Dayatma; musakka-bamya ya da Kemalizm-Osmanlı…

MAHMUT AKPINAR | YORUM

Çocukken pek çoğumuzun sevmediği, alışamadığı yemekler olmuştur. Bazen tadı, bazen görüntüsü hoşumuza gitmediği için uzak durmuşuzdur. Hiç tatmadığı, lezzetini bilmediği halde bu tür yemeklere şartlı bakan, mesafeli duran, hatta iğrenen insanlar da vardır.

Bir kısım insanlar yetişkin hale geldikten sonra da bu lezzetlere tavrını sürdürür. Ama çoğumuz bir dönem sevmediğimiz, belki tanımadığımız bu yemeklerin aslında lezzetli, yararlı ve gerekli olduğunu sonraları anlarız. Bamyayı, karnabaharı çocukken ben de sevmezdim. Şimdilerde “Keşke olsa da yesem!” dediğim çoktur. İnsanın damak tadının, bilgi ve bilinç düzeyinin, tecrübesinin yeterince gelişmediği dönemlerde, yanlış bilgilenmekten, eğitim hatalarından kaynaklanan ön kabulleri oluyor.

Buradan nereye varmak istiyorum? 

Bir ülkede yaşayan farklı toplum kesimlerini bir sofra etrafında çevrelenmiş aile bireylerine benzetebiliriz. Aynı toplumda farklı damak tatlarının, farklı yemeklerin bulunması gayet doğaldır. İklimin, coğrafyanın, kültürün çeşitliliğine göre yemekler de çeşitlenir, değişir. Ancak annesinin yemekleri dışında yemek bilmeyen, farklı lezzetleri yok sayan, yeniliklere kapalı kişiler de çıkabiliyor. Bazıları da kendi bildiği aşı başkalarına zorla yedirmeye, insanların ağzına tıkmaya çalışabiliyor. Hatta, “Bu yemeği nasıl sevmezsin!” diye tehdit savuranlar olabiliyor.

Farklı tercihlere, damak tatlarına, giyim tarzlarına, kültürel, sanatsal eğilimlere, kimliklere sahip olmak insan olmanın gereğidir. Etrafında toplandığımız sofrada farklı seçeneklerin olması, herkesin kendine dair şeyleri bulabilmesi bir çeşitliliktir, zenginliktir. Böyle bir sofra ayrıştırmaz, aksine birleştirir. Yemeklerin çeşitliliği sofrayı cazip hale getirir, etrafında oturanların iştahını açar. 

Herkes musakka yemek zorunda!

Sofrada sevmediği bazı yemekler olsa da, insanlar damak tadına uygun yiyeceklerin de olduğunu bilir. Kendi tercihlerine ve memnuniyetine odaklanan kişiler, sevmediği yemeklerin sofrada bulunmasından rahatsız olmaz. Aksine başkalarının damak tadına uygun yemeklerin varlığından haz duyar.

Ancak bir sofraya tek çeşit yemek koyar ve bunu dayatırsanız, “Herkes musakka yemek hatta sevmek zorunda!” derseniz, habire musakkanın faziletlerini anlatıp başka lezzetleri kötülerseniz o sofra birleştirici olmaktan, o yemek nimet olmaktan çıkar, ayrıştırıcı unsura dönüşür.

Hangi mutfağın daha iyi olduğu, yemeklerin lezzeti, damak tadı gibi konular subjektiftir. Oysa tarihe mal olmuş, yaşanmış ve bitmiş olaylar, kişiler belirli ve objektif metotlar çerçevesinde incelenir. Tarihi aktörler hatalarıyla ve sevaplarıyla ele alınır, bilimsel yöntemlerle değerlendirilir. Tarihi kişilere nefret veya hayranlıkla bakmak, duygusal yaklaşmak rasyonel bir davranış değildir. En azından bilim insanı, devlet adamı, gazeteci vasfı olanlar böyle yaklaşmamalıdır. Akıl, bilim, mantık çerçevesinde hareket ettiğini iddia eden, bu nedenle dini “safsata, yobazlık!” gören kesimlerin tarihin bir döneminde kalmış olayları, kişileri topluma dikte etmeleri, tartıştırmamaları, “sevmek mecbur” gibi davranmaları ayrı bir yobazlıktır.

Kemalizm bir din değildir!

Mustafa Kemal kurucu liderdir, Milli Mücadeleye öncülük ve komuta ederek önemli askeri, siyasi zaferler kazanmıştır. Ülkeyi işgalden kurtarmıştır. Bunlar dahi tartışılabilir, ancak Mustafa Kemal’in uygulamalarını, devrimlerini, siyasetini herkes sevmek ve onaylamak zorunda değildir. Bazıları Kemalizm’i bir din gibi sorgulanmaz, dokunulmaz, kutsal görse bile, onu başkalarına dayatamaz. Kemalist yaklaşımlar sofradaki farklı lezzetler gibi bir çeşitlilik olabilir ama yıllarca yapıldığı üzere herkese dayatılırsa  ayrışma, kavga, gerilim getirir.

Tarihi bazı olaylar, kişiler sofradaki farklı tatlara benziyor. Bir ideolojinin propaganda aracına dönüştürülüp dayatılınca zorla yedirilen musakka ve bamya etkisi yapıyor. Bu eleştiri sadece Kemalistlerin dayatmalarına yönelik değil. İslamcıların, muhafazakarların, diğer ideolojik yaklaşımların dayatmaları için de geçerli. Mustafa Kemal’i herkes sevmek zorunda olmadığı gibi, Fatih Sultan Mehmet’i, Yavuz Sultan Selim’i de sevmek zorunda değil. Mehmet Akif’i herkes sevmek zorunda olmadığı gibi, Nazım Hikmet’i de sevmek zorunda değil. Tarihten figürleri sembolleştirip, ideolojik forma sokup dayatmak ayrışmaya ve nefrete neden oluyor.

Bamyayı, musakkayı çocukken sevmezdim ama artık favori yemeklerim arasındalar. Mustafa Kemal, Kemalizm bana hep itici geldi. Eğitim sisteminden kaynaklanan dayatmalar, zoraki merasimler, sevmeye mecbur hissettiren üsttenci tutumlar, kibirli söylemler daha da antipatik hale getirdi. Kemalizm namına yapılan endoktrinasyonu, dayatmaları hala kabullenmiyorum, yararlı da bulmuyorum. Ama artık Kemalizmi ve Atatürkçüleri sofrada olması gereken bir çeşitlilik olarak görüyorum. Zira beraber yaşadığımız toplum içinde onu seven, ondan hoşlananlar olduğunu biliyorum. Mustafa Kemal’e nefret veya hayranlık penceresinden bakmıyorum. Onu kritik akla ve tarihe emanet edilmesi gereken askeri, siyasi lider olarak görüyorum.

Bamya, musakka gibi yemekler bazıları tarafından ilelebet sevilmeyebilir. Kimisi bu lezzetlere zamanla alışabilir, kimisi kerhen kabullenir. Kimisi yararlarını sonradan keşfeder. Sonuçta insanoğlu değişen, gelişen, öğrenen bir varlık ve bazı alışkanlıklarını değiştiriyor.

 

 

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

8 YORUMLAR

  1. Hocam benim hicret ettiğim toplumda Kemalizm diye bişey yok. Ama musakkam var bayıla bayıla yiyorum..
    Güzelim musakkayı izm lerle karşılaştırıyorsunuz, esefle kınıyorum;))

    Kahrolsun bütün dandirik ezberler, Kahrolsun bütün İZM ler

    Maalesef Türkiyedeki, istisnasız bütün kesimler yobazlıkta birbirleriyle yarışıyor

    Şaka birtarafa Farkındalık(yazı için) için teşekkürler

  2. Insana illa anne babani aşırı sevmek zorundasın, cünkü her yaptıkları mükemmel, herseyleri kusursuz, en iyi onlar bilir ve onlar butun noksan sıfatlardan munezzeh deseniz insan öz anne babasindan nefret eder.
    Bu kadar basit.🤷‍♀️🤷‍♀️🤷‍♀️🤷‍♀️

  3. Eskiden ben de Kemalizm kötü filan sanırdım. Halen de iyi bir şey mi, kötü bir şey mi konusunda net bir fikrim yok. Ama galiba mesele İslami kesimin dediği gibi de değil.
    Muhtemelen Kemalizm Türkiye için iyi bir şeydi. Zamanında iyi bir çıkış yapıldı. Sonra devamı getirilemedi, olay dondu kaldı. Kemalizm, Atatürk devrimleri olmasa, Türkiye bugün daha Ortadoğulu bir ülke olacaktı.
    Bugün Kemalizme söz söyleyen Müslüman kesime sormak lazım: Birader Kemalizme sizin alternatifiniz nedir? Çıkara çıkara bir Tayyip´i çıkardınız. Madem o kadar muhteşem değerleriniz var, neden demokrasi, hukukun üstünlüğü, torpil değil likayat, insan hakları gibi değerler çıkmıyor inanç dünyanızdan.
    Kemalizmin eleştirilecek yönleri mutlaka vardır. Kemalizmi bu hale getiren sizin de bir türlü değişememeniz, toplumu geri götürmekte diretmeniz olmasın sakın? Sizin katılığınız ve gericiliğiniz Kemalizmin katılığını sonuç vermiş olmasın?
    Kemalizm ideal bir demokratik düzen değildi. Donup kaldı, adeta dinleşti zamanla. Ama onu sevmeyenler de yerine daha iyi bir şey önermiyor. Bizim hocamız, şeyhimiz, pirimiz, Osmanlı hayalciliği ve masallarıdışında elle tutulur bir önerileri yok. Fırsatı bir kere ele geçirdiler, sonuçları hepimiz görüyoruz, yaşıyoruz…
    Bir de bazı arkadaşlar yaşadığım ülkeden kemalizm yok falan yok diye anlatıyor.
    Birader haklısın, doğru. Ama sizin yaşadığınız ülkede bizdeki gibi geriye dönük din anlayışı da yok. O toplumlar o işi yüzyıllar önce Aydınlanma ile filan çözmüşler. Bugün bizdeki gibi bir anlayış yaygın olsa, oralarda da Kemalizm olur, merak etmeyin.
    Bizde Atatürk Avrupalıların uzun yıllar içinde bilim adamları ile, filozofları ile sindire sindire yaptığı şeyi yukarıdan inme bir şekilde ve kısa zaman içinde yapmaya çalıştı. Ama klasik din dirençli çıktı, sonunda tekrar kontrolü ele geçirdi.

  4. O’nun çok önemli bir dönemde bir istiklal mücadelesi vermesi, onun bayraktarlığını yapması ve o gün bize musallat olan bir dönemin batı zalimleri onlara karşı bir istiklal mücadelesi verip bize bir istiklal kazandırması bizim bu günlere ulaşmamıza vesile olması bakımından çok önemli bir hadisedir. Bunu görmezlikten gelemeyiz. Bediüzzaman bu meseleyi ifade ederken der ki, onlar zaten o zalimler değil mi bazılarını bize musallat ettiler. O bakımdan Türkiye’nin bir istiklali, bugünlere gelmesi bundan sonra büyüklüğe oynaması için öyle bir mücadele çok önemliydi, çok hayatiydi Atatürk bu hayati meseleyi başarmıştır. Atatürk’e Türkiye’de düşmanlık yapan insanlar, onu dinin karşısında olmayacak bir şekilde göstererek düşmanlık yapmışlardır.

    http://fgulen.com/tr/hayati-tr/gorusleri/Fethullah-Gulen-Ataturk-ve-Cumhuriyet-

    Sayın M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye amasız, fakatsız birebir katılıyorum.

  5. Mustafa Kemal, Kemalizm bana hep itici geldi.

    Saygılı bir cümle değil bana göre. A,B, C kişileri iticidir ya da sevmiyorum demek reaksiyoner bir tutumdur. Bu da bir tür nefrettir. A, B, C, Mahmut Akpınar, Said Nursi, Fethullah Gülen…vs kişiler hakkında itici geliyor ya da sevmiyorum demek yanlıştır, nefrettir. İnsan, kendine İTİCİ geleni değil ÇEKİCİ geleni yazmalı. Kendine sevimsiz geleni değil, SEVİMLİ GELENİ söylemeli. Özgürlük, aksiyoner olmaktır yoksa reaksiyoner olmak değildir. Çünkü, reaksiyoner satırlar kötüdür, nefretten beslenir, HİZMET in uslubu bu değildir. (HE DAHİL) Zira sana itici ve sevimsiz gelen A, B, C bir başkasının sevdikleri olabilir. Daha nezaketli olmanızı beklerdim.. Heyhaaat!!

  6. TR 7/24 yönetimine,

    Öncelikle medyada önemli bir ihtiyaca cevap verdiğiniz için sizlere müteşekkirim .
    Ürettiğiniz içeriklerle ve yazarlarımızın yorumlarıyla önemli bir beslenme kaynağı oluşturdunuz. Sağ olun varolun. İnşallah daha nice ufku açık yeni kalemlerle köşeleriniz renklenir, şenlenir.

    Bir konuyu, kendi içinizde değerlendirmeniz için bu yorumu sizinle paylaşıyorum. Bazı konular vardır ki, ilkesel bir duruş gerektirir. Herkes kendi kafasına göre hareket edemez, o türlü konularda, söylem birliği olması gerekir adeta. Bunlar, şahsımanevinin karakterini yansıtır.

    Ne gibi mesela? Bir ülkenin kurucu lideri ( M K Atatürk gibi ) olmuş şahıs veya kamuya malolmuş benzer kişiler hakkında, bir yazar diktatör, öteki azmettirici katil, bir diğeri Deccal ya da Süfyan, bir başkası itici bir adam ( bu yazıda olduğu gibi), vs tarzındaki muhtelif çirkin nefret içerikli cümleler okuduk esilenizle. Bu durum, temel hizmet hareket felsefesine uygun bir özgürlük anlayışı değildir. Zira entellektüel merkezden gelen bu kötü kıvılcım misali kelimeler, muhit hattında çok daha büyük kötülüklere ve kötü konuşmalara sebebiyet verir. Bundan hiçbirimiz ne burada ne ötede kazançlı çıkmayız.

    İllaki bu konuda bir söylem birliğine gidilecek ise, -ki bence gidilmeli- Hamza Tekin beyin yorumunda da linkini vererek belirttiği gibi, muhterem Fetullah Gülen Hocaefendi’nin çizgisinde ancak bir birliği sağlanabilir. Diğer türlü her kafadan ayrı bir ses çıkar.

    Çıkarsa çıksın ne olacak ki diye düşünülmemeli! Çünkü TR 7/24 ve oradaki yazarlar okunuyorsa, okuyanlar ya bu hareketin fertleridir ya da bu hareketi ilgi ilen izleyen alaka duyan, takip eden yurt içi yurt dışındaki insanlardır.

    Yayın politikanız da bu türlü yorumlarımıza açık seçik ve şeffaf bir şekilde -elbette küfür ve hakaret olmadan- imkan tanımanızdan dolayı ayrıca teşekkürlerimi arz ederim.

    Allah yar ve yardımcınız olsun.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin