Dere görünmeden…

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Öyle görünüyor ki Ekrem İmamoğlu iyiden iyiye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından vazgeçip Cumhurbaşkanlığı yarışına kendini hazırlıyor.

Hazır bir rüzgar bulmuşken Cumhurbaşkanlığına doğru koşayım diye düşünüyor olmalı ki Trabzon’da, Giresun’da, Ordu’da mitingler yapmaya başladı.

Seçim süreci ve daha sonrasında çıktığı televizyonlarda Dış Politikadan Türkiye’nin kadim sorunlarına kadar kendisine yöneltilen sorular için ‘Ben belediye Başkanlığına adayım, bana kent rantları, yeşil alanlar, trafik gibi sorular sorun’ demiyor oluşunu garipsemiştim. Son mitingler de gösterdi ki zihninde Belediye Başkanlığından çok daha büyük arzular var.

Esen rüzgar İmamoğlu’nu başka denizlere açılma arzusunu kamçılıyor. Doğrusunu isterseniz iyi de bir rüzgar yakaladı. Muharrem İnce de bu şansı yakalamıştı.

Toplumsal rahatsızlık öylesine büyük ki muhalefet adına yaprak kımıldasa onu kasırgaya dönüştürecekler ama muhalefet ondan bile aciz. Saray bütün muhalefeti öylesine kuyruğu haline getirdi ki toplumsal rahatsızlığa karşılık verebilmeleri mümkün görünmüyor.

Belki bu yüzden daha birkaç ay önce Beylikdüzü Belediye Başkanı olan bir kişi bugün Cumhurbaşkanlığına doğru ilerliyor.

Ama ben yine de söylemeden edemiyorum İmamoğlu umarım ne yaptığını biliyordur. Umarım miting meydanlarının rüzgarını ve seçim sandığını yılmaz yıkılmaz bir kale olarak görmüyor Türkiye’nin bütün dinamiklerini hesap ediyordur. Umarım Belediye Başkanı olmakla Cumhurbaşkanı olmak arasındaki çetin ayrımı yapıyordur.

Ama çıplak gözle baktığında İmamoğlu acaba bir tuzağa doğru mu gidiyor diye düşünmekten insan kendini alamıyor.  Sanki İstanbul’u kazanıp sindirmeden Cumhurbaşkanlığına yönelmesindeki hatayı hesap etmiyor. Sanki; mitinglerin ve sosyal medyanın insanı kendinden geçiren havası onun yanlış hareket etmesine neden oluyor.

İmamoğlu’nun en büyük handikapı kolay provoke olması. Hem pizzacı da hem de VİP tartışmasında bu çok açık görüldü. İnce kadar sinirlerine hakim değil. Bu saatten sonra Erdoğan’ın bu zayıf noktaya yükleneceğini bilmek için müneccim olmaya gerek var mı?

İmamoğlu ve ekibi şunu da gözardı etmemeli; İstanbul’u almak AKP’nin ve Erdoğan’ın hayat damarların kesmek demek. Önce onu yapmak stratejik olarak da daha doğru bir hamle olur. Erdoğan’ı yenmenin birinci aşaması İstanbul’daki rantını kesmek. Ama İstanbul bir fırsat olduğu kadar aynı zamanda bir risk. Hele merkezi hükümetle çelişerek, onun engellerini aşarak onu başarıyla yönetmek bir hayli zor olacak. İstanbul’u başaramazsa zaten daha ileri gidemez. Onun için İstanbul’a odaklanmak sonraki planların başarısı için de kaçınılmaz.

Çare İmamoğlu mu?

Sürekli kendine bir kurtarıcı arayan ülkede İmamoğlu bu toplumsal huzursuzluğa çare olabilir mi? Türkiye’yi bu karışık ortamdan sahil-i selamete çıkaracak entelektüel birikime, kararlılığa sahip mi?

Türkiye’nin fotoğrafına baktığınızda büyük bir krizin eşiğinde ekonomi, iliklerine kadar siyasallaşmış bir yargı, çivisi çıkmış bir devlet, her yönüyle kutuplaşmış bir toplum ve milyonlarca insanın mağduriyet yaşadığı bir Türkiye fotoğrafı ile karşı karşıyayız.

Hakimiyetin, kayıtsız şartsız sahibi olan millet, bu sıkıntılı günlerde iktidarı bir Rizelinin elinden alıp bir Trabzonluya verdiğinde problemler çözülecek gibi duruyor mu? Bunlara cevaplar başka bir yazının konusu ancak ben İmamoğlu’nun yerinde olsam erken doğumlara müsaade etmez, bugün sadece kent yönetmeye odaklanırdım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin