Dengeler Gezegeni

ESA (Avrupa Uzay Kurumu)

HABER-YORUM | BETÜL GÜL

“Biz gözümüzü açtıkça, bakışımızı kainatın yüzüne çevirdikçe ilk gözümüze ilişen umumi ve mükemmel bir düzen, kuşatıcı ve hassas bir dengedir. Görüyoruz ki, her şey ince bir düzen, hassas bir denge ve ölçü içindedir. Biraz daha dikkat edince, sürekli yenilenen bir düzen ve denge sağlama fiili gözümüze çarpıyor. Yani biri o düzeni kusursuz bir şekilde değiştiriyor, o dengeyi ve ölçüyü gözeterek tazeliyor. Her şey muntazam ve ölçülü sayısız suret giydirilen birer model oluyor. Daha çok dikkat ettikçe o düzenli ve ölçülü icraatın altında bir hikmet ve adalet görünüyor. Her harekette bir hikmet ve gaye gözetiliyor, bir hak ve fayda takip ediliyor. Daha da dikkat ettikçe, gayet hikmetli bir faaliyet içinde bir kudretin emareleri, eserleri ve her şeyin her halini kuşatan engin bir ilmin cilveleri şuurlu nazarımıza çarpıyor.” (Kısmen sadeleştirilmiş Mektubat, Yirminci Mektup)

Dünya sistem bilimi, yerkürenin işleyişini inceleyen, nispeten yeni bir bilim dalı. NASA’nın 1983’de Dünya Sistem Bilimleri Komitesi’ni kurmasıyla ortaya çıktı. NASA bilim misyonunu açıklarken “Dünya’nın atmosferini, karalarını, okyanuslarını, buzlarını ve canlıları birbirine bağlı, tek sistemin parçaları olarak algılamalıyız” diyor. Dünya sistemi, birbirleriyle karmaşık ilişkileri olan çok çeşitli unsurları içeriyor. Miami Üniversitesi’nden Prof. Eugene Rankey ve USRA’dan (Universities Space Research Association) Martin Ruzek, Journal of Geoscience Education’da yayımlanan makalelerinde şunları söylüyor: “Gezegenimizin şartlarını belirleyen ahenkli fiziksel, biyolojik, kimyasal süreçleri anlatmak için senfoni benzetmesi kullanılabilinir. Bir senfonide her aletin diğerleriyle uyum içinde çok sesli müzik yapması gibi hava, su, karanın unsurları ve hayat ahenkle işleyen Dünya sistemini meydana getiriyor.”

Mesela, Dünya atmosferindeki gazların oranını değiştirebilecek birçok etken olmasına rağmen, atmosferin dengeli bir gaz karşımı var. Metan, karbondioksit gibi ısıyı atmosferde tutan sera gazlarının etkisi olmasaydı, dünyanın ortalama sıcaklığının eksi on sekiz derece olacağı hesaplanıyor. Peki, bu gazlar fazla olsaydı? Venüs’ün atmosferi yüzde 96.5 karbondioksitten oluşuyor; ortalama yüzey sıcaklığı yaklaşık 460 derece. Dünya’nın atmosferindeki karbondioksit oranı yüzde 0,0400 civarındayken, karbondioksitten çok daha güçlü bir seragazı olan metanın atmosferdeki oranı yüzde 0,00018. Seragazı nitröz oksit, karbondioksitten yaklaşık üç yüz kat daha güçlü ama, atmosferdeki oranı metanınkinden de düşük: Yüzde 0,00003.

Düşünün ki, yanardağlardan çıkan kükürtdioksidin bile havadaki metana etkisi var. Yanardağ patlamalarıyla açığa çıkan kükürtdioksit, metan üreten bakterilerin çoğalmasını engelliyor ve atmosferdeki oranının düşmesine neden oluyor. Bazı bakteriler ise metan “yiyor”. (Yeni Zelanda’nın Rotorua kenti yakınındaki jeotermal alanda bu özellikte bakteriler keşfedildi.) Yanardağ patlamaları, bitkisel planktonları demirle besleyip çoğalmalarına yol açarak atmosferdeki karbondioksit miktarını da dolaylı olarak etkiliyor. Yüzey sularında yaşayan bu mikroorganizmalar gözle görülemeyecek kadar küçük. Ancak denizlerde trilyonlarcası var; toplu halde uzaydan bile görülüyorlar. Sudan büyük miktarda karbondioksit alıyor ve küresel fotosentezin yaklaşık yarısını yapıyorlar. Yani, havadaki oksijenin büyük bölümünün kaynağı da bu minik canlılar. Ölüp dibe çöktüklerinde yapılarındaki organik karbonun bir kısmı deniz tabanına gömülüyor. Yüzey sularındaki karbondioksit miktarı azalınca atmosferden suya karbon geçişi artıyor.

Andrew Shiva / Wikipedia / CC BY-SA 4.0

Prof. Josh West ve doktora öğrencisi Mark Torres, And Dağları’ndaki kayaları inceleyerek sera gazı karbondioksidin atmosferdeki oranını dengede tutan ilginç bir süreci aydınlattı. 

Yerkabuğu ve manto tabakasının üst kısmından oluşan, taşküre denilen katman okyanus tabanı ve kıtalarla birlikte hareket eden büyüklü küçüklü parçalara ayrılmış durumda. Bir okyanus levhası başka bir okyanus levhasına ya da kıta levhasına yaklaşırsa, biri diğerinin altına dalıyor. Yavaş yavaş manto tabakasına kayan bu levha derinlere iniyor ve eriyor. Levha hareketleri Dünya’yı sıcak tutan sera gazı karbondioksidi de geri dönüştürüyor. Kimyasal reaksiyonlarla atmosferden yer kabuğuna geçen karbon, yanardağ faaliyetleriyle tekrar atmosfere karışıyor. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Josh West ve meslektaşlarının Nature dergisinde yayımlanan araştırmaları ilginç sonuçlar ortaya koydu. Dağ oluşumları sırasında yüzeye çıkan “taze” kayaların adeta bir sünger gibi atmosferdeki karbondioksidi “emdikleri” uzun zamandan beri biliniyordu. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Önü alınmamış olsaydı bu süreç, Himalayalar gibi büyük dağ sıralarının oluşumları sırasında, birkaç milyon yıl içinde atmosferdeki karbondioksit seviyesini öyle azaltırdı ki, Dünya’yı bitmeyen bir kışa sokardı. Ama böyle olmadı.”

Üniversiteden yapılan açıklamanın devamında, dağ oluşumu sırasında ortaya çıkan kayaların kimyasal ayrışma süreçlerinin benzer bir hızla atmosfere karbondioksit sağladığı ifade edildi. Güney Amerika’nın batı kıyıları boyunca uzanan, yaklaşık yedi bin kilometre uzunluğundaki And Dağları’ndaki kayaları araştıran Prof. West ve doktora öğrencisi Mark Torres, bu kayaların kimyasal ayrışma süreçlerinin önceden tahmin edildiğinden çok daha fazla karbon açığa çıkardığını tespit etti. Bol miktarda bulunan pirit adlı mineralin kimyasal olarak ayrışmasıyla, diğer minerallerden karbondioksit salınmasına neden olan asitlerin ortaya çıktığı belirtiliyor.

Araştırmalarını ünlü akademik dergi Nature’da yayımlayan Bonn Üniversitesi bilim insanları da şu sonuca vardı: Dünya’nın derinlerinde oksijen depolanmasaydı, yeryüzü muhtemelen çorak ve yaşama elverişsiz olurdu. Araştırma grubu, birkaç yüz kilometre derinde bulunan majorite adlı mineralin büyük miktarda oksijen depoladığını keşfetti. Levha sınırlarında bulunan dalma-batma bölgelerinde, kayan yerkabuğuyla birlikte demiroksit de derinlere taşınıyor. Demiroksitin yapısındaki oksijen, yüksek basınç ve sıcaklık altında bu mineralin bileşeni haline geliyor. Majorite, oksijen asansörü gibi; yükseliyor, yeryüzüne yaklaşınca tuttuğu oksijeni salıyor. Bonn Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, açığa çıkan oksijenin hidrojenle birleşerek su da oluşturduğu belirtiliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin