Komisyonu lağvedildi. Türkiye tam egemenlik hakkına kavuştu. Boğazlar Komisyonu’nun tüm yetkileri Türkiye’ye devredildi. Montreux, Lausanne düzenlemesinden farklı olarak, askeri gemilerin serbest geçişini kaldırdı, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan yabancı savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi konusunda belli kısıtlamalar ve geçiş prosedürleri getirdi.

Bu antlaşmadan sonra Sovyetler Birliği defalarca Boğazlardaki Montreux düzeninin değiştirilmesini çeşitli uluslararası toplantılarda Türkiye’ye veya diğer devletlere teklif etti. Türkiye, Montreux rejiminin değiştirilmesini egemenlik haklarına karşı bir hamle olarak değerlendirdi, Montreux düzenlemelerini hararetle savundu. Rusların istediği imtiyazlardı, Türkiye bu konuda özellikle Batı ittifakına girdikten sonra rahat etti. Çünkü Sovyetler birliği İkinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’den Boğazlar bölgesinde (Marmara ve iki boğaz çevresi ile çeşitli adalarda) üsler kurmayı talep etmişti. Dahası Kars ve Ardahan gibi bazı illerin Sovyetler’e devredilmesini istiyordu. Ankara bu taleplere karşı durmakta zorlanmaktaydı. ABD desteği ve sonrasında NATO’ya girerek, Rus baskılarına karşı durdu. Montreux düzenini korumak, yani egemenliğine sahip çıkmak, Türkiye’nin Soğuk Savaş’ta Batı ittifakına katılımında en önemli nedenlerden biri olmuştu.

Boğazların tarihteki rolü tartışılamaz. Anadolu coğrafyasında bulunan herhangi bir devlet için en birincil jeostratejik yer, Boğazlardır. Boğazlar düzenlemesinin ve Türkiye egemenlik haklarının garantörü ve temeli olan Montreux için, Türkiye’nin gücüne oranlı, rasyonel ve ihtiyaçlara tekabül eden bir uluslararası düzenleme denebilir. Bugün Rusya ve birçok başka devlet için Montreux düzeninin tartışmaya açılması iştah kabartıcıdır. Türkiye için Montreux Antlaşması’nı tartışmaya açmak – tıpkı Lausanne Antlaşması’nı tartışmaya açmak gibi – son derece riskli bir hamledir. Bunu yapmak açıkçası bir hatadır. Diplomasiden, siyasi tarihten, uluslararası ilişkilerden ve uluslararası hukuktan bihaber İslamcı bir kifayetsiz muhterisler grubu, Montreux Antlaşması’nı tartışmaya açmış bulunuyor. Oysa Montreux – Lausanne ile beraber – Türkiye devletinin varlık iddiasının dayandırıldığı mukavelelerdir. Bu gerçek, rejimden ya da devletin iyi-kötü oluşundan bağımsız, teknik bir konudur. Bu iki antlaşma devletin statik hesapları ile alakalıdır. Yapının tümden çökmesini istemeyenler, bu statik hesapları dikkate alır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin