Denizin dili!

YORUM | M.NEDİM HAZAR

17 Ağustos 1999’un üzerinden tam yirmi yıl geçti. Toplumsal bellek için çok önemli bir rakam 20 yıl. Yaşanılanlar ne kadar acı olursa olsun sanırım unutulmaya bu sayıdan itibaren başlanılıyor artık.

Ülke medyasının durumu malum, ufacık bir kanalizasyon haberi bile iktidarın lehine-aleyhine değerlendirmesiyle ya görülmezden geliyor ya abartılıyor. İki gün önce İstanbul’da yaşanan sel felaketi sonrasında başta Pelikan çetesinin üyeleri olmak üzere, tüm iktidar trolleri alay-ı vala ile bağıra bağıra aktardılar yaşananları. Sanki 20 yıldır bu kenti kendilerini nemalayanlar yönetmemiş gibi 20 gündür idarede olanları suçladılar akıl almaz bir pişkinlikle.

99 Depremi’nin bu ülkede açtığı yaralar ve yaşattığı travmaya dair yapılan haberler de giderek sönümlenen bir ivme ile yer aldı. Ki bu sene başta iktidar medyası olmak üzere neredeyse hiçbir medya tarafından görülmedi. Bir iki deprem uzmanının artık ezberlenen klişe açıklamaları haricinde doğru dürüst bir haber, belgesel ya da sanat ürünü çıkmıyor artık.

Oysa tekrar yaşanma riski olmasa bile, bu ülkenin yaşadığı en büyük acılardan biriydi 99 Depremi.

BBC ülke medyasından bekleneni yaptı ve depremin yaşandığı beldelerden insanlar ve bölge üzerindeki izlerini kovaladı. (Belgeseli şuradan izlemek mümkün) Filmde çok enteresan bir ayrıntı var. Depremi yaşayan yaşı müsait insanlar, toplumun denizden hala korktuğunu söylüyorlar. Kolay değil zira, çok ciddi bir bölgeyi içine almış deniz. Su altı çekimleri ürpertici.

Ancak çocuklar için böylesi bir travma söz konusu değil. Dolayısıyla dalıcılık ve su sporları derneğinde çocuklar kaygısızca denize dalabiliyorlar.

20 sene evvel bir gece yarısı 45 saniye boyunca Gölcük merkezli sarsılmıştık. Yaşı müsait olanlar o günlerin dehşetini hatırlayacaklardır şüphesiz ama sanırım devlet hafızası çok zayıf olduğu için hiç yaşanmamış sayılıyor.

Her felaket gibi, şüphesiz depremin de belli bir disiplini ve dili var. Bunlardan en önemlisi meydana gelme periyodu. Bütün uzmanların müşterek kanaati İstanbul merkezli büyük bir depremin yaklaşık 250 yılda bir meydana gelmesi. Kötü haber, 99 Depremi değil beklenen, tıpkı 1894 depreminin emsal olmayacağı gibi. Beklenen felaket 1509 ve 1766 yıllarında yaşananın benzeri.

Gölcük-Değirmendere’den çok daha yakındaki bir fayın hareket edebileceğini bizzat araştırmalar söylüyor zaten. Yer ve sarsıntı uzmanları toprağın altında yeterince gaz ve stres biriktiğini belirterek 99 Depremi’nden en geç 60 yıl sonra Adalar fayının hareketlenebileceğine vurgu yapıyor. Elbette felaket tellalı değil niyet ama fayın tek seferde kırılması halinde Avusturya’dan Mısır’a kadar hissedilecek bir sarsıntı ve çok ağır neticelerinden bahsediliyor.

Tıpkı 1509 yılında yaşananlar gibi…

O dönem İstanbul’un nüfusu 150 bin civarı. 30 bine yakın mesken var.

Bir Eylül ikindisi başlıyor sarsıntı ve aralıklarla 3 hafta yoğunluklu, üç ay seyrek devam ediyor. Binden fazla mesken kullanılmaz hale geliyor. Kimi kaynaklar ölü sayısın 5 bin civarında verse de bu resmi rakam. Tıpkı 99 Depremi için söylenen 16 bin kayıp gibi. Oysa 99’daki kaybın 50 bine yakın insan olduğunu biliyoruz. İstanbul’da yaşanan insan kaybı yüzde 10.

Bazı hatıratlar 1509 Depremi’nin dehşetini ürkütücü nakleder. Hamile kadınların düşük yaptığından, pek çok insanın akıl sağlığını yitirdiğinden bahsedenler vardır. İnsanların korkuyla Galata köprüsüne çıktığı ve bu köprünün ağırlıktan denize battığından söz ediliyor. Deprem sonrası oluşan dev dalgaların boyunun 6 metre olduğunu yazan ciddi tarihçiler var. Marmara denizinin sularının surları aşıp pek çok evi suların altında bıraktığı yazılı bazı kaynaklarda.

Küçük Kıyamet- Kıyamet-ı Suğra denmiştir bu depreme. Ve daha sonra irili ufaklı pek çok deprem yaşayan İstanbul için benzer bir dehşetli felaket yaklaşık 250 yıl sonra; 1766’da yaşanır.

Felaket sonrası oluşan tablo çok farklı değildir. Ev enkazları, han, hamam yıkıntıları, camilerin çöküşü, sonrasında yaşanan salgınlar, kaos vs… Yaklaşık bir yıl boyunca yaşanan yıkıcı pek çok sarsıntı kaydeder kaynaklar.

Büyük Çekmece, Adalar, İzmir…

Memleket adeta deprem kasırgasına yakalanmıştır. 1867 Kasım’ında bir büyük deprem ile şehrin merkezi yerle bir olur. Kimi kaynaklar 15 yıl, kimileri 30 yıl sürdüğünü söyler artı sarsıntıların. Osmanlı ekonomisini çökertecek duruma getirecek kadar maddi ve manevi tahribat yapar deprem.

Belirttiğim gibi 1894 Depremi bu depremin tarihsel tekrarı değildir. Farklı bir noktada yaşanmıştır. İstanbul Depremi Adalar merkezli olacaktır muhtemelen. Ve 30 yılın 20’sini hoyratça harcadık. Hadi vatandaşların umursamaması anlaşılır bir şey de, bu konuya devletin AVM ve rezidans yapmaya merakının binde biri kadar bir ilgi göstermemesinin çok acı neticeleri olacaktır korkarım ki.

99 Depremi sonrasında, o vakitte İstanbul Belediye başkanlığını vekaleten yürüten beyefendi gazeteyi akşam yemeğine davet etmişti. İstanbul’un kasırlarından birinde yenilen akşam yemeği esnasında konu yine depreme gelince şöyle demişti vekil başkan: “Yaptırdığımız araştırmalara göre, büyük İstanbul depremi en erken 13 yıl sonra olacak, rahat olun!”

Yani; “Bizim dönemimizde olmayacak nasılsa” rahatlığı vardı sayın başkanda.

İşin fenası, bu rahatlığın adeta siyasi ve idari bir miras olarak bugüne kadar gelmiş olması.  Tarih, tabiat dilini anlamayanların, hassaten toprağın, denizin diline duyarsız kalanların bedelini çok ağır ödedikleri acı tablolarla dolu. İlk yazının başındaki Mevlana kıssasını hatırlayalım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin