Deprem ve tövbe

YORUM | MAHMUT AKPINAR 

Her deprem sonrası dini sıfat taşıyan veya din adına konuştuğu düşünülen birileri çıkar ve “felaketlerin günahlardan kaynaklandığını” ifade ederek insanlara ahlak dersi verir. Sevimsiz, kibir içeren, empatiden yoksun konuşmalar yapar. Toplumun bir kesimini, bazen bazı şehirleri itham eder, tövbeye davet eder. 

Bildiğimiz kadarıyla umumi felaketler musibetler anında İslam’ın yaklaşımı bir kesimi suçlamak, itham etmek yerine toplumun toptan tövbeye yönelmesidir. Allah günahkar kullarının ifşa edilmesini istemez, onun yerine hata işlenen toplumun toptan tövbe etmesini arzu eder. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Peki, neden her afet, felaket sonrası birileri aynı teraneyi okur, ahkam keser, insanların bir kısmını hedef gösterir? 

Ayrıca günahı sadece ahlak bekçiliğine indirgemek, birilerinin hayat tarzına münhasır görmek çarpık bir bakış açısı değil midir? 

Mesela zina etmek, şarap içmek, namaz kılmamak günah iken, çalmak, yalan söylemek, zulmetmek, hak sahibine hakkını vermemek, tartıda-ölçüde hile yapmak, çimentodan, demirden götürmek haram ve günah değil midir? 

Tövbe etmek yapılan bir hatayı, günahı tekrar etmeme azmiyle kararlı olmaktır. Yanlış sözden, eylemden pişman olmak ve yenilerini işlememek için Allah’tan af dilemek, kullardan helallik istemektir. 

Madem deprem ve tövbe üzerinden gidiyoruz. Eğer deprem sonrası bireysel ve toplu olarak tövbe edeceksek depreme sebep olan hatalardan, yanlış eylemlerden vazgeçme, onları tekrar etmeme gibi bir kararlılığımızın olması gerekmez mi? Şükür kendi cinsinden olduğu gibi tövbe de öncelikle kendi cinsinden pişmanlık gerektirir. Yani zenginsen onun şükrünü zekat, sadaka vererek, fakirleri gözeterek yapmak en uygunudur. Eğer günahlarından tövbe etmek istiyorsan yolu hatalardan kaçınmaktır.

Din adına ahkam kesenler, vaaz edenler dünyanın pek çok yerinde benzer depremler olduğu halde bunların felakete dönüşmediğini, bizdeki gibi kitlesel ölümlerin olmadığını bilmiyor olamazlar. Ölümlerin depremden değil, çimentodan, demirden çalmaktan, denetimden kaçmaktan, kolonları kesmekten, ranttan, kaçak kat çıkmaktan, imar aflarından, altyapısızlıktan, depreme tedbir alınsın diye toplanan paraların çarçur etmekten kaynaklandığını ortalama bilgiye, zekaya sahip herkes gibi bu hocalar da biliyor.

O halde neden bu hocalar her deprem sonrası ahlak bekçiliğine soyunuyor da toplumu ve sorumluları ahlaklı olmaya, çalmamaya, kurallara uymaya, sağlam yapılar yapmaya davet etmiyorlar? 

Bu tür felaketlerin tövbesinin felakete sebep olan hataları tekrar etmemek olduğunu neden hatırlatmıyorlar? 

Yeni depremlerin felakete dönüşmemesinin yolunun başkalarını itham etmek değil, somut tedbirler almak olduğunu herkes gibi onlar da biliyor. Ama o alanda konuşmanın, oradaki hataları dile getirmenin maliyeti var. O nedenle milli sporumuz olan “probleme odaklanmak yerine topu taca atma!” hareketini din adamları da yapıyor. Sorumluları, rantçıları hedef almak, onları tövbeye (aynı hataları yapmamaya) davet etmek yerine “Bre kafirler! Zındıklar!” modunda vaazlara devam ediyorlar. Çünkü çoğunun önceliği Hakka taraftar olmak ve hakikati söylemek değil.

Toplum olarak hep kolaya kaçarak hayatımızı zora sokuyor, problemlerimizi sürekli katlıyoruz.

1 YORUM

  1. Deli deli sorular…:

    “Hocam, çimentodan, demirden birazcık azaltsam, iyi kum yerine deniz kumu koysam, ikisi arasındaki farkın yarısını hayır kurumlarına bağışlasam, acaba affolur muyum?”

    “Hocam, ihale alabilmek için kazancın yarısını partiye vermemiz lazım. Ucuz ve kalitesiz malzeme kullanmazsak kar etme imkanımız yok gibi. Yine de biz mi suçluyuz?”

    “Ya sadece biz mi yapıyoruz? Herkes yapmıyor mu bu işi?”

    “Belediyeler çürük binaları Bakanlığa bildirmiş. O binalar yıkılmış. Ne Belediyeye: “Siz geri zekalı mısınız? Bakanlığa bildiriyorsun da, halka neden bildir miyorsunuz? diye soran var ne de Bakanlığa “Belediyeden bilgi aldınız da ne halt ettiğiniz? Hadi bir halt edemiyorsunuz hiç olmazsa bu çürük binaları neden ifşa etmediniz kardeşim?” diyen var. Şimdi sadece biz mi suçluyuz?”

    “İzmir’de yüzün üzerinde insan can verdi. İstanbul’da yüzbinler ölebilir diye konuşuluyor. Eğer İstanbul’da oturan oğlumun çürük binada oturduğunu bilsem, ne yapar eder onu oradan çıkartmaya çalışırım. Nereden öğrenebilirim?”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin